Ege, arkeolojik bakımdan Türkiye’nin kalbidir

Giriş Tarihi:28.12.2016, 17:09 Güncelleme Tarihi:28.12.2016, 17:09
Halikarnassos harabeleri Londra’da British Müzesi’nde, Bergama harabeleri Berlin’de sergileniyor. Selçuk’taki İlyas Bey Camii’ni görmeden, mimarisine bakmadan Osmanlı mimarisini anlayamazsınız

Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müzesi'nin Küratörü Hasan Bülent Kahraman'la Kadir Has Üniversitesi'ndeki odasında doyurucu güzel bir sohbetimiz oldu. Atalarımızın 'on parmağında on marifet' deyişinin canlı örneği kendisi. İnşaat mühendisi, ekonomist, siyaset bilimcisi, yazar, küratör ve sanat eleştirmeni bir entelektüel. Üniversitede ayaküstü konuştuğum öğrencileri kendisini çok seviyor ve "efsanedir" diye nitelendiriyorlar.
Gençliğinizden hayat planlarınız var mıydı ve bugünden geçmişinize bakarsak gerçekleştirebildiniz mi?
Sorunuz benim için de ilginç oldu. Hayatımı planlamadım. Kendimi bildim bileli, 4-5 yaşlarından itibaren kitap okumaya başladım, ailem de öyle kabullendi. O gün bugündür durmadan kitap okuyorum.
Bunun yanına daha sonraları yazı eklendi.

SİYASET BİLİMİNDE DOKTORA

Meslek hedeflemiş miydiniz?

Liseyi bitirirken doktor olmayı düşünüyordum, olmadı. Üzerinde durmadım zaten.
Yapmak istediğim işlerle uğraşıyordum.
Eğitimlerim de doğrudan bugünlere ulaşmamı etkiledi. Önce mühendislik okudum, sonra ekonomi mastırı yaptım, sanat felsefesiyle uğraştım. Sonra siyaset bilimiyle ilgilenip doktora yaptım. Bunlar benim hayata hazırlanırken, biçimlenirken sürdürdüğüm izlediğim yollardı. Kültürle, bilimle, düşünceyle uğraşan bir entelektüel olmak istedim, o da oldu. Hayatta istemediğim işi yapmadım, şansım odur. İdari görevlerim oldu. Gittiğim her yerde yüklenen idari görevlerim oldu.

Bu yollardan geçerken size yardımcı olan isimler kimlerdi?

Bir sürü isim vardır. Bir kere ustam babamdır.
İkimiz birbirimizi anladık. Çelişkilerimiz olmadı mı, elbette oldu. Ama hep destek oldu. İkincisi, babamın arkadaşı Hayri amca vardı, Yargıtay üyesiydi.
Okuduğum kitapları sorar, izlemeye gittiğim filmlerin konusuyla ilgilenirdi. Sürekli benimle sohbet edip, düşüncelerimi dinledi, üzerimde hak sahibidir.

BAŞARISIZ BİR ÖĞRENCİYDİM

Gelişiminizde yardımcı olan öğretmenleriniz kimlerdi? Nasıl bir öğrenciydiniz?

Ankara Koleji'nde okudum. Başka okul olsaydı, okul falan bitiremezdim. Sınıfta anlatılan ders ve yapılan imtihanlarda başlarda kötü öğrenciydim. Ama entelektüel bir öğrenciydim. Yani tarih dersinde belki bir alıyorum ama bin sayfa Homeros'u, Peçevi'yi veya Fransız İhtilali tarihlerini okuyordum. O lisede Hilal Nermin Gül tarih hocamız keşfetti beni. Rüksan Güneysu, Halil İncealemdaroğlu ilginç hocaydı.
Benim bilime olan merakımı o tahrik etti. Bu üç hocam, babam ve arkadaşı başarılarımda pay sahipleridir.

Ayrıca yazarsınız, edebiyata olan tutkunuz nasıl gelişti?

1975 yılında Atilla İlhan'ı tanıdım. Tanıdığım zaman yazı yaz demedi ama onunla birlikte dünyaya farklı açıdan bakmayı, edebiyatı farklı gözle görmeyi öğrendim.
Ondan bazı hayat ilkeleri öğrendim. Çalışkanlığı, üretkenliği, zamanı boşa harcamamayı ondan öğrendim.

İLK KEZ 90'LI YILLARDA TANIŞTIK

Eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül adına müze hazırladınız. Sayın Gül ile tanışıklığınız nasıl başladı?

Onunla ilk defa 90l'ı yılların başında Bilkent'te hocayken tanıştım. Sonra ekranda yazar Fehmi Koru ile program yaptım.
Fehmi Bey, Abdullah Gül'ün en eski arkadaşıydı, o yakınlık sağladı bize.

Müze teklifi nasıl geldi?

Bir gün burada otururken iki kişi geldi. Bu müzenin küratörlüğü teklifini sundular. Sayın Gül ile yoğun ilişki ondan sonra başlamıştır. Zaten çok kısa süre de CB danışmanlığı da yaptım.

Küratörlük ülkemiz için yabancı değil mi?

