31 Mayıs 2012, Perşembe

ŞEHiRLERiN BAŞKENTİ AMRİTSAR

Hindistan’da 28 eyalet var. Amritsar, Pencap eyaletinin başkenti...

Giriş tarihi : 30.05.2012 16.35 Güncelleme : 16.35   SARMAŞIK

HİNDİSTAN'A FARKLI BİR BAKIŞ / NESLİHAN ACU

Garda etrafımı bir sürü tuktuk sardı. Otelin adını söyledim, pazarlığımı yaptım, birine atladım. Yolda hayal kırıklığım müthiş. Amritsar diğerlerinden bile daha karışık, daha kötü görünüyor. Bir tek insanlar farklı. Daha doğrusu, erkekler. Hepsi türbanlı, sakallı, uzun boylu ve yakışıklı... Yine bol kornalı, çılgın trafikte hoplaya zıplaya yol aldık ve sonunda tuktukçu beni yıkık dökük bir sokağın başında indirdi. Sokağın adı Queens Road (Kraliçeler yolu). Beni aldı bir gülme. Çöplük sokakların hepsinin adı kral sokağı, kraliçe sokağı, kraliyet sokağı vs... Aşağısı kurtarmıyor. Her neyse... Böyle bir sokakta bahtıma nasıl bir otel çıkacak bakalım diye düşünürken, kendimi Hong Kong otelin önünde buluverdim. Çöplük sokağın içinde mermerden bir vaha şeklinde yükseliyordu. (Bu otelin adını veriyorum, çünkü gerçekten iyi bir otel. Amritsar'a gideceklere tavsiye ederim)

TÜRBANLI ERKEKLER

Bu arada, Hindistan'da 28 eyalet var, onu da bilgi olarak geçeyim. Amritsar, Golden Temple (Altın Tapınak) ile meşhur. Trende birlikte yolculuk ettiğim şu mırmır İngiliz, Altın Tapınak'ı sırf 3 saatliğine görebilmek için Delhi'den sabah trenine bindiğini, gece treniyle döneceğini söylemişti. Bu kadar zahmete giriştiğine göre bu Altın Tapınak gerçekten ilginç bir yer olmalı diye düşünüyorum. Ertesi günü Tapınak'a ayırmaya karar vererek, o gün şehirde dolaştım biraz. Aynı manzaralar. Çılgın kornalar, tuktuk patırtıları... Fazladan, her taraf sinek dolu ve her taraftan sarkan salkım saçak kablolar Amritsar'ı kablokente çevirmiş. Ama yürüdükçe Amritsar'ın bu bölgedeki en batılılaşmış şehir olduğunu fark etmeye başladım. Bildiğimiz anlamda dükkanlar bir bir çıkmaya başladı karşıma. Şık bir butik, muhtelif eczaneler, dev bir spor ayakkabı mağazası... Her yerde internet kafeler...
Ama giyimde kuşamda hiçbir batılılık yok. İstisnasız tüm erkekler türbanlı. Hiç kesmedikleri saçlarını ve geriye doğru çektikleri sakallarını türbanların içine saklamışlar bir güzel. Kadınların hepsi de otantik kıyafetler içinde.
Ertesi gün bir tuktuka atlayıp soluğu Altın Tapınak bölgesinde aldım. Burası acayip canlı bir yol. Karınca gibi insan kaynıyor. Hediyelik eşya satan dükkanlar sağlı sollu dizilmiş. Dilenci kılıklı satıcıların elinde yüzlerce turuncu bandana... Önce bunların ne olduğunu anlamadım, sonra öğrendim. Tapınağın içinde kadın erkek herkesin başına bir şey örtmesi şartmış... Sembolik olarak yani, öyle sımsıkı falan değil. Bandanalar bunun için. Ben de aldım bir turuncu bandana. Ama asıl sürprizi, tapınak duvarlarından içeri girmeye kalkıştığımda yaşadım. Giriş kapısı sayılabilecek yerde hummalı bir faaliyet vardı. Yüzlerce insan ayaklarındaki terlikleri, sandaletleri, spor ayakkabıları vs çıkartıp bir alüminyum numara karşılığı depo gibi bir yere teslim ediyorlardı. Depoya yaklaşıp sarıklı görevliye nedir bu iş diye sordum. İçeri ancak yalınayak girebilirsiniz dedi. Galoş giysem dedim (Tac Mahal'i hatırlayarak)... Sevimli sevimli güldü. Olmazmış. Ya yalınayak ya hiç! Emin misiniz? diye sordum. Eminmiş.
Spor pabuçlarımı çıkardım, çantaya attım. Çoraplarımla takıldım kalabalığın peşine, kapıya dek gittim. Kapıda görevli durdurdu. Çorap yok, yalınayak dedi. Ya niye dedim, çorabımın ne zararı var? Girmeden önce ayaklarını yıkayacaksın, sulardan geçeceksin, çorap olmaz deyince bende şafak hepten attı. Derhal tüydüm oradan.
50 metre ilerde sağ tarafta kahverengi enteresan bir bina var. Jallianwala Bagh müzesiymiş. Amritsar Katliamının anısına inşa edilmiş bir yapı. 1919 yılında Amritsar'da İngilizlerin çıkardığı isyan yasasını protesto eden Hintliler, 5 İngilizi öldürünce, bir gün sonra 14 Nisan'da, İngiliz Tuğgeneral, yine protesto gösterisi için toplanan Hintlilerin üstüne ateş açtırmış, 379 Hintli öldürülmüş ve 1200'ü yaralanmış. Tam bir katliam olmuş yani. Olay, İngilizler tarafından kısa sürede örtbas edilmiş, kapatılmış. Bu müze o katliamın anısını canlı tutmak için. Gayet hoş, yemyeşil bir yer. Çıkış kapısından önce büyük bir avlu var. Buranın duvarları 1919 yılına ait belgeler, fotoğraflar, gazete küpürleriyle kaplı. Ama fotoğraf çekmek yasak.

