10 Mayıs 2011, Salı
Urla'da, dünyanın en güzel manzarası
İletişim
SMS: hd yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
İzmir'in en güzel manzara köşelerinden biri de Urla'yı, sahil boyunu, adaları görebileceğiniz Güvendik tepesidir.
Bu öyle bir yer ki, Urla'yı kuşbakışı izlemeye doyamıyor insan... Biliyorsunuz, Urla İzmir'in en nadide köşelerinden biri; hem kente yakın bir tatil beldesi hem de "şimdilik" betona karşı direnen doğal kimliğiyle, Türkiye'nin örnek köşelerinden biri..
Hoş, kimi zaman gezerken tespit ettiğimiz kirlilik, çöp yığınları varsa da, belediye çalışıyor belli...
Betonlaşmaya karşı direnmek de, bir başarıdır bana göre...
***
Geçen pazar günü dostlarımla, yolumuz Urla'ya düştü, sabahın köründe kenti karış karış gezdik önce, sahilinde tur atıp temiz havayı kokladık, adaları gören mevkilerden poz verdik, resimlerimizi çektik, günün son bölümünde ise bir arkadaşımın önerisiyle Güvendikpark'a çıktık.
O muhteşem manzarayı izlemeye...
Ben aslında, Orman Müdürlüğü'nün, çam ağaçlarıyla kaplı bu güzelim doğal parkına iki yıl önce de gelmiştim ve hayran kalmıştım.
Bu kez eşim ve çocuğumla, dostlarımla çıktım bu muhteşem tepeye...
Manzara yine nefis, deniz çarşaf gibi, yine bizi çağırıyor kollarına... Bu özel an, inanın dünyanın pek az köşesinde yaşanabilir, öyle bir duruluk var ruhu doyuran...
***
Güvendik'te bir başka dikkat çekici köşe de, dağ yolunun her köşesine ustaca serpiştirilmiş birer salkım tanesini andıran kulübeleri...
Güvendikpark'ı Orman Bakanlığı'ndan 29 yıllığına kiralayan Hakan Uygur adlı bir işletmeci, doğanın hiçbir özelliğine dokunmadan, konuklarına hem manzara hem de ruhsal dinlenmeyi bir arada sunan nefis bir mekan yaratmış...
Önce bunu söylemeliyim.
Hakan Bey ve arkadaşları, öncelikle bölgenin doğallığına zarar verecek her uygulamadan kaçınmış... Tamamen ahşap malzemelerle donattığı alanı, bir sığınak gibi, toplumun hizmetine sunmuş...
Her kulübe, birer kartal yuvası... Giriyorsunuz içine, kendinizi ayrıcalıklı hissediyorsunuz. Ya kahvaltı ediyor, ya yemek yiyor, ya da çay içiyorsunuz.
Her şey organik, her şey doğal.
Üstelik, camız kaymağıyla sunulan Marmaris balı ve tulum peynirli kaptan köfte bir harika...
Bu arada çocuklar ata binerken, gençler ATV araçlarıyla ormanda tur atıyor.
***
Bu bölgenin bir artısı daha var, Güvendikpark'ta yapılan dağ yürüyüşleri...
Burası, mükemmel bir "trakking" alanı...
O kadar özel ki her şey... Toprak yolda dağ laleleri ve Çeşme papatyaları arasında, yemyeşil bir alanda, doğayı hissetmenin tadına varıyorsunuz.
Hele bir de, yürüyüş güzergahınızda, birbirinden özel konaklar ve onların bakımlı bahçelerinden süzülen çiçek kokuları sarınca yüreğinizi, hayatın tadına varıyorsunuz, inanın...
Bu arada, eski Rum evlerinin arasından geçerken hissettiğiniz geçmişin hüznü, her şeye değer...
Bence bir gününüzü, Güvendikpark'a ayırın, yenilenmiş olarak evinize döneceğinizden eminim.

Gazeteciliği anlatmak...

