Sermayesi, geçmişe saygı
ve merak
Bugün birçok antikacı, mesleğini
eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla sürdürüyor.
Herhangi bir kar veya kazanç amacı gütmüyor. Bu işin
en büyük sermayesini, geçmiş yıllara duyulan merak
ve saygı oluşturuyor
Antikacılık gibi ayrıntıları
sıralanmaya gelmeyen, bilgiye, sevgiye, duyarlılığa,
hatta koku alma duyumuza dayanan bir mesleğin
özelliklerini belirlemek çok kolay olmasa gerek. En
önemli birikimi anılar olan bu meslekte, insanın
elinden binlerce eser geçmesi gerekir. Müzeler,
çarşılar ve kitaplıklar bu işe gönül vermiş olan
insanların en sık uğrak yerleri olmalıdır.
Bu uğrak yerlerinin başında da herhalde
Kemeraltı'ndaki Kızlarağası Hanı gelir. Zaten tarihi
bir bina olan Hanın, yüzyıllardır orada duran
taşlarının dinginliği size de geçer. İşte böylece
başlar eskinin daveti...
Hayatınız boyu hiç bir antikacı dükkanına girdiniz
mi? Bir parça almak ya da satmak için değil,
geçmişin kokusunu duymak, eski zamanın sesini işitmek
için. Antikalardan anlamasanız ya da bu konuya ilgi
duymasanız bile, bunu bir kere denemelisiniz.
Dükkandan içeriye girdiğiniz anda kendinizi başka bir
boyutun kapılarını aralamış gibi hissedersiniz. Her
parça bir şeyler fısıldar kulağınıza. Her parça
kendi hikayesini anlatır usulca. Onların konuşma
dilleri, üzerlerindeki kullanılmışlık izleridir
sanki.* * *
Onların
dilinden anlayanlardan birisi de Serdar Lider... O,
Kızlarağası Hanı'ndaki Old Collection isimli
dükkanında antikacılık yapıyor.
98 yıllık bır piyanonun başında "Eski
Dostlar"ı çalarken yakaladığımız Serdar bey
ile, ancak parçaların üzerinden atlayarak
girebildiğimiz dükkanında antikalar ve antikacılık
üzerine sohbet ettik.
"Ben antikacı değil, eskiciyim" diyerek söze
başlayan Serdar beye göre, antikacılık kazanç ya da
kar amacıyla sürdürülebilen bir iş değil.
Sermayesini, geçmişe duyulan saygı ve meraktan
alıyor.
Burada işler yalnızca eskiye sahip çıkmanın verdiği
hazla yürüyor. Bu da, zaten kişisel tatminden başka
bir beklentisi olmayan Serdar beye yetiyor da artıyor.
Dükkandaki parçaların birçoğu köylerden ve eski
evlerden toplanmış. En çok da eski Rum evlerinde iyi
parçalar bulunduğunu söylüyor. Bazı parçaları da,
onları satmak isteyen insanlar getirmiş. Çoğu
kimsenin dükkanın önünden "Bundan benim
babaannemin evinde var" diyerek geçtiklerini ama o
parçanın ne olduğunu, adını veya ne işe
yaradığını bile bilmediklerini de üzülerek
söylüyor. Öyle ki dedelerinin İstiklal Madalyası'nı
satmaya getirenler bile oluyormuş.
Kaynağın söylenmemesi, antikacılığın raconunda
var. Parçanın kimden ve kaça alındığı sır gibi
saklanıyor. Sadece bazı eskicilerle anlaşıyor ve
buradaki parçaları onların topladıkları eşyalar
içinden seçiyorlar.
Özü bozulmamalı
Dükkandaki parçalar öncelikle özel bir bakımdan
geçiriliyor. Eğer tahtaysa üzerindeki kurt delikleri
tıkanıyor, cilalanıyor; metalse parlatılıyor,
fotoğraf makinası gibi bir aletse tamir ediliyor; sonra
da onları gelecek günlere taşıyacak yeni sahiplerine
sunuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta eşyanın
restorasyonu esnasında özünün bozulmaması. Yapılan
bakım sonucunda eşyanın, yeni işlevler kazansa da,
eski yapısının bozulmamasına ve ona özelliğini
kazandıran niteliklerinin yitirilmemesine özen
gösteriliyor.
Dükkanda bulunduğum süre içinde gelen bir
müşterinin, tahta bavulu almak için aşırı ısrar
gösterdiğine tanık oluyorum. Bu bavul yeniden
cilalanmış, köşelerine metal parçalar takılmış.
Serdar bey, bu bavulun içinin kadifeyle kaplanıp, üst
kapağının içine ayna takılması ve bir de ayaklıkla
harika bir makyaj masası haline gelebileceğini
söylüyor.
Bu bavul gibi daha yüzlerce parça var dükkanda.