Artık yabancı değil. İstanbul'daki çağdaş sanat yaşamında küratörlük herkesin neredeyse ikinci mesleği olmuş durumda. Kürator, bir serginin bir müzenin ana kavramını bulur, onu nasıl ifade edeceğini kararlaştırır, ifade etmenin araçlarını düşünür, taşınır. Görsel müze ve sergi ise bunun en iyi şekilde ifade edilmesiyle gerekli düzenlemeleri yapar.
Bazen mimarlarla da çalışır, bazen her şeyi kendisi tasarlar.

Eğitimi nasıldır?

Güzel soru. Bizim zamanımızda yoktu. Sonradan küratörlük çalışmaları diye çeşitli ileri üniversiteler bölümünü kurdular. Genellikle yüksek lisans düzeyindedir.

Müzenin kuruluş ekibinde kimler yer aldı? Yapımı ne kadar sürdü?

Yardımcı Doç. Dr. Hamit Akın Ünver'i yardımcı küratör olarak seçtim.
Uluslararası ilişkiler uzmanıdır. Ayrıca ona bağlı 8 kişilik ekip kurduk. Arşiv araştırması yaptılar, iğne ile kuyu kazmaktan beterdir. Dönemleri anlatan tanıtan, tanımlayan objeleri toparladılar. Bunların birbiriyle ilişkili olmasını sağlayacak düzeni kurdular. Mimari firma da müzenin kavramını biçimlendirme yönünde tasarım hamlesini yaptı.
Müzenin arka planındaki çalışma ortamımız böyleydi. Müzenin tamamlanması üç yıl aldı.

MÜZECİLİĞİMİZ ZAYIF

Müze konusunda Ege bölgemizle ilgili neler söylersiniz?

Ege, Türkiye'nin arkeoloji bakımından kalbidir. Yunan uygarlığı dediğimiz hadise aslında İyonya bugünün İzmir'i ve civarıdır. Düşünün kuzey Ege'den başlamışsınız aşağı doğru gidiyorsunuz. Antik Yunan yerleşim merkezleridir. Ege, aslında batının kalbi, beşiği, özü saydığı Yunan Uygarlığı'nın özüdür. Antik dönemlerde Atina'da bir şey yok ki. Efes'te 500 bin kişi yaşıyor. Didim dediğimiz, Miletos dediğimiz yerde 200 bin kişi yaşıyor. O dönemler adam gölgesini ölçüyor, gölgesinin uzunluğundan arkasındaki kulenin yükselikliğini hesap ediyor. Felsefe, Milet'te başladı. Halikarsansos harabeleri Londra'da British Müzesi'nde, Bergama harabeleri Berlin'de sergileniyor. Selçuk'ta İlyas Bey Camii'ni görmeden, mimarisine bakmadan Osmanlı mimarisini anlayamazsınız.
Kültürlerin en yüksek seviyede buluştuğu karşılaştığı yerlerdir.

Değerini ortaya çıkarabilmek için neler yapılabilir?

Müzecilik bakımından çok zayıf. Efes'te bir tane müze var. Orada açık hava müzesi durumunda bugün. Efes gene işlenmiş bir yer, Avusturyalılar işlediler. Gidin başka antik yerlere her şey ortada ne bekçi var ne başka güvenlik. Oradaki taşlar kıymetlidir, umarız taşlar başka yerlere götürülmüyordur. Kültür Bakanlığı'na daha önce yazmıştım; buradaki çıkan buluntuları müzelerin depolarındaki buluntuları okullara dağıtalım. Okullara zimmetleyelim.
Ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde sınıf ve koridorlarında sergilenmelidir.

"CUMHURBAŞKANLIĞI ABDULLAH GÜL MÜZESİ BİR İLK"

Sanırım ülkemizde bu tarz müze yok

İlktir. Dünyada birçok başkan, cumhurbaşkanlığı müzesi var. Fakat örnekleri arasında çok özgün, çok ilginç farklı müze olduğunu iddia ediyorum. Yaptığımız işin ne olduğunu biliyoruz. Tamam ben bunları buldum, yaptım. Ama bu işin sahibi Sayın Abdullah Gül beyefendinin vizyonudur. "Bana dönük bir müze yapın, klasik müze yapın teknolojiyi kullanmayın, karşıyım" diyebilirdi. Orada iddialı müze çıktı, o noktada kristalize olmasını sağlayan Gül'ün kendisidir.
Bu vizyonu ve anlayışı gösterdiği için iki kere müteşekkirim.

"ERDOĞAN'DAN BÜYÜK BİR DESTEK GELDİ"

Şunu da ekleyeyim, Sayın Gül görevden ayrılmıştı. Konuştuk bir süre çalıştık ve görevden ayrıldı.
Sonraki mevcut Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, aynı şekilde bunu benimseyip, kabul edip ilerlemesi için katkı ve destek vermeseydi yine başaramazdık.
Bunların sahibi aslında Cumhurbaşkanlığıdır. Sayın Erdoğan, "Hayır durdurun veya şöyle yapın diyebilirdi" ama tek kelime etmeksizin, müdahale etmeksizin, gerekli tüm imkanları sağlayarak bu müzenin oluşmasına katkıda bulundular sağolsunlar. Şimdi kendilerinden bir ricam olacak. Bu gibi müzelerin işletmesi çok önemlidir.
Bu işletmelerin özerk, esnek olması gerekir. Her müzenin vakfı olmalı. Vakıf, yerel yönetim ve cumhurbaşkanlığı birlikte hareket etmelidir.
Bu esnek yapının kurulması için Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'dan istirham ediyorum.