WAGAH BORDER'DA SEROMONİ
Otele döndükten sonra T.S. Bedi'ye Wagah Border olayını sordum.
Wagah Border, yani Hindistan Pakistan sınırında her akşam güneş batarken yaşanan bayrak indirme seremonisi herkesin dilindeydi çünkü. Bedi, mutlaka görün, çok ilginçtir dedi. 40 kilometre yol gitmek gerektiği için tuktukla falan olacak iş değil. Araba kiralayan birkaç turiste katıldım, çıktık yola, Pakistan sınırına doğru yol almaya başladık. Wagah köyü, Amritsar ile Lahore (Pakistan) arasında yer alıyor.

COŞKULU KUTLAMA

1947'de bağımsızlık ilan edilince, köy ortasından ikiye bölünmüş. Doğusu Hindistan'da, batısı Pakistan'da kalmış. Törenin yapıldığı yere yaklaştığımızda anormal bir kalabalığın içine düştüm yine. Arabalara bir yerden sonra izin yok. Sınıra dek epey bir yolu yürümek gerek. Ama daha ilk kapıda durduruldum. Görevli omzumdaki çantayı işaret ederek, yasak dedi. Nasıl yani? Basbayağı! Kamera, cüzdan vs serbest ama çanta yasakmış. Çantanın içindekileri eline al, çantayı bir yere bırak öyle gel dedi görevli. Döndüm arabaya. Çantanın içinde eşek kadar bir cüzdan, cep telefonu, kamera, güneş gözlüğü var. Hiçbirini bırakamam. Elime almaya kalksam o kalabalıkta 10 dakika içinde soyulurum herhalde. Bir fotoğraf çekmeye kalktığımda, koltuğumun altından cüzdan yürür gider. Başlarım ben böyle işe diyip, her şeyi tekrar çantaya doldurdum, çantayı da omzuma taktım, yeniden kapıya yürüdüm. Kararlılığımı gören görevli omzunu silkti, geçtim. Yüzlerce kişi asfaltta yürüyoruz sınıra doğru. Kadınlar soldan, erkekler sağdan. Batan güneş tam önümüzde! Ne cins insan ararsan var. Sihler, rengarenk giysili kadınlar, tek tük Avrupalılar, çoluk çocuk, dilenciler... Atlı askerler güya kalabalığı denetlemek adına ortalarda caka satıyorlar.
Yürüdük yürüdük, asıl kapıya geldik. Omzumdaki çantayı gören Hintli kadın asker beni geri döndürmek için her yolu denedi ama aslanlar gibi direndim. Yürüttüğüm sarsılmaz mantıklar karşısında sonunda pes etti, beni ve çantamı gösterinin yapıldığı mini stadyum benzeri yere saldı. Tribünlerden birine tırmanıp en tepeye oturdum. Horoz ibiği şapkalı asker peşimden avaz avaz koşturup bir yandan fırt fırt düdüğünü çalıp, beni oradan kaldırdı. Senin yerin burası diyip bir sürü Avrupalının (çoğu hippi) doluştuğu küçük bir tribüne buyur etti. İçimden sevindim. Avrupa Birliği'ne Hindistan'da da olsa ve tek başıma da olsa, girmiştim sonunda. Tören öncesi şenlikliydi. Tarkan benzeri yakışıklı (ama çok uzun boylu) bir Hintli star tribünleri fena coşturdu. Tören öncesi herkes ortaya dökülüp şakır şakır dans etti. Hint tribünlerinden coşkulu sloganlar yükseldi. Soldaki Pakistan tribünleri daha boştu, oradaki coşku da daha azdı. Hintliler kadar turistik takılmıyorlar herhalde. Bu arada ellerinde Hindistan bayrağıyla ikili ekipler halinde kadınlar, erkekler, çocuklar Pakistan sınırına doğru deparlar atıyorlardı. Sarili iri yarı kadınların coşkuyla koşmalarını saygıyla karşıladım. Bu arada, bu Hintli milletinin her ortamda gayet doğal bir şekilde eğlenebildiğini bir kez daha gözlemledim. Kimse germiyor, kasmıyor, kahkahalar içten, danslar içten... Bu konuda biz Türk milletinin Hintlilerden alacağımız on ton ders olduğu konusunda gayet ciddiyim. Törenin kendisi 10 dakika bile sürmüyor. Tüylü şapkalı askerler kaz adımlarıyla yürüyüp bayrağı indiriyorlar. Alkış kıyamet tören bitiyor.

YARIN: ALTIN TAPINAK


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Künye | Reklam | İletişim | Ayın Burcu | Önemli Telefonlar | Eczaneler