tümü
Celal Kapan - Diğer Yazıları
- İletişim
- SMS: ck yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL) MH:02165317373
Geçenlerde bir arkadaşım, nadir rastlanan hastalığının teşhis ve tedavisi için üniversite hastanelerimizden birisine başvurmuştu. Rahatsızlığı özellikli olduğundan, hastanenin değişik bölümlerine sevkinin yapılması gerekmişti. Her yeni bölümde de farklı tetkikler, küçük operasyonlar v.b. yapılması gerekiyordu. Yorucu ve yıpratıcı bir süreç yaşamıştı. Bunun verdiği gerginlikle değişik tepkiler vermeye başladı. Tepkilerinden birisi de, hastanede gereksiz yere bürokrasi uygulandığı yönündeydi. "Hastaneye tek bir vizite kağıdı ile geldim, her gittiğim serviste yeni belgeler imzalattılar. Sonuçta elimde koca bir dosya oluştu" demişti. Gerçekten elindeki çok sayıda belgeyi bir dosyada topladı. Dosya içindeki belgelere göz attığımızda çoğunun, başvurduğu her yeni serviste, her yeni tetkik ve operasyon öncesinde kendisine imzalatılan muvafakat belgeleri olduğunu gördüm.
HASTANE DE HAKLI
Dışarıdan bakan pek çok insan için hastaya imzalatılan bu belgeler gereksiz yere uygulanan bürokrasinin göstergesiydi. Oysa konuya hastane penceresinden baktığımızda, bu belgelerin tümünün hazırlanıp imzalatılması bir zorunluluk. Çünkü hastaya yapılan her yeni tetkik, küçük operasyon (doku örneği alınması v.b.) onun vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahale anlamını taşıyor. Bu nedenle her müdahalede hastanın onayının alınmasında yarar vardı. Ülkemizde fazla karşılaştığımız bir durum olmamakla birlikte, batılı ülkelerde özellikle de Amerika'da, hastanın izin ve rızası olmaksızın yapılan bir çok müdahale tazminat davası konusu yapılıyor. Hatta ağırlıklı çalışma konusu tıbbi tazminat davaları olan avukat kesimi bile oluşmuş.
Bizde eleştirilen, hatta karikatürize edilen bürokrasi alışkanlıkları, çok iyi etüt edilmesi gereken bir konu. Hemen belirtelim, burada kastettiğimiz bürokrasi geleneği, kamu işlemlerinde gereksiz yere talep edilen belgeler ve çoğaltılan işlem aşamalarıdır. Bürokrasi denilince akla, Levent Kırca-Oya Başar ikilisinin "Olacak O Kadar Televizyonu" parodilerinde karikatürize edilen işlemler geliyor. Böyle olunca da bürokrasiyi azaltma iddiasındaki her hareket bize sevimli geliyor.
İYİ ETÜT EDİLMELİ
Fakat bürokrasiyi azaltma yolunda atılacak her adımın çok iyi etüt edilmesi gerekir. Çünkü bu adımları atmak hem kolay değil hem de vatandaşlara ve kamuya geri dönüşü bazen maliyetli olabiliyor.
Konuyu, SGK'nın mevzuatı, iş ve işlemleri boyutuyla somutlaştırayım. SGK, kişinin ana rahmine düştüğü andan, mezarda gömüldüğü zamana kadar bütün ömrüyle ilgili bir kurum. Dolayısıyla SGK ile ilgili her türlü iş ve işlem de bizleri doğrudan ilgilendiriyor. Kurumun, insanla doğrudan ve çok fazla olan ilişkisi, yapısı bizi yanıltabiliyor. SGK bazen, o eleştirilen, gereksiz bürokrasinin en fazla yerleştiği kurumlardan birisi gibi algılanabilir. Gerçekten SGK, Türkiye'de vatandaşıyla en fazla davalaşan kurumdur sanıyorum. Ama bu biraz da işin doğasından kaynaklanıyor. Çünkü SGK, zaten bütün nüfusla ilgilenen bir kurum.
