Çocuklarla yaylalara yolculuk

Giriş Tarihi:12.08.2017, 22:53 Güncelleme Tarihi:12.08.2017, 22:53
Uzun, zor ama birikmiş anılarla dolu bir yolculuk istiyorsanız Karadeniz’in sisli dağları yemyeşil yaylaları, gürül gürül akan dereleri sizi bekliyor. Çocukla olmaz deyip kestirip atmayın. Biz yaptık, çok da güzel oldu

Gelelim yolculuk hazırlığına... Öncelikle bir rota planı ve buna göre otel rezervasyonları yaptık (tabii çocuklarla evdeki hesap çarşıya uymuyor bazılarına yetişemedik)... Daha sonra iklim şartlarını ve doğa koşullarını araştırarak yanıma neler alacağıma karar verdim. Karadeniz... Yaylaları soğuk ve sisli, şehirleri bol yağmurlu... Ama bazen de oldukça sıcak ve nemli... E bir de deniz var. Çocuklar denize gireceğiz diye tutturursa ne olacak. Ki tutturdular... Dolayısıyla üç ayrı giysi valizi hazırladım. Yazlık, kışlık ve deniz ekipmanları... Tabii bu ayrımın bir de ayakkabılar kısmı var. Herkese ayrı ayrı çizmesi, spor ayakkabısı, terliği, kendim için gece çıkarsak topuklusu... Oldu mu bir de ayakkabı valizi. Gelelim ilaç çantasına yaralanmalara karşı kremler, güneş kremleri, ağrı kesiciler çocuklara ateş düşürücüler, alerji ilaçları... Ama yine eksikler kalmış. Sivrisinek ısırmalarında yüzü gözü şişen kızlar ile Ordu'da hastaneyi ziyaret etmek zorunda kaldık.
Yolculuk yaklaştıkça yolda yenecekler, çocuklar için resim defteri, boya kalemi, oyun hamuru, sevdikleri birkaç oyuncak ve top...

ATA'NIN HUZURUNDA

Yolculuk günü gelip çattığında sabah erken çıkmayı planlamıştık ki sabah valizleri geceden yüklediğimiz arabanın inik lastiğiyle karşılaştık.
Dolayısıyla yolculuk öğleden sonraya kaldı.
Tabii tuvaletim geldi, acıktık, yorulduk vs. vs. ile geçen yol macerasında Ankara'ya varmak gece geç saati buldu. Anıtkabir ziyareti de ertesi güne sarktı.
Kızların çok sevdiği arkadaşım Ni lay'da geceyi geçirdikten sonra yine Nilay ve nişanlısı Burak rehberliğinde Anıtkabır'e gittik. Aslanlı yol, Ata'nın eşyaları, arabası, köpeği ve son olarak mozoleyi gördükten sonra tekrar yola koyulduk.

YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI

Ankara'dan sonraki durağımız amcamın da yaşadığı kent Ordu oldu.
Amcamın rehberliğinde Ordu'da çok güzel üç gün geçirdik. Teleferikle Ordu'yu tepeden gören Boztepe'ye çıktık.
Oradan yamaç paraşütü yapanları biraz korku biraz keyfi biraz da kıskançlıkla izledik. Ertesi gün Ordu'da yapılabilecek en keyifli şeyi yapmak için yola çıktık. Amcamın bir arkadaşının bahçesine gidip dalından fındık topladık.
Fındığın yanında erik, yenidünya, böğürtlen de toplama fırsatı bulan kızlar için oldukça değişik ve güzel bir gün oldu. Bu arada Ordu'da taflan denen ancak çoğu kişinin karayemiş olarak bildiği kiraz ve üzüm benzeri meyveyle de tanıştık. Her meyveyi seven kızım Simya bile pek hoşnut kalmadı çünkü ağzı buran bir tadı var.
Ama reçeli ve soğanlı kavurması güzeldi.

