Onlar Ata'nın çocuklarıydı...

Giriş Tarihi:10.11.2011, 16:09 Güncelleme Tarihi:10.11.2011, 16:09
Onlar Atatürk'ün, "Sizi birer kıvılcım halinde gönderiyorum, volkan olarak geri döneceksiniz" diyerek yurtdışına eğitime uğurladığı biricik öğrencileri. Hepsi de Anadolu'nun fakir ailelerinden sınavla seçilmiş. Kayırma yok, torpil yok, rüşvet yok...
BÜLENT GÜRLÜK

Onlar, tükenen bir neslin son örnekleri... Onlar Atatürk'ün, "Sizi bir kıvılcım halinde gönderiyorum, volkan olarak geri döneceksiniz" diyerek yurtdışına eğitime uğurladığı biricik öğrencileri... Artık ortalama 100 yaşlarında olan ve sayıları ancak 11'i bulan Cumhuriyet kuşağının eğitim neferleri... Hepsi de Anadolu'nun değişik illerinden ve fakir ailelerinden sınavla seçilmiş. Kayırma yok, torpil yok, rüşvet yok... Birçok alanda eğitim almak üzere yabancı ülkelere gönderilmişler. Tamamı da eğitimlerini bitirdikten sonra dönmüş ve geç Cumhuriyet'in kalkınmasında ilklere imza atan önemli görevlerde bulunmuş. 2'nci Dünya Savaşı'nın patlak verdiği Avrupa'da bombardıman altında eğitimlerini sürdüren, daha sonra Amerika'ya kaçırılan Atatürk'ün çocuklarının yaşamı, tam bir ibret serüveni... İzmirli 'Gece Vardiyası Film Yapım', bu kahramanlara ulaşarak, onların kendi ağızlarından anlattıkları eğitim maceralarını duygu ve coşku yüklü bir belgesele dönüştürdü. 'Kıvılcımdan Volkana' adıyla hazırlanan belgeselin galası, yarın akşam İzmir Sanat'ta saat 17.30'da gerçekleşecek. Biz de gelecek kuşaklara aktarılacak bu 'anıt yapıt' niteliğindeki eseri ortaya çıkaran belgeselin yönetmeni Göker Göktepe ve görüntü yönetmeni Yusuf Saygı ile 'Kıvılcımdan Volkana' bir söyleşi yaptık.
Öncelikle bu belgeseli hazırlama düşüncesi nereden aklınıza geldi?
(G.G)- Afet İnan, annemin halası olur. Bizim ailede hep anlatılırdı halanın ve o dönemlerde öğrencilerin nasıl Avrupa'ya gittikleri, nasıl eğitim aldıklarıÇocukluğumdan beri ilgimi çekerdi bunlar. Sonra 5-6 yıl önce televizyonda bir haber gördüm. "Atatürk'ün çocukları bir araya geldiler" diye. Ve bu aklımın bir köşesinde kaldı. Bu konu araştırılabilir ve bundan çok güzel bir belgesel olur diye... Ama araştırma macerasına başladığımızda, konuyla ilgili çok az kaynağa ulaşabildik. Daha sonra Atatürk'ün yurtdışına gönderdiği öğrencilerle ilgili yazılmış tek kitap olan, Kansu Şarman'ın 'Türk Prometeleri' adlı kitabı elime geçti. Bazı isimlere ve ilk bilgilerin izlerine böyle ulaştık.
- Daha sonra nasıl tek tek bulabildiniz bu kişileri?
(G.G)- Elimizde isimler vardı ama şu anda kimlerin yaşadığını, nerede olduklarını, telefon numaralarını ve adreslerini bilmiyorduk. Daha sonra tesadüfen bu isimlerden birinin kızına ulaştık. Kendisi, kahramanlarımızın 10 Kasım anma törenlerinde buluşacağını, hemen atlayıp oraya gitmemizi söyledi. Ve biz geçen yıl 10 Kasım'da, Taksim'de onları bir arada bulunca işi çözmüş olduk.
- Kendi hayatlarıyla ilgili belgesel hazırlama düşüncenizi nasıl karşıladılar?
