Bilgi göz zevkiyle
buluşuyor
Güzelik ve
estetik değer, antika tutkusunu geliştiren nedenlerin
başında geliyor. Göz zevki, bilgi ve birikimle
birleştiğinde doğru parçaları seçmek de
kaçınılmaz oluyor
Antika tutkusunun gelişmesine neden olan faktörler
arasındaysa güzele ve estetiğe verilen önem,
kalitenin bilincine varmak, beklenmedik yerlerde iyi bir
sanat eserine rastlamanın verdiği heyecanlar ve onu
alabilmenin tatmin duygusu yatar. Birçok kolleksiyon
tutkunu, elindeki parçalarının bir ruhu
varmışçasına onlara canlı gibi davranır.Ciddiye
alındığında bir meslek haline bile gelebilen antika
kolleksiyonculuğunu, iki kategoriye ayırmak
mümkündür.
Bazı antika meraklıları aynı çeşitteki eserlerden
çok sayıda toplar, onların tarihleri ve sanat
değerleri üzerine derin bilgi edinirler. Ancak bu iş
profesyonelce yapılmazsa bir sürü eski eşya
yığınından başka bir şey elde edilmez.
Diğer bir grup ise topladıkları antikaları,
dekorasyon işlerinde kullanarak ve işlevlerinden
yararlanarak daha pratik açıdan değerlendiriler.
Sonuçta hangi kategoriye girerse girsin bütün antika
meraklılarının genel antika dünyası hakkında çok
kitap okumaları ve teknik bilgiler edinmeleri
gerekmektedir. Böylece, bu bilgi ve birikimin
ışığında ellerindeki parçaların yaşını,
tarzını, orjinal olup olmadığını anlamaları
şansı da doğar.
Pahalı bir uğraş
Antikalarla ilgilenenlerin ayrıca müzeleri ve antika
pazarlarını gezmeleri ve ilgi duydukları eşyaları
görsel açıdan da incelemeleri gerekir. Antikalara
sadece vitrin arkasından bakmak, yalnızca ona beğeni
duymayı sağlar. Ama antikaya dokunmak, kalitesini
anlamak konusunda, ilgili kişilere daha fazla yardımcı
olacaktır. Bu bilgi birikimi ve kaliteden anlama,
kolleksiyoncuların kendilerine daha çok güven
duymalarını sağlar ve böylece kolleksiyoncu, bir
parçayı alırken kararını daha tutarlı, daha
sağlıklı ve daha çabuk verebilir.
Antika meraklılarının sahip olması gereken bir başka
özellik de göz zevkidir. Bu doğuştan gelen ve
kişiden kişiye değişen bir özellik olsa da bilgi ve
birikimle birleştiğinde çok iyi sonuçlar verir. Göz
zevki, bilginin cilasıdır.
Bunların yanısıra antikacılığın pahalı bir
uğraş olduğunu da unutmamak gerekir. Bunun için de
profesyonel olarak bu işle ilgilenenlerin maddi
imkanları da elverişli olmalı. Eğer gerçekten ciddi
bir antika kolleksiyoncusunun karşısına
kolleksiyonunda eksik olan bir parça çıkmışsa, o ne
yapar yapar o parçayı kaçırmaz.
Antikalar aynı zamanda iyi birer yatırım da
sayılabilirler. Ancak, antika satın alacak kişinin
konu hakkında fazla bilgisi yoksa, alacağı parçada
yanılabilir. Bunun için antikaların iyi bir eksper
denetiminde satın alınması yararlı olacaktır.
Ayrıca belli parçaların moda zamanları yani revaçta
oldukları belli zamanlar yoktur. Her kolleksiyoncunun
kendi seçimine, maddi durumuna, göz zevkine ve
bulabilme şansına göre seçtiği parçaları vardır.*****
İzmir'de
defalarca müzayedeler düzenleyen yeminli mali müşavir
Vedat Uyal da eşiyle birlikte eski ve değerli
eşyalarla ilgilenmeyi kendine uğraş edinmiş antika
meraklılarından. Hafta sonları eşiyle birlikte
köyleri gezip, oralardaki antikaları araştırarak ve
ardından galerileri ziyaret ederek antikacılığı bir
hobi haline getirmişler.
Antikacılık, bu işle uğraşan insanların yaşam
tarzlarını da yansıtıyor. Antikacılıkla ilgilenmek
sevgi, sabır, geçmişe saygı ve zaman istiyor. Bazı
antika meraklıları bu işin ancak nadir bulunan
parçalardan, yıllarca aranarak oluşturulmuş
kolleksiyonlar yapılarak olabileceğini söylüyorlar.
