16 Şubat 2012, Perşembe
Geçmişle hoş bir randevu "Seksenler"
80'li yıllar Türkiye'nin dönüm noktasıdır. Özellikle ihtilalle anılan 1980 öncesi yoğun bir mücadeleyle geçmiş, Türkiye, en ağır iç savaşın sancılarını yaşamış, kardeş kardeşe silah çekmiş, bu uğurda binlere gencecik fidan hayattan koparılmıştır.
Yani, zor, çelişkili, öfkeli yıllar...
***
Türkiye'nin bu zor dönemi pek çok diziye konu oldu, kimi sol kimisi de sağ taraftan gösterdi, taraf oldu. Ama hiçbiri iç dünyamıza, değişen geleneksel yapımıza, toplumsal kimliğimizden bencilliğe uzanan süreci, keyifli, gerçekçi ve "aile" yönüyle aktarmayı başaramadı...
Ancak TRT 1'de ekrana gelen "Seksenler" öyle değil... Hem dugusal anlatımı, hem gerçekçi tiplemeleri, hem yürekleri titreten şarkılarıyla, doğru bir analizden geçmiş bir toplum panoraması...
Öykü bir kere mükemmel yazılmış... Hiçbir ayrıntı atlanmamış... O günler ve günümüz sahneleri, oyuncuların doğaçlama yeteneği sayesinde, tablo gibi işlenmiş...
***
Dizide geçmişle bugün uygulamaları çarpıcı ayrıntılarla verilmiş... Örneğin, 1980'lerde can ciğer kuzu sarması olan kardeşlerin 2012'de neredeyse düşman haline gelişi... Siyah-beyaz televizyon keyfi... O dönem hayatımızın ayrılmaz parçası olan Almancılar ve getirdikleri kotlar... 1980'lerin en önemli sembolü olan aile içindeki sevgi ve dayanışma ruhunun, 2012'lerde yerini "sevgisizliğe" bırakması...
Her bir sahne, her bir ayrıntı, hatta Elvan gazozuna kadar her bir simge içecek, yer almış sahnelerde...
Tüyleri diken diken eden Ümit Besen ve Mehmet Pekün şarkıları da, bu anılara duygu katıyor, sevdaları yaşatıyor.
Sözün özü, "Seksenler" dizisi ekrana düştüğünden beri, salı geceleri benim için bir anı rüzgarı oluyor, o özlem andığım yılları bana yeniden yaşatıyor.
Şu bencilleşen topluma, güleç bir yüzle bakıyor "Seksenler"; yaşattığı her türlü acıya rağmen, mücadele ruhu ve sevgi paylaşımıyla moral veriyor, yenilenmemizi sağlıyor.

Sarı lira gibi bir ömür...
Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek
Dediği gibi şairin...
O telaşla bırakın Paris yolunda
Ilık rüzgarlara taratmayı saçlarımızı
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz....
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yer vardı
Aranacak adamlar, yapacak işler...
Bir sonraki günün telaşı bir öncekinin tersine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı.
***
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine;
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu
Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
Ha babam erteledik.
20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,
30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere....
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek,
Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış...
Erel Bleda

GÜNÜN SÖZÜ

Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır.
Dostoyevski

Künye | Reklam | İletişim | Ayın Burcu | Önemli Telefonlar | Eczaneler