BİRKAN YÜKSEL TÜM YAZARLAR
‘Satıcı’nın ölümü!
18.3.2017 | Arşiv

‘Satıcı’nın ölümü!

Arthur Miller'ın ünlü oyunu 'Satıcı', dünya savaşı sonrası Amerika'da her açıdan unufak olmuş bir adamın intihara değin uzanan trajik yolculuğunu anlatır. Asghar Ferhadi'nin şahane filmi 'Satıcı'nın baş karakteri Emad, ülkesinin zorlu koşullarında bu oyunu sahneye koymaya çalışan bir ekibin parçası.
Eşi Rana da öyle. Sansür kurulu tarafından her gösteriden sonra önemli bir bölümü daha metinden çıkarılan, oyuncuların merdiven altı bir salonda zor koşullarda seyirciyle buluşturduğu oyun, filmin ruhunu, hikayesini ve omurgasını oluşturuyor; parçalanmanın eşiğinde bireyler, suskunluğa gömülmüş bir toplum ve kendi intiharına doğru ilerleyen bir ülke.
İran sineması, bilindiği üzere sembollerin, alt okumaların, metinlerarası bir gezintinin biraz da mecburen sirayet ettiği bir gelenek. Ancak bu mecburiyet, doğayı, çocukları, kentleri kısacası alışılanın dışındaki unsurları bir anlatım ögesi olarak kullanarak kendine has bir dil yapısı inşa eden, şiir gibi bir sinema diline de sebep oldu. Asghar Ferhadi; Makmalbaf, Kirostami ve Gobadi gibi büyük ustaların izinden ilerlemekle kalmadı, onların göreli olarak daha az baktığı bir yere, kent soylu varoluş sıkıntılarına ve bireye odaklanarak çarpıcı hikayelere imza attı.

ÇEMBERİN DIŞI

Geçen yıl, 'çok katmanlı' kavramını 'Satıcı'dan daha fazla hak eden bir film izlemedim.
Hikayenin henüz başında kahramanlarımızın ikamet ettiği köhne/ bakımsız apartmanın -aşırı ihmalden ötürü bir parça geciktiği de anlaşılan- çöküş sekansıyla karşılılaşıyoruz. Çatlayan, kırılan camlar, yıkılmadan önce son çığlıklarını atan kolonlar, kulakları sağır eden bir deprem gürültüsü ve panik içinde kaçışan insanlar.
Hikayenin devamında, yaşamın önünde her türden bariyerle bekleyeduran, insanı devinimsiz bir 'şimdi'ye hapseden rejimin gölgesini olan biten her işin ardında fark etmek mümkün oluyor. Üstelik Ferhadi, o rejimle ilgili tek bir kelime etmemişken.
Rana ile Emad toplumun geneline oranla had safhada bir ötekiliği temsil eder gibiler.
Çocuklara ve sokak kedilerine dahi şefkatini esirgemeyen, ultra tutucu bir toplumda erkeklerle birlikte sahneye çıkmaktan çekinmeyen zarif ve güzel Rana ile öğrencilerine 'sakıncalı' edebiyatçıları da öğreten, eşine ve diğer kadınlara karşı son derece kibar, sevgi dolu, sanat sever, her haliyle 'batılı' Emad'ı muhtemel trajedilerin er geç bulacağı anı tedirginlikle bekliyoruz.

HER ŞEY PARÇALANIYOR

Ancak film, 'kahraman sekülerlerin, ortaçağ karanlığıyla savaşı' sığlığına değil, insan ruhunun içinde yaşadığı toplum tarafından ne derece sakatlanabileceği sorusunun derin sularına ilerliyor. Eril, otoriter, faşizan bir rejimin artık köhnemekte olan dayatmacı duruşu bir gölge gerçek olmayı sürdürse de, böyle bir rejimin sürebilmesinin tek yolunun kaba şiddet olmadığını, Emad'ın son derece çarpıcı dönüşümüyle hatırlatıyor yönetmen.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.