SGK'daki bürokrasi konusuna kafa yoran bir kişi olarak, bunun çeşitli nedenleri olduğunu gördüm. Bir kere kurumun görev alanını doluşturan kanun, yönetmelik ve diğer yasal mevzuatın çok iyi çıkarılması gerekiyor. Bu çoğu zaman mümkün olmuyor. İşte en güzel örneği, 5510 Sayılı Kanun. Önceden SGK çatısı altında toplanan üç kurumun görev alanlarını belirleyen 506, 1479 ve 5434 sayılı üç adet kanun vardı. Bu kanunlar zaman içerisinde onlarca değişikliğe uğramıştı. Her bir değişiklik bu kanunların yapısında yeni statüler oluşmasına yol açmıştı. Örnek vermek gerekirse, ağacın gövdesinden sağa sola yürüyen çok sayıda dal ve sürgün mevcuttu.
YENİ STATÜLER OLUŞTU
5510 Sayılı Kanun çıkarılırken statü farklılıklarının giderilmesi hedefleniyordu. Ama bu mümkün olmadığı gibi, kanun kendi içerisinde yeni statüler oluşturacak şekilde çıkarıldı. Yeni kanunda, örneğin eski SSK'lılar 4/a, Bağ-Kur'lular 4/b ve Emekli Sandığı iştirakçileri ise 4/c sigortalısı olarak farklılaşmış statüleriyle yer buldu. Yetmedi 4/c sigortalıları kendi aralarında 1 Ekim 2008 tarihinden önceki ve sonraki sigortalılar olarak ikiye ayrıldı. Bu da yetmedi, her üç statüdeki sigortalılar arasında 1 Mayıs 2008 tarihinden önce tescil edilenler, 1 Mayıs 2008-30 Eylül 2008 arası tescil edilenler ve 1 Ekim 2008 sonrası sigortalı olanlar olmak üzere alt kategoriler mevcut. Tüm bunlara ilave, 5510 Sayılı Kanunun içerisine Genel Sağlık Sigortası eklendi. Belki İngiltere'nin yazılı bir anayasası yok ama, oralarda bu sigorta kollarının her biri birinci kitap, ikinci kitap v.b. olarak adlandırılacak kadar kapsamlı düzenlemelerdir.
Teknoloji çok geç uygulandı
SGK'daki bürokrasinin bir nedeni de bünyesindeki kurumların, zamanında emek yoğun yapıda örgütlenmeleri. Böyle bir yapıda nüfus artışı, işlem sayınızı artırır. Bu da yeni memur ihtiyacı demektir. Oysa bu kurumların memur sayıları zamanla artmadı, tersine azaldı. Memur emeği yerine ikamet olacak bilgi işlem teknolojisine ise gecikmeli olarak geçildi. Örneğin SSK'da 1993-1994 yılında planlan teknolojik gelişmeler ancak 2004-2005 yılında uygulanabildi. Bu süreçte işlemlerin yeterince denetlenememesi, alt yöneticilerde kendilerini garantiye alma kaygısı oluşturdu. Bu ise, ister istemez bürokrasi dediğimiz gereksiz yere belge isteme alışkanlıklarını körükledi. Bunun için o arkadaşları suçlamamak gerekir. Çünkü devlet memurluğunda, müfettişlerle bebeklerin birbirlerine benzediği yönünde bir söz vardır. İkisinde de küçük bir hata ya da gecikme, geçmişte yaptığınız iyiliklerin önemini ortadan kaldırır. Konuya aslında vizite kağıdının tarihe karıştığı haberlerine değinmek üzere girmiştim. Ama vizite kağıdına gelmem zor oldu. Mecburen vizite kağıdı ve onun öncesinde sağlık karnesinin kaldırılmasının bürokrasiyi azaltma yönünde haber yapılacak kadar önemli bir adım olup olmadığını, faydalarını ve sakıncalarını bir sonraki yazımızda anlatacağız.