“Kanserin tedavisi hayata sıkı sarılmak”

Giriş Tarihi:18.03.2017, 17:48 Güncelleme Tarihi:18.03.2017, 17:52
Bugünün tedavileri çok güçlü ama hala vücudun direnç sistemi diye bir şey var. Hasta biz ne yaparsak yapalım kendi iyileşiyor. Yani hastanın kendi sağlığına ve kendi hayatına sımsıkı sarılması ve iyileşmeye odaklanması gerekiyor

NİHAN YARKENT

Günümüzün en korkulan hastalıkların başında gelen kanserle mücadelede yeni arayışlar sürüyor. Anne, babası doktor, kendisi de doktor olan ve meslek hayatında kanseri yenen yüzlerce insana tanıklık eden Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, meme kanserinin son yıllarda büyük artış gösterdiğine dikkat çekti. En önemli tetikleyicinin ise stres olduğunu ifade eden Tuğrul, kadınlara "Rahat, sakin ve huzurlu olun, kanseri yenin" uyarısı yaptı. İnsanların yaşamlarındaki "uzun süreli yanlış davranışlarının" kansere davetiye çıkardığına dikkat çeken Tuğrul, tedavide en önemli başarının "Hayata sımsıkı sarılmaktan" geçtiğine dikkat çekti. Özellikle meme cerrahisi uzmanlığıyla tanınan Op. Dr. Tuğrul, yüzyılın hastalığı ve başa çıkma yollarını Yeni Asır'a anlattı.

Kanser vakaları neden bu kadar arttı?

Gerçekten tüm dünyada meme kanseri başta olmak üzere tüm kanserlerde ciddi bir artış başladı ve bu ilginç. Son 20 yılda tüm kanserlerde yüzde 35-40 civarında bir artış görüldü. 2050'ye kadar bir misli daha artış bekleniyor. Sağlıkçılar, bu artışın asıl sebebinin "yaşam tarzımızdaki problemlerin sağlığımıza yansıması" olarak algılıyor. Bunun yanında streste de ciddi bir yükselme var. Kişiler daha yalnız, hayat tempoları çok yüksek ve daha az uyuyorlar. Gıdalar maalesef eskisi kadar saf ve temiz değil. İnsülin direnci ve metabolik sorunlar da aldı başını gitti.

Durup dururken kanser mi olunur?

Bizim üzerinde çok durduğumuz bir nokta bu. Son çalışmalar kanserin aslında uzun süreli birçok yanlış davranışın sonucunda ortaya çıktığını gösteriyor. Neredeyse bütün dokulardaki asıl sebep; yavaş, süregelen iltihaplar olarak ortaya çıkıyor.
Örneğin mide, yıllarca süren ülserler, yanlış beslenme, aşırı isli gıda tüketimi, aşırı sıcak tüketimi ve tuzlu tüketiminin meydana getirdiği reaksiyonlar hücre bozulmasını kolaylaştırıyor. Bu sadece iltihap yapmıyor aynı zamanda kansere sebep olabiliyor.

ORTAM HAZIRLIYOR

Yani kansere karşı açık bir davet mi söz konusu?

Evet, burada bir davet var. Karaciğerde hepatit dediğimiz hastalık uzun süreli meydana geldiğinde karaciğer kanserine sebep olabiliyor.
Memede de uzun süreli reaksiyonların aşırı ödemin zaman içinde dokuda düşük düzeyli bir iltihap meydana getirdiği tespit edildi. Bu iltihaplar meme dokusuna zarar veriyor, doku kendini tamir etmeye çalışırken de kanser geliştirebiliyor.
Sigara içmek de biliyorsunuz akciğer kanseri gelişimini tetikliyor. Gıdaları korumak için kullanılan kimyasal işlemler de barsak sisteminde sorun yaratabiliyor, kızartmalar ve aşırı pişirilmiş gıdalar mide barsak sisteminde sorun yaratabiliyor.

En büyük nedeni nedir?

Stres. Özellikle bütün bu etkenlerin en başında sayılabiliyor. En önemli özelliği de vücut hormon dengesini altüst etti için vücudun bağışıklık sistemini düşürüyor ve kanserin gelişebilmesi için uygun bir ortam hazırlıyor.

DÜZENLİ MUAYENE


rken teşhis için ertelenmemesi gerekenler neler?

Artık çok iyi bildiğiniz gibi erken yakalandığında çok güzel tedavi edilebilen bir hastalık: O yüzden mutlaka düzenli kontrollerinin yaptırılması şart. Neyse ki günümüzde bu noktada bilinç yükseldi.
Bunun için de yaşım erken demeden 18-20'li yaşlarda dahi kendi kendine meme muayenesini öğrenmek, ilk tetkiklerini yaptırmak, kırklı yaşlara kadar 2-3 yılda bir, sonraki yıllarda her yıl düzenli muayene yaptırmak çok önemli. Sakın bunları ertelemeyin.

Meme kanseri artık genç yaşta görülüyor, annelere babalara tavsiyeniz?

Bakın burada şöyle kaçak oluyor.
Aslında hasta memede bir şey hissediyor ve belki de bir kanseri erken yakalıyor fakat ailede teyze veya bir başkasında böyle bir şey görülmüş oluyor ama izleniyor. Genellikle 'Ya teyzende de vardı ama hiçbir şey çıkmadı bundan korkma' deyip geçiştirebiliyor. Böyle olunca da erken yakalanması gereken bir şeyi geciktirebiliyor, aman buna dikkat.