ZİGANA'DA SİSLERİN İÇİNDEN

Ordu'dan sonra daha hızlı ve yoğun bir rota bizi bekliyordu. İlk durağımız Gümüşhane'nin Torul ilçesindeki Karaca Mağarası oldu. Girdiğinizde nefesinizin açıldığı mağarada sarkıt, dikit, sütun, bayrak ve perde damlataşları, damlataş havuzları, mağara gülleri ve kalsit kristalleri muhteşem bir manzara sunuyor. Buraya kadar gelmişken Gümüşhane'yi de görmeden geçmek istemedik.
Gümüşhane pazarından kızlara Karadeniz'e özgü lastik ayakkabılar aldık çok hoşlarına gitti. Tabii köme (burada cevizli sucuk olarak biliyoruz) ve pestil almayı da unutmadık.
Buradan Zigana geçidi üstünden Trabzon'a doğru yola çıktık. Zigana tam bir zaman tüneli.. Daha önce gittiğimde de aynı benzetmeyi yapmıştım beni yine aynı manzarayla karşıladı. Güneşli bir havadan sislere, yağmur ve soğuğa hızlı bir geçiş ile Hamsiköy'ün yolunu tuttuk. Sadece ünlü sütlacından yiyip Hıdırnebi Yaylası'na yola çıkmayı planlasak da çocuklar bu sisli havadan ve karanlıktan korkunca geceyi orada geçirmeye karar verip bir otelde konakladık. Hamsiköy sabahında günlük güneşlik pırıl pırıl bir Karadeniz manzarasına uyandık.
Tadı damağımızda kalan sütlaçtan birer tabak daha yedik ve Karadeniz türküleri eşliğinde Sümela Manastırı, Trabzon Boztepe, Atatürk Köşkü turu için yola koyulduk. Sümela Manastırı 2019 yılına kadar tadilatta olduğu için uzaktan görebildik.

FIRTINA VADİSİ VE YAYLALAR

Ve sonunda sıra Karadeniz'in en güzide yerlerinden biri olan Rize'ye geldi. Trabzon sınırlarından çıkar çıkmaz fındık tarlalarının yerini çay terasları aldı. Biz yine akşam üstü Çamlıhemşin'de olmayı planlarken ancak Rize merkeze ulaşabildik. Hem yemek hem de merkezi görmek için burada mola verdik. Yine o güzelim yolları karanlıkta geçmek zorunda kaldık. Ada Pansiyon'a vardığımızda annem de çocuklar uyumuştu. Biz de eşimle karanlığı sesiyle delen Fırtına deresi eşliğinde yorgunluk kahvelerimizi yudumlayıp mis gibi havada güzel bir uyku çektik.
Sabah uyandığımız manzara yine tarif edilemeyecek güzellikte idi. Ada'nın yavru köpekleri bizim kızlarla çok iyi anlaştı biz de böylece rahat bir kahvaltı edip sabah keyfi yaptık. Rize'de çocuklarla yaylaları gezmek istiyorsanız mutlaka yerel bir rehber edinmenizi tavsiye ederim.
Biz, rehberimiz Özden sayesinde hem el değmemiş hem de yolu düzgün Çat vadisi, Çat yaylası ve harika Palovit şelalesini görme fırsatı yakaladık. Tabii yolumuzun üstündeki Zilkale'yi de atlamayalım. Bu arada Çat, mor ineğiyle meşhur çikolatanın reklamlarının çekildiği yayla imiş. Çamlıhemşin, Fırtına vadisi başlı başına gidilip en az 10 gün geçirilebilecek bir yer ama biz bir günde Ayder de dahil 2 yayla, 2 vadi 1 şelale ve bir kale gezdik. Fırtına vadisi ve Fırtına deresi rafting, zip-line gibi doğa sporlarını denemek için çok uygun biz zip- line'ı denedik çok keyifliydi. Şiddetle tavsiye ediyorum.

TÜRKİYE'Yİ BİTİRDİK

Son durağımız olan Gürcistan'ın Batum şehrinde iki gün kaldık. Doğa olarak Karadeniz'den pek farklı bir yer değil.
Suni, devasa yapıların arka sokaklarındaki aşırı fakirliği teleferikten görünce çok şaşırdık. Binalar 2. Dünya Savaşı'ndan kalma gibi.
Duvarları ve yolları delik deşik. Batum gece hayatıyla ünlü olduğu için bize pek hitap etmedi. Ayrıca sınır kapısında dönüşte oldukça zorlandık.
Batum çocuklar için Karadeniz'in tadını çıkardıkları yer oldu.

Hava kapalı, çok nemli ve sıcak olunca dayanamayıp kendilerini Karadeniz'in kara sularına atmalarına izin verdik. Tabii onlarla birlikte ben de mecburen tattım Karadeniz'de yüzmeyi...

Deniz konusunda Ege ve Akdeniz'in yanından geçemediğini söylememe sanırım gerek yoktur. Dönüş yolunda ise Samsun'u, Samsun'daki Bandırma Vapuru'nu (Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda Samsun'a çıktığı) gördük. Amasya üzerinden gelip Yeşil Irmak'ın kıyısındaki muhteşem evleri ve kaya mezarları ile görülmeye değer bu kenti hızlıca ziyaret ettikten sonrası biraz kabus gibiydi. Çocuklar çok yoruldukları için çok fazla eziyet ettiler. Neyseki bir süre sonra uykuya daldılar ve gece boyunca uyudular. Eve vardığımızda herkes yatağa ben işe... Gezmek çok güzel ama dönmek de güzel. İnsanın evi gibisi yok.

BURCU ILGIN

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.