Çiğli'de bulunan Şehit Ali Karaoğlan Lisesi'nden bir davet aldım, 15 gün önce...
Arayan, aynı dönem Konya'da öğrenim gördüğümüz mümtaz dostum Mustafa Aygün'dü..
Mustafa, okulun müdürü... "Sevgili Hürol, son sınıf öğrencilerimize meslekleri tanıtacağımız bir Kariyer Günleri etkinliği düzenledik. Hem bir gazeteci hem de sizden Halkla İlişkiler uzmanı bir arkadaşımızı davet etmek istiyoruz. Öğrencilerimize mesleğini anlatır mısın?" diye sordu bana...
Hiç tereddüt etmedim. Çünkü bu tür talepler geldiğinde, öğrencilerle bir araya gelmeye hep özen gösterdim. Zira biliyorum ki onların yürekleri şimdi, bir belirsizlik kıskancında...
Hepsinin kafasında bir "gelecek" var ama nasıl?
***
Bizler de yaşadık bu çelişkiyi, gökten zembille inmedik ki... Ama o yıllarda bu tür etkinlikler yoktu, bu yüzden yapılan meslek seçimleri hep kuru gürültüye gitti.
Bugün yaşı 50'ye yaklaşmış insanlara sorun, çoğu okuduğu bölümden hiç tatmin olmamıştır.
Nedeni, gençliğinde ona yol gösterenin olmamasıdır.
***
Cuma günü gazetemizin Halkla İlişkiler Müdürü Burçay Güngüler ve genç muhabir arkadaşım Fevzi ile birlikte okul yolundayız.
Bizi hep okul yönetimi hem de öğrenciler çok sıcak karşıladı. Konuklar arasında sadece biz değil, doktor da vardı, hemşire de... İletişim uzmanı da vardı iktisatçı da...
Bizler, mesleğinin uzmanları, öğrencilere doğru seçim yapmanın yolunu göstermeye çalıştık.
İnanın, bütün öğrenciler bilinçli hazırlanmıştı, hepsi de yüreklerinde sorularla, yaşadıkları tedirginlikle geldiler karşımıza...
Hele gazeteciliği seçen öğrenci grubunun çok iyi hazırlandığı belliydi, özellikle genç kızlar...
***
Üç tespitim var önce onu paylaşmak istiyorum...
İlki, öğrencilerin, dünyayı, yaşadıkları toplumu, çevrelerinde olup biteni çok iyi algılayıp, sorularını bu çerçevede hazırladıklarını gördüm.
Örneğin, gazetecilik mesleğinin dünü ve bugünü, gazetelerin sık sık el değiştirmesi, neden bazı gazetelere 'yandaş medya' dendiğini, sormaları gibi...
İkincisi, nasıl geçindiğimiz, çalışma koşulları, kaç para aldığımız, fikir özgürlüğü gibi merak soruları...
Üçüncüsü ise, bilinç düzeyleri... Bunu hep çerçevede görmek mümkün. Hepsinin gözleri ateş gibi, yüreklerini okuyorum. Umut verdiler bana...
Kimseden korkuları yok, inanın sorular art arda geldi; kimi zaman yetiştiremedim bile...
Hele kızlar... Erkeklerden biri iki soru gelirken, kızlar beni bayağı terletti.
Hep doğruyu söyledim onlara... Bir şeyi ekledim sonunda, "Gazetecilik mesleği sevgi ister, bağlılık, devamlılık, fedakarlık ister. Varsanız size dünyayı sunar..."
***
Çoğunun bu bir saatlik söyleşiden önemli kazanımlar çıkardığını biliyorum. Yüreklerindeki ateşe nasıl söz geçireceklerine de...
Bunun için Çiğli'de bir okul ve birbirinden özel gençlerle sohbetim, çok iyi geldi bana...
Gözlerindeki ışık umut verdi.
Bu organizasyonu üstlenen Nesligül hocamı ve okul müdürü Mustafa Aygün'ü tebrik ettim çıkışta...
Çünkü o gençlerden umut yüklenmiştim. Tıpkı okula adını veren, Kars'ın Selim ilçesi Yukarıdamlapınar köyünde küçük öğrencileri eğitirken, 1990 yılında teröristlerce şehit edilen öğretmen Ali Karaoğlan gibi, cesur yürekti her biri...



Künye | Reklam | İletişim | Ayın Burcu | Önemli Telefonlar | Eczaneler