(Y.S)- Mutlu oldular, isteğimizi heyecanla karşıladılar. O gün çekimlere başladık. Hepsinin adres ve telefonlarını aldık. Daha sonra Şubat ayında Gece Vardiyası Film ekibi olarak İstanbul'a gittik ve hepsiyle tek tek görüşerek çekimlerimizi tamamladık. 23 Nisan'da ise tekrar giderek finali çektik. Kurgusu ve montajıyla, Haziran'da belgeseli tamamladık.
- Atatürk kaç kişiyi yurtdışına eğitime göndermiş?
(G.G) Toplamda 700 öğrenciyi gönderdiğini öğrendik. Ama hepsi aynı dönemde değil, 10 yıllık bir sürece yayılmış.
- Siz kaçıyla görüşebildiniz?
(Y.S) - Şu anda yaşayan 16 kişi var ama 11'i bizimle görüşebilecek durumdaydı. Diğerleri hastalıktan ya da Alzheimer gibi sebeplerle çekimlere katılabilecek durumda değillerdi.
-O dönemin koşullarında, bunca öğrencinin dışarıya gönderilmesi kolay bir süreç olmasa gerek?
G.G- Elbette. Atatürk'ün Cumhuriyet'le birlikte eğitime verdiği önemin göstergesi bu... Savaşlardan çıkmış, sanayisi olmayan, imkanların son derecede kısıtlı olduğu bir dönemde, çok ciddi bir bütçe ayrılmış yurtdışında eğitim için.
-Hangi alanlara ağırlık verilmiş.
G.G- Atatürk eğitimi bir bütün olarak gördüğü için her alanda öğrenci yetişmesini öngörmüş. Sadece mühendislik, tıp, hukuk gibi alanlarla sınırlı kalmamış. Arkeoloji, sanat tarihi ve hatta hektoloji alanında bile öğrenci gönderilmiş.
-Biz fakir bir ülkeyiz deyip öncelikli alanlara yönelmemişler yani.
Y.S- Hayır, aksine her türlü bilgiyle donanımlı Cumhuriyet kuşakları yetiştirmek hedeflenmiş. En küçük bilgiye bile ihtiyacımız olduğu düşünülerek hareket edilmiş. Üstelik oralarda hiçbir zorlukla karşılaşmadan yaşayabilecekleri imkanlar sağlanmış genç öğrencilere. Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmeleri için kılık kıyafetlerine kadar titizlenmiş devlet.
-Sadece okul eğitimine değil, her yönüyle bir hayat dersi edinmeye gönderilmişler diyebilir miyiz?
G.G- Aynen öyle. Atatürk'ün bizzat talimatı var. 'Tüm zamanınızı öğrencilikle geçirmeyin, dans kurslarına gidin, dil öğrenin, sosyal ve sanatsal etkinliklere katılın' diye. Gerçekten de hepsi yeni diller öğrenmiş, farklı sosyal konularda sertifikalar almış. Hepsi dans kurslarına gitmiş. Aralarında hobi olarak müzikle uğraşan, spor ve kayak yapanlar var.
-Eğitimleri tamamlandıktan sora hepsi de ülkeye geri dönüyor mu?
G.G- Evet, bunu bir görev biliyorlar ve tamamı da dönüyor.
-Geldiklerinden sonra ne tür görevler üstleniyorlar?
Y.S- Hepsi eğitildikleri mesleklerle ilgili ya kamu kuruluşlarında ya da üniversitelerde çalışmaya başlıyorlar. Karayollarından tersanelere, barajlarımızdan otomotiv sektörü ve çeşitli fabrikalarımıza, yer bilimlerinden sanat tarihi enstitülerinin kurulmasına kadar toplumun her alanında ilklere imza atan isimler çıkmış aralarından. Kimileri politikaya da atılarak birçok yasanın çıkmasını sağlamışlar.
-Hepsi devlet işletmelerinde mi hizmet vermiş?
G.G- Evet, devletin kalkınması için çoğu kamu sektörlerinde çalışmış. Örneğin birine Koç Holding'in başına geçmesi ve maaşının 3-4 katı para teklif edilmiş. Ama o, Atatürk'ün kurduğu fabrikayı bırakamam diyerek kabul etmemiş.
-Koyu bir idealizm var yani.