"BEN BAŞARIRIM" DEMELİ


Moral ve motivasyonun tedavideki yeri nedir?

Bence moral ve motivasyonun tedavideki yeri en az tedavi kadar önemli. Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Hayatınızda birçok şeyi yapıyorsunuz, birçok şey öğreniyorsunuz, okullara gidiyorsunuz, aldığınız dersler ve sizin zekanız ne olursa olsun öğrenmeye niyetiniz olmadan ya da öğrenebileceğinizi düşünmediğiniz hiçbir şey öğrenemiyorsunuz.
Dersi geçemiyorsunuz. Hastalıklar da böyle, onunla da başa çıkabilmek için önce 'ben başarırım' demek gerekiyor.

İyileşmenin yolu hastanın kendisinden mi geçiyor?

Bence tıbbın en güzel tarafı, ilaçların yanı sıra her doktorun sürece kendinden bir şey katması. Hasta ve doktor arasındaki uyum en önemli nokta. Bugünün tedavi protokolleri çok güçlü ve gerçekten çok iyi sonuçlar alabiliyoruz ama hala vücudun bağışıklık sistemi yani direnç sistemi diye bir şey var ve hala hasta biz ne yaparsak yapalım kendi iyileşiyor.
Kısacası, tedavi protokolün yanısıra hastanın kendi sağlığına ve kendi hayatına sımsıkı sarılması ve iyileşmeyi odaklanması gerekiyor.

MÜKEMMELİYETÇİLİK

Kadınlar mükemmeliyetçidir. Durum böyle olunca da stresi, siniri hepsi kadındadır. Bu durum aynı zamanda kadın için de bir tehdit unsuru mu?

Maalesef haklısınız. Stres gerçekten kadında oldukça yüksek. Ailenin geçirdiği tüm travmaların yükünü sırtında taşıyor. Son yıllarda stresin kortizon hormonunu artırdığını bu hormonun ise vücutta hem bağışıklık sistemini bozduğunu hem de tüm dokularda ödem ve meydana getirdiği reaksiyonlar nedeniyle kanser gelişimini tetikleyebildiğini gösteriyor.
Onun için kadının rahat, sakin ve huzurlu olması öneriliyor. Rahat ve huzurlu kaldıklarında tüm problemle kolaylıkla başa çıkabildikleri uzun yıllar hiçbir şekilde kanserli karşılaşmaksızın devam edebileceklerini gösteriyor.
Hatta daha önceden kanserle karşılaşmış olsalar bile.

"ÖNCE KENDİNİZ SONRA ÇOCUKLARINIZ"


Stress iz bir hayat mümkün mü?


Kadınların unutmaması gereken bir şey var. Bir kadın için çevresinde bütün önemli olaylara rağmen en önemli konu çocuklarıdır. Elbette çocuklarını koruyacak ama önce çocuklarının annesini yani kendisini koruyacak. Kendini koruyabildiği sürece güçlü sağlıklı mutlu bir birey olarak hayatını sürdürebilir, böylece hayli uzun yıllar hiçbir sağlık problemi ile karşılaşmaksın birlikte olabilirler. Kendini korumanın yolu da bu söylediklerimizden geçiyor.
Burada bir tercih söz konusu.

"UMUT ATÖLYESİ GÜÇ VERİYOR"

Umut Atölyesi'nin kurucularındansınız. Burada öyle kadınlar çıktı ki rol model oldular. Farkındalık için yeterli mi?


İnsan, hayatı boyunca öğrenirken çevresindekileri örnek alıyor. Umut atölyelerinde gönüllü çalışanlar sayesinde, ki çoğu bu hastalığı daha önce geçirmiş kadınlardan oluşuyor, gerçekten çok iyi rol model oluyorlar. Umut evlerine kimi zaman 2-3 ay, kimi zaman bir yıl boyunca kalmak üzere gelen kadınlar, gönüllülerimiz sayesinde bu hastalıklarla karşılaşmış ve yenmiş kadınlarla beraber oluyor. Onları gördüklerinde de "Bu tedavi süreçleri zor ama siz çok güzel bunları yenebilmiş ve geçebilmişsiniz ben de yapabilirim" diyerek çok daha güçlü bir şekilde tedaviye uyum sağlayabiliyorlar. Ruhen ve bedenen çok daha güçlü kalıyorlar.

"FARKLILIKLARIN FARKINDALIĞI"

SAĞKAL'ın da çalışmaları önemli. Yeni projeler neledir?


Sağlıkta Kalite Derneği olarak (SAĞKAL) pek çok eğitim programı da sürdürüyoruz. bölgelerinin gelişmesine yönelik kurulu olan sivil toplum kuruluşlarıyla bireysel gelişim programları yürütüyoruz. Bunların içine eğitimci veriyoruz, eğitimci olarak katılıyoruz aynı zamanda beraber üretiyoruz. Umut atölyelerimizin olanaklarını diğer sivil toplum kuruluşlarının ücretsiz faaliyetlerine de açıyoruz. Böylece beraber büyüyor, beraber öğreniyoruz ve beraber gelişiyoruz.
Son iki ay İzmir haricinde Manisa, Marmaris, Bodrum, Balıkesir ve Edremit'teydik. Bu sene İzmir bölgesinde bir çalışma yapmak istiyoruz. Proje, sağlık çalışanları ile hastanın daha iyi diyologu üzerine kuruldu. Farklılıkların farkındalığı programı gerçekleştirmek istiyoruz.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.