Oysa maddi değeri bir yana, tarihin içinden bugüne
kalmış parçaların her biri kendi içinde bir değer
taşıyor. İnsanlar genellikle görsel ihtiyaçlarını
karşılamak ya da kişisel tatmine ulaşmak için antika
alıyorlar. Gerçek bir antika almanın en güvenilir
yolu da müzayedeler.
Bir ara İzmir'de de müzayedeler düzenleyen Uyallar,
İzmir'de bu işin piyasasının olmamasından ve
antikayla ilgilenen insan sayısının azlığından
dolayı müzayede düzenlemekten vazgeçmek zorunda
kalmışlar.
"Antikalarla ilgilenen insanlar için bir süre
sonra parçaları yalnızca müzayede ya da sergi
salonlarında görmek yeterli olmuyor, bunlardan edinmek
de istiyorlar." diyen Vedat beye göre bunun için
de belli bir alım gücü gerekiyor. İşte bu yüzden
İzmir'deki müzayedeler sürdürülemiş.
"Müzayedelerde insanların objelere verdikleri
değeri görüyoruz. Günümüzde insanlığın kültür
değerlerinin teknoloji karşısında giderek
azaldığını gözönüne alırsak antikaların manevi
değeri daha da artıyor. Eski ve yeniyi yanyana
koysanız, eksper olmanıza bile gerek yok, bir bakışta
hangisinin antika olduğunu anlarsınız" diyor
Uyal. Çünkü eskinin inceliği, zerafeti şimdilerde
hiç kalmadığını düşünüyor. Yıllar öncesinin
ustalarından yok artık günümüzde. Onların emekleri
de antikalar gibi geçmişten bu yana yıllanmış,
durdukça değer kazanmış. Örneğin Ermeniler'in
gümüş işlemesi ve tombak yapımcılığı...
"Tombak"ın, antika alanında çok önemli bir
yeri var. Adı itibarıyla insanlara genellikle küre ya
da yuvarlak biçimli bir eşyayı hatırlatsa da tombak
aslında değerli madenlerin civa içinde
sıvılaştırılmasıyla yapılan bir kaplama tekniği.
Peki neden bu kadar önemli bu tombak. Tombak, ortaya
çıkarken, onu yaratan ustasını öldürüyor da o
yüzden. Peki nasıl?
Tombaklama tekniği
Altın ve gümüşün bir özelliği de civa içinde
çözülebilmeleri yani atomlarının, civa atomları
gibi bağlarını kopararak sıvılaşabilmeleridir. Bu
civa ile karışım sıvı yapmaya malgama ya da amalgam
denir. Bu özellikten yararlanılarak gerçekleştirilen
yıldızlama ya da Osmanlıca adıyla tombaklama tekniği
ilk kez Romalılar tarafından bulunmuştur. Çok sağlam
ve düzgün bir kaplama gerçekleştiği için
günümüze kadar kullanılmıştır.
Ancak eskiden tombak yapanlar, işleri boyunca civa
buharına maruz kaldıklarından, tombak ustası olduktan
üç dört yıl sonra zehirlenip ölüyorlarmış. Şimdi
de tombaklama tekniğini anlatan bir çok kitapta
"zehirlenme tehlikesi olduğundan amatörlere
tavsiye edilmez" ibaresi dikkati çekiyor. İşte
"tombak"ın öyküsü:
Tombaklama yapmak için "cam veya porselen bir
kabın içinde" sekiz ölçü civa ve bir ölçü
çok ince kıyılmış 24 ayar altın karıştırılır.
Bu karışım "ahşap bir çubukla"
karıştırılarak, altının civa içinde tümüyle
çözülmesi yani sıvılaşması sağlanır. Daha sonra
ince bir tülbentle süzülen sıvı alaşım yani
malgama kullanıma hazır hale gelmiştir. Altın
kaplanacak eşyanın yüzeyi bütün oksit ve kirlerden
temizlenip kurutulur.
Tombak yapılacak yüzeye bir fırça, mantar parçası
veya bez tampon ile malgama yedirilerek sürülür.
Tombaklanmış eşya, "küllenmekte olan odun
kömürü ateşi" üzerine konularak veya düşük
ısıda fırınlanarak civanın uçması sağlanır.
Geriye kalan altın yüzeye iyice sızmış ve
yapışmış olduğundan, kaplama oldukça kalitelidir.
Yedi veya sekiz ölçü civa içinde bir ölçü, 1000
ayar saf gümüş çözülerek gümüş tombaklama da
yapılabilir.
Şimdi bu tombaklama tekniğini anlatmanın ne gereği
var diye düşünmeyin. Bunu yalnızca bir örnek olması
için yazdım. İşte böyle yapılıyormuş eskiden
eşyalar; bu kadar ince, bu kadar özenerek...
|
|
. |