Y.S- Kendilerini yetiştiren devlete hizmet etmeyi, paraya değişmemişler. Hep bir vefa, minnet duygusu var.
-Şu anda hayata bağlılıkları ne durumda?
G.G- Hala ülkedeki ve dünyadaki gelişmeleri takip ediyorlar. İyice yaşlanmanın getirdiği sağlık sorunları bile onları okumaktan, sorgulamaktan, günümüze ayak uydurmaktan uzaklaştırmamış. Görme bozukluğu yaşayan, diyaliz tedavisi görenler bile yenilikleri öğrenme sorumluluğunu yitirmemiş. Tek şikayetleri artık çalışamaz, üretemez duruma gelmek.
-En çok neyin bilinmesini istiyorlar? Günümüzle ilgili kaygıları, çelişkileri var mı?
G.G- Günümüzde artık idealizmin kalmayışını, kişisel çıkarların toplumun menfaatlerinin önüne geçmesini eleştiriyorlar. Tamam kişisel çıkarlar olmazsa insan olamayız diyorlar ama topluma da mutlaka fayda sağlamanın gerektiğini belirtiyorlar.
-Görüştüğünüz kişilerin anlatımları içinde sizi en çok etkileyen ne oldu?
Y.S- Avrupa'da okudukları sırada 2'nci Dünya Savaşı patlak veriyor. Ve yaşadıkları kentlere bombalar yağarken, onlar saklandıkları bodrum katlarında bile çalışıp sınavlara giriyorlar. En çok etkilendikleri olay, o savaş ortamında özlem duydukları aileleriyle haberleşememeleri. Çünkü her mektubun ellerine ulaşması 6 ayı buluyor.
- Tüm Avrupa'yı saran savaştan sonra, Türkiye'ye dönmeleri istenmiyor mu?
G.G- Hayır. Devlet eğitimlerini yarıda kesmelerine razı gelmiyor. Ülkeye dönmelerini sağlamak yerine, Amerika'ya kaçırıyor. O da ayrı bir macera. Çünkü denizde de Alman hücum botları bulunduğu için, gemiyle Adriyatik'i dolaşarak 3 ayda varıyorlar Amerika kıyılarına. Giderken de boş durmayıp İngilizcelerini ilerletiyorlar.
-Orada nasıl bir hayat bekliyor kendilerini?
G.G- Önce kendileri de bilmiyorlar, nasıl yaşayacaklar, nerede okuyacaklarAma vardıklarında görüyorlar ki paraları bankaya yatırılmış ve hepsinin okuyacakları üniversitelere kayıtları yaptırılmış. Üstelik tek tek Atatürk ilgileniyor tüm bunlarla, kimin hangi üniversitede eğitimini sürdüreceğine kadar
-Baştan sonra Ata'nın gözetimindeler yani?
Y.S- Evet. İlk yola çıkacakları zaman, Haydarpaşa Garı'nda Atatürk'ün telgrafı veriliyor kendilerine. Heyecan içinde okuyorlarAtatürk, ''Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup geri döneceksiniz'' diyor.
-Belgeselin bir kurgusu var. Bunu nasıl planladınız?
Y.S- Hikayeyi belgeseldeki genç oyuncumuz Merve Engin'in hayatı üzerinden kurguladık. Merve, uzun yıllar yurtdışında okumuş, İtalya'da, Amerika'da sahneye çıkmış, Avrupa'da turnelere katılmış bir oyuncu arkadaşımız. Onun sanat kariyerinde Türkiye'ye dönüşündeki kendi macerasıyla, yurtdışına eğitime gönderilerek ülkesine dönen kahramanlarımızın ortak bir kader noktası var. Kurguda Merve'nin Türkiye'ye dönüp dönmeme konusunda kararsızlık yaşadığı bir anda tanıştığı bu insanların düşüncelerine başvurma isteğiyle hikaye başlıyor. Aslında Merve de belgeseldeki rolüyle kendini oynuyor.
-Bundan sonraki adımlarınız ne olacak belgeselinizle?
G.G- Yarın akşam gerçekleşecek İzmir'deki gala gösterisinin ardından, kahramanlarımızın da katılmasını arzu ettiğimiz bir de İstanbul galasını yapacağız. Bazı festivallere katılmak için de başvurduk.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.