Sandıklar, kahve değirmenleri, içki şişeleri,
çakmaklar, saatler, bazılarımızın adını bile ilk
defa duyduğu sürmedanlıklar, sigara tabakaları, eski
paralar, sayfalarında kimbilir nelerin hikaye edildiği
Arapça, Yunanca kitaplar, hatta sapasağlam 98 yıllık
bir piyano, toz, geçmiş, bir de anılar...
Osmanlıca besteler
Bütün bu parçaların içinde Serdar beyin satılırsa
çok üzüleceği, içinin cız edeceği parça, nereden
bulduğunu söylemediği Osmanlıca beste ve güfteler...
Daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan bu beste
ve güftelerin başka bir yerde kopyaları yok.
Lider'in eline geçen ilginç parçalardan birinin
öyküsü şöyle:
Serdar bey, birkaç yıl önce bit pazarındaki bir
hurdacıdan bir günlük bulur. Günlük "bu benim
ikinci günlüğüm" cümlesiyle başlamaktadır.
Üç hafta sonra aynı yerde günlüğün birinci cildini
bulan Lider, 118'den günlüğün sahibinin numarasını
alır ve günlüğün İzmir'in çok ünlü ailelerinden
birinin bir üyesine ait olduğunu öğrenir. Ancak
sahibine ulaşamaz. Çünkü günlüğün sahibi 3 ay
önce bağırsak kanserinden ölmüştür.
Daha sonra günlük sahibinin eşiyle irtibat kuran
Serdar bey, günlüğü ona vermeyi teklif ederse de bu
teklifi kabul görmez. Çünkü kadın, eşini kendi
bildiği gibi hatırlamak istemekte ve kendinden önceki
hayatını bilmek istememektedir.
Günlükte Serdar beyi en çok etkileyen zamanın
gençlerinin gittikleri yerler, o zaman yaşanmış
sevgiler ve yıllar öncesinin İzmir'i olmuş. Maddi
değeri çok az olsa da günlüğün içinde
taşıdığı bir ömür, şahitlik yaptığı bir dönem
ona değer kazandırıyor.
Serdar Lider'in bir anısı da, eski bir konsol ile
ilgili:
Dükkana getirilen bakımsız bir konsolu doğru düzgün
restore bile etmeden esnafa, müşterilere satarak
elinden çıkarmaya çalışmış. Bu konuda başarısız
olunca onu restore etmeye karar vermiş ve üzeri mermer
olan konsolun mermerini kaldırdığında mermerin
altında çil paralarla karşılaşmış.
Evet, bu mesleğin böyle cilveleri de var işte. Kime ne
zaman ne getireceği belli olmuyor.
Az bulunurluk değer artırıyor
Bir eşyanın antika sayılabilmesindeki ölçü;
eskiliği kadar az bulunurluğu ve orijinalliğinde
yatıyor. Bu parçaların değerleri de ya piyasaya göre
ya da nadirliklerine göre belirleniyor. Bazı zamanlarda
kataloglar çıksa ve parçaların fiyatları bu
kataloglarda belirtilse bile antika eşyanın gerçek
değeri piyasada o parçadan ne kadar bulunduğuna
bağlı olarak değişiyor. Bir parçadan ne kadar az
bulunursa değeri de o kadar artıyor. Antikanın
değerini belirleyen bir başka şey de günümüzde o
parçadan yapan ustaların bulunup bulunmadığı. Antika
parçaların hemen hemen hepsi "el emeği göz
nuru". Günümüzde herşey gelişen teknolojiyle
seri bir şekilde, fabrikasyon üretiliyor. Artık,
eşyaların estetik özelliklerinden çok işlevselliği
önem kazanıyor. Eşyaların sanat değeri, inceliği,
üzerindeki el emeği yerini giderek daha çok para
kazandıracak olan özelliklere devrediyor. Durum böyle
olunca eski eserler de daha çok önem kazanıyor.
HANGİ ESERLER ANTİKA SAYILIYOR?
Antika konusuna giren eşyaların tanımını yapmak
hemen hemen imkansızdır. Yer altından çıkan
heykeller, taşlar, paralar, çini sobalar, mangallar,
her türlü takı ve giyim eşyası, salon, yatak ve
mutfak eşyaları, tablo ve levhalar, yazma kitaplar,
kitap ciltleri, eski saatler, at eyerleri, hançer ve
kılıçlar, silahlar, tespihler, nargileler, rahleler ve
buraya sıralamaya gelmeyen nice eşya, araç ve gereç
antika alanına girmektedir. Eğer bir sınıflama yapmak
gerekirse, antikaların, toprak altından çıkmış
olanları ayrı ve özel bir yere koyulmalıdır.
Toprakla ilgili olmayan antikaların sanat değeri
taşıması ekstra bir nitelikken, yapım tarihinin de
ortalama altmış ya da yüz yıl arasında değişmesi
gerekir. Bazı eşyalar antika niteliği taşımasalar
bile, ünlü kişiler tarafından kullanılmış
olmaları nedeniyle tıpkı antika gibi işlem
görürler. Bu gibi eşyalar, sahiplerinin şöhretleri
ve geçmişteki hatıraları açısından antika
sayılabilirler.
