22 Eylül 2009, Salı

'İzmirli herşeyi sonuna kadar yaşar'

İzmir'de fuar zamanlarını hiç unutamadığını belirten Dikinciler, kentin insanının, kendisi için ayrı bir yeri olduğunu söyledi

Giriş tarihi : 21.09.2009 18.02 Güncelleme : 18.02   HAYATIN İÇİNDEN
ÖZKAN BİNOL

O, televizyon dünyasının 'Selim Paşa'sı... O, sinemanın 'Mavi Gözlü Dev'i, Tiyatronun 'Kaygusuz Abdal'ı... O yeteneği, mesleğindeki titizliği ve ödün vermediği duruşu ile genç neslin örnek sanatçısı... O, Yetkin Dikinciler.
Aslında bu, Yetkin Dikinciler için olduğu kadar, benim için de bir ilk. Hem ilk kez karşılaşıyoruz, hem de Yeni Asır için ilk röportajımı onunla yapıyorum. Kasıntı, mesafeli birisini beklerken, tam tersi, son derece sıcak ve samimi birisi ile karşılaştım. O bu kadar samimi ve içten olunca bana da aşağıdaki keyifli röportajı yapmak kaldı.
* Selim Paşa ile sivil görüşmek çok ilginç.
- Rahmetli annem beni paşa diye severdi. İnsan kırk kere ne derse o olurmuş. En sonunda paşa oldum.
* Nasıl birisi Selim Paşa ?
- Birkaç yıldır ailesinden, yaşadığı konaktan, İstanbul'dan uzakta, Balkanlar'da savaşan bir subay. Sadece mektuplarla hasret giderebiliyor. Yaralanınca geçici bir körlük yaşıyor ve hava değişimi için İstanbul'a geliyor. O çok sevdiği konağın kokusunu içine çekerken konaktan başka kokular gelmeye başlıyor. Hemen başka şeylerin döndüğünü hissediyor. Tefecilere para kaptırılmış, konak elden gitmek üzere. Tabii ki ev halkının ödü kopuyor Paşa'dan. Bu nedenle her şeyi ondan saklıyorlar. Herkesi ekran başına bağlayan komedi işte buradan doğuyor.
* ATV'nin yeni dizisi olan 'Aile Saadeti' Kemal Sunal'lı 'Tosun Paşa','Süt Kardeşler' gibi filmleri çağrıştırıyor sanki.
- O filmler o kadar başarılı ki, hala hafızalarda duruyor. Bir de 'Aile Saadeti' de Osmanlı döneminde geçiyor. Çağrışım yapması çok doğal.
* Selim Paşa ile Eleni'yi nasıl günler bekliyor ?
- Eleni'yi gördükten sonra, Selim Paşa'nın bu sefer de aşktan gözleri kör olmaya başlıyor. Eleni'nin peşinden koşuyor ama bir türlü de kendisine yakıştıramıyor bu durumu.

SETTE AİLE SAADETİ
* Sette nasıl bir ortam var ?

- Kahkahaların yükseldiği bir set ortamı var. Tam aile saadeti yaşıyoruz.
* Tiyatro ve sinemaya da devam değil mi ?
- Tabii ki... Halen İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısıyım. Daha önce de Antalya ve Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda çalıştım.

BÜYÜK AŞKLA
* Sahnede olmak nasıl bir duygu ?

- İnanılmaz... Sahnedeyken iyi ki buradayım, sahnedeyim, iyi ki bu mesleği seçmişim diye düşünüyorum. Mesleğimi büyük bir aşkla yapıyorum. Bu nedenle hayata karşı büyük bir şükran duyuyorum.
* Tiyatroda en çok hangi oyunlardan etkilendiniz ?
- Profesyonel olarak ilk sahneye çıktığım oyun olan Musahipzade Celal'in 'Kadı' isimli müzikli oyunu, Murathan Mungan'ın 'Mahmut ile Yezida'sı ve 'Taziye'si, Ariel Dorfman'ın 'Ölüm ve Kız' oyunu. Bu oyundaki işkenceci doktor rolü en etkilendiğim rollerin başında gelir. Zaten sevmediğim hiçbir rolle buluşamıyorum. Gogol'un 'Müfettiş'i ve ruhumda bir bütünleşme hissi yaratan 'Kaygusuz Abdal' oyunu. Hatta bu oyunla içimdeki dervişi keşfettim diyebilirim.
* Son dönemde Elif Şafak 'Aşk'ta, Şems-i Tebrizi ile Mevlana'nın derin dostluğunu yazdı ve yıla damgasını vurdu. Eş zamanlı olarak Ahmet Ümit de 'Bab-ı Esrar' adlı romanında aynı mevzuyu gündeme getirdi. Peki, oyuncu olarak içinizde uyanan bu derviş, 'Mevlana' ile buluşmayı düşünür mü?
- Önce teşekkür ederim. Çok güzel bir soru. Aslında uzun zamandır yazar Özen Yula'nın 'Şems Unutma' adlı oyunu ile ilgileniyorum.
* Bence size Şems olmak yakışır.
Haklısınız, bende kendimi Şems Tebrizi'ye daha yakın hissediyorum.
* Gelelim Leoparın Kuyruğu'na...
Hem benim hem de yönetmen Turgut Yasalar'ın ilk sinema filmiydi. Fakat, bir ilk film olarak... Turgut ne kadar çabalarsa çabalasın, olmadı.