"İSTEDİĞİ İŞİ YAPANLAR BAŞARIYI YAKALAR"

- Öğrencilere, hayata atılmaya başlayacak olanlara başarılı bir örneksiziniz, onlara tavsiyeleriniz neler olacaktır?

Binlerce öğrenci okuttum. Diğer hocalarımıza nazaran aykırı hoca kategorisindeyimdir büyük ihtimalle. Çok ilgilenen hocayımdır. Büyük akademisyenlerimiz vardır ama öğrencilere mesafelidir. Ben kişisel olarak öğrencilerle uğraşmayı, ilgilenmeyi önemsiyorum. Mentörlük, danışmanlık önemlidir hocalıkta. Bir tek şeyi gördüm; hayatta sadece en çok istediği işi yapanlar başarılı olur. Bunun ikinci kriteri yok. İnsan yeteneğiyle paralel işi yapıyorsa başarır. Gerçek yetenek sizi paçanızdan yakanızdan saçınızdan sürükleyerek götürür.
Herkes şanslı olmayabilir ama direnmak lazım. Yetenek önemli ama çok çalışkan olmak lazım.

"TEKNOLOJİK İMKANLARIN HEPSİNİ KULLANDIK"

Müzenin detaylarını nasıl oluşturdunuz?

Nasıl bir müze diye, düşündüm bir kavram çerçevesi oluşturdum. Ondan önce birileri girmiş işin içine. Bir noktaya kadar getirmişler. Fakat onlar, eski müzecilik anlayışı içerisindeydiler, iş tıkanmış. Sonra Sayın Gül'e gittim. Şunları söyledim: Efendim 20. yüzyılın son çeyreğinde müze kavramı değişti. Müze nedir, bir fikri görüşü anlayışı sanat akımını, insanlara empoze eden bir yer midir, evet büyük ölçüde öyledir.
19. yüzyılın başındaki müze anlayışı şunu getirmişti; Beyaz adamın gözünden her şeyi anlatmıştır, kendi sanat tarihini, kendi tarihini, kültürünü anlatır. Peki cevrede hiçbir şey yok mudur, başka ülkeler, uluslar da yok mudur? Afrika, Mezopotamya nerededir? Sonra 20. yüzyılda müze anlayışı değişmeye başlamıştır. Müzeler artık demokratik bir yer, etkileşimli, katılımcı, paylaşımcı, özgür bir alan, buna izin veren müze kurmamız lazım. Siz, Gül'e dönük güzelleme dolu, övgülü, nostaljik müze kurmanın gereği yok. 1950 yılında doğmuşsunuz, çok partili hayata geçilmiş, ayrıca 29 Ekim'de Cumhuriyet kuruluş gününde doğmuşsunuz. O zaman bu müzeyi bir siyasi ve demokrasi tarihi müzesi yapalım." Hemen kabul etti.

Devamında neler yaşandı?

Madem öyle elimizdeki teknoloji imkanını kullanarak katkılar yapalım. Yani bir film bir resim koyacağız, mesela 28 Şubat'la ilgilidir veya 1960 darbesiyle ilgilidir. İsteyen bunu derinleştirsin.
Dolaysıyla elektronik aşamalardan i-pad, videolardan yararlanalım dedim, onu da kabul etti. Felsefesini oluşturup kavramını bulduk. Bunu oluşturacak firmayı bulduk ondan sonra bunları sonuna kadar yaptım, kolay iş değildi.

HASAN BÜLENT KAHRAMAN KİMDİR?

Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman (d.1 Eylül 1957, Kars), Türk yazar, sanat eleştirmeni, akademisyen.
Kars'ta başladığı ilköğrenimini Ankara'da tamamladı.
Ankara Koleji'nin orta ve lise bölümlerini bitirdi. Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Ekonomi dalında yüksek lisans, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi dalında doktora yapan Hasan Bülent Kahraman, Hacettepe, ODTÜ, Bilkent Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı 1992 ve 1996 yılları arasında Kültür Bakanlığı Başdanışmanı, 1992 ve 1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı Yayınlar Dairesi Başkanı olarak görev yaptı.
TÜSES, SODEV, Tarih Vakfı, Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Middle East Studies Association of North America üyesidir.
Günümüzde Kadir Has Üniversitesi'nde İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı ve Rektör yardımcısı olup, Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır. Sakıp Sabancı Müzesi Yönetim Kurulu üyesi, Contemporary Istabul Yönetim Kurulu üyesi, Akbank Sanat Danışma Kurulu üyesidir.
Kadir Has Üniversitesi bünyesindeki Galeri KHAS'ın kürsörü ve yöneticisidir

SELAHATTİN ERTAŞ

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.