Sanatsal değer taşımalı
İnsanlar, geçmişten günümüze, yaşamlarını biraz
daha anlamlı kılacak, onlara zevk verecek uğraşlar
içinde bulunmuşlardır. Bunlar içinde sanata ve
estetiğe dayalı olan antikacılık, ülkemizde
sanıldığından da yenidir. Eski eserin "asar-ı
atika" adıyla anılmaya ve değerlendirilmeye
başlanmasının üzerinden henüz bir yüz yıl bile
geçmiş değildir.
"Eski eser"in, hayatın akışıyla birlikte
geçip gittiği ve tarihe malolduğu doğrudur. Ancak bir
eserin kullanım değerinin dışında da değeri olduğu
hiç kuşkusuz bir gerçektir. Belki de antikacılığın
Türkiye'de yeni yeni değer bulmasının nedeni bu
gerçeğin yeni anlaşılmış olmasıdır.
Ama artık bir eşyanın değeri yalnızca işlevine
bağlı değil. Değeri belirleyen etkenlerin içinde,
sanat değeri de çok önemli bir yer tutuyor.
Yaşadığımız makina çağında insanlar, eski
eşyanın daha fazla sanat değeri taşıdığına son
yıllarda biraz daha çok inanır oldular. Bu yüzden
belli başlı büyük Avrupa şehirlerinde geniş
alanlara yayılan bit pazarları oluştu. Bunlar giderek
öylesine kişilik kazandılar ki, alışılmış
"bit pazarı" kavramından çıktılar. Hatta
bazı ülkelerde bit pazarları, eski sanat eserleri ve
antikaların satıldığı yerler haline geldiler. Bu
arada antikacılıkla ilgili yayınlar da giderek arttı.
Çünkü bu işle ilgilenen insanlar piyasayı
genişletmek ve yeni antika meraklılarını da
aralarına kazandırmak için çabalıyorlar.
Aykırı parça
Antika pazarlarımızda sayıca çok olan ve devreden
eserler son ikiyüz yılın yapıtlarıdır. Bunların
yanısıra nadir olarak bir parça ele geçtiğinde, ki
bu tarihi bir halı, kilim veya bir Osmanlı seramiği
olabilir, bu "aykırı parça" olarak kabul
edilir. "Aykırı parça", sahibi için gerek
parasal anlamda, gerekse manevi anlamda bir cevherdir.
Antika kolleksiyonculuğu tutkusunun nedenleri arasında
bir geleneğin oluşmasına meydan veren duygular ile
geçmişe ve eski eşyaya saygı vardır diyebiliriz.
Eski eser toplamanın belirli bir kültüre bağlı
olduğu bu konunun en can alıcı noktasını teşkil
ediyor. Hiç kuşkusuz eski eser toplayan biri bunlara
para dökerken ne yaptığını bilmek zorundadır. En
azından o eşyaya sahip olmanın gururunu yaşamak
istemelidir.
|
|
BAŞLARKEN
Geçmişin tanıkları
Bir döneme şahitlik yapmış antikalar, eskinin
toz kokulu anılarıyla günümüze ışık
tutarlar. Dilleri yoktur ama tarihi, yıllar
öncesinin hatırlanası zamanlarını
anlatırlar. Maddi değerlerinden çok,
geçmişten günümüze taşıdıklarıyla
önemlidirler.
El oyması bir çerçeve içindeki aynaya
kimbilir kimlerin, kaç kişinin sırlarını
verdiğini bir düşünün... Dokunsanız
dağılıveren incecik, işlemeli mendillere ne
demeli? Onlar da sevgili için işlenip aşkın
şahidi oldular belki bir zamanlar... El oyması
ceviz ağacı sandıklarda kimbilir kaç genç
kız sakladı düşlerini? Geçmişin izini
arkalarına kazınmış yazılarda taşıyan
saatler, kimbilir ne acı ya da ne güzel anları
hatırlattılar sahiplerine... Ya eski
fotoğraflar? İçindeki insanlar... Şimdi,
kenarları yıpranmış resimlerinden siyah beyaz
gülümsüyorlar bize. Yüzlerinde yıllar
öncesinden bir tebessüm...
Bu parçalar, antikacılar ve kolleksiyoncular
için de maddesel bir obje olmaktan çıkmışlar
artık. Onlar şimdi bir sevgili kadar özel,
sevgili kadar değerli.
Evet, yeni dizimiz de, geçmişe sahip çıkan
antika meraklıları için... Hangi eser antika
sayılıyor? Kimlere antikacı deniyor?
Müzayedelerde neler olup bitiyor? Bütün bu
soruların cevaplarını yeni yazı dizimizde
bulacaksınız. |
|
. |