NAZIM'I OYNAMAK
* Arkasından 'Babam ve Oğlum', 'Ulak', 'Mavi Gözlü Dev' ve 'Usta' filmleri geldi. En çok hangi filminizden etkilendiniz ?
- Sanıyorum, 'Mavi Gözlü Dev' filmini diğerlerinden ayırmak gerekiyor. Bu filmimi iyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum. Beni en çok Nazım Hikmet'i oynayabilmek duygusu etkiliyor. Ben bu yaşa gelmişim. Bu dünyadan bir Nazım geçmiş ve ben Nazım'ı oynuyorum. Bu gerçekten çok özel bir şey.
* Peki diğerleri...
- Bir de 'Babam ve Oğlum'un farklı bir yeri var. Neden diye soracak olursanız, beni geniş kitlelere tanıttığı için değil, duygu olarak bu rolle özdeşleşebildiğim ve bu projeye çok inandığım için. Hepsinden de önemlisi Çağan Irmak gibi bir sinema dahisi ile tanıştığım ve çalıştığım için.
* Tiyatroda hiç yönetmenliği düşündünüz mü ?
- Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda ne kadar çok oyun oynarsak oynayalım bize hep zaman kalırdı. Bende o zaman sahneye oyun koymaya karar verdim. İlk olarak Ray Coney'in 'Kaç Baba Kaç' oyununu yönettim. Yıllarca kapalı gişe oynadı. Bir de Manuel Puig'in Örümcek Kadın'ın Öpücüğü oyununu sahneledim.
* Hem de Diyarbakır'da! Büyük cesaret doğrusu.
- Sanıldığının aksine Diyarbakır seyircisi çok özeldir. İstanbul seyircisi eline su bile dökemez. Oyunun metnini bile okuyup da gelen seyircimiz vardı. Oyundan sonra teksti bizimle tartışırlardı.
* O zaman siz Aziz Nesin'in o meşhur sözüne katılmıyorsunuz...
- (Gülüyor) Katılırsam o yüzdenin hangisinde yer alırım bilmiyorum. O nedenle en güzeli yorum yapmayayım.

Farklı olanın da yaşama hakkı var

* Yıllarca Diyarbakır'da sanat icra etmiş biri olarak gündemdeki açılımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Şu anda zaten açık olduğumuzu düşünüyorum. Böylesi sözcüklerin kavramsal olarak üst başlık olabilir. Farklılıklardan doğacak zenginliği hayat prensibi olarak benimsemeliyiz. Benden farklı olanın da yaşama hakkı olmalı. Farklılıklarla bir adım daha öteye gidebileceğimizin farkında olmamız gerekir. Yoksa ötesi siyaset edebiyatı olur.

Lunapark rüya gibiydi
* İzmir deyince aklınıza ne geliyor ?

- Hemen çocukluğum ve İzmir Fuar'ı aklıma geliyor. Akraba ziyaretine gelip aradan da Fuar'ı çıkarırdık. Ülkelerin pavyonlarını gezmek, çeşitli eşantiyonlar almak acayip heyecan vericiydi. Bir de rüya gibi lunapark. Çarpışan arabalar muhteşemdi.
* Ya İzmirli?
- Sonunu bilerek yaşayan insanlar geliyor aklıma. Her şeyi sonuna kadar yaşarlar.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Künye | Reklam | İletişim | Ayın Burcu | Önemli Telefonlar | Eczaneler