Bu web sitesinde çerezler kullanılmaktadır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

"Tamam" ı tıklayarak, çerezlerin yerleştirilmesine izin vermektesiniz.

Boğazımıza düşkünlükten başımıza neler geldi

GÜRKAN ERTAÇ

Gazetecinin hayatı bir macera. Biz gazeteciler ayıptır söylemesi boğazımıza çok düşkünüzdür. Yurdun hangi şehrinin özel yiyecekleri var, biliriz. Kimi zaman görev verirler Türkiye'yi dolaşır, kimi zaman yurtdışı görev gelir, yabancı düvelde maceralar yaşarsınız. Genelde rutin yaşamda şimdi fast food denilen o hazır yiyeceklerle idare edersiniz, bir sandviç, kumru, pide ya da lahmacun.
Ama seyahate çıkınca aldığınız harcırahla kendinize değişik ziyafetler çekmenin dürtüsüne girersiniz. Kimi zaman harcırah yetmediği için iştah artırıcı menü size hayal olur ama yine de hayal etmekten vazgeçmezsiniz.
HAKKINIZ VAR MI İŞKENCEYE?
İşte İstanbul'da yaşadığımız bir boğaz macerası. Şişhane'den kafileyle Havaş'ın otobüsüne bindik, İzmir'e uçmak için Yeşilköy'e gidiyoruz. Erkin Usman'la şoförün hemen arkasındaki koltukta yemek muhabbetine başladık.
Ben, "Şimdi bir tandır olsa, ciğerli, böbrekli, üzerine de Urfayağı çısss" diye tarif ediyorum.
Erkin Usman da tamamlıyor, "Bir de iç pilav tereyağlı, fıstık, üzümlü... " Ben alıyorum mikrofonu, "Üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı "diye sürdürüyorum.
Yemek muhabbeti sürerken şoförden ani bir manevrayla yolun kenarında parkediş ve bize ültimatom: "Ya susun, yada inin aşağı. Sabahtan beri açım. Tandırmış, kaymaklı ekmek kadayıfmış, hakkınız var mı ulan bana işkence çektirmeye..."
PERİDO'YU KİM TANIR Kİ?
Spikerlikle ilgili bir anı da ünlü spiker dostumuz Öztürk Pekin'den. Beşiktaş'ın Budapeşte'de oynadığı bir maçı TRT naklen verecek ama oradan ses bağlantısı bir türlü kurulamamış, Öztürk'e, "Maçı stüdyodan sen anlat" demişler. Gerisini genç spikerimizden dinleyelim:
"Beni kafeteryada kahve içerken buldular. Hazırlıksızdım ve Macar futbolcuların isimlerini bilmiyordum. Başladım Beşiktaşlarının isimlerini saymaya, top rakibe geçtiği zaman da "Top şimdi Macarlarda, yürüyorlar" diye geçiştiriyordum.
O sırada Macarlar bir gol attılar, ismini mutlaka vermemiz gerek ama, tanımıyoruz.
Ben baktım ekrandan skorborddan bir şey yakaladım, Perido yazıyor. Ve "Evet sayın seyirciler, Macarların golü Perido'dan dedim.
Ama maçın ikinci devresi başlayınca bir de ne göreyim; skorbordda, 2.Perido yazıyor. Yani biz Macarca "Devre" kelimesini futbolcu sayarak golü ona attırmıştık.
İşin ilginç yanı ertesi gün pek çok gazetemizde Macarların ilk gölü Perido'ya attırılmıştı.
Budapeşte'de kaynakları bulunmayan ve TRT'ye bel bağlayan gazeteler de bizim gibi golcüyü yanlış yazmıştı.
SELÇUK'TAN ARAZÖZLÜK
Spor servisi yönetmenlerinden arkadaşımız İbrahim Akbulut'un canına tak etmişti İzmir'deki susuzluk.
Birkaç gün dayanmaya çalıştıktan sonra yenilgiyi kabullenip eşine, "Bu işin ne zaman düzeleceği belli değil, kokuşacağız vallahi, en iyisi Selçuk'a babamlara gidelim onlarda su akıyor" dedi ve ailesini alıp baba evine konuk oldu.
Akbulut ailesi baba ocağında yıkandı, temizlendi.
Bizim İbrahim'in gözünde İzmir büyüyor, susuzlukla yeniden pençeleşme ihtimali ürkütüyordu. Onun için, "tedbiri elden bırakmayayım" dedi, arabasının bagajını su bidonlarıyla doldurdu. Selçuk'tan eve döndüler ama şimdi 30'ar kiloluk bidonları apartmanın sekizinci katına çıkarmak gerekiyordu.
Ama susuzluk çekmektense bu fedakarlığa değer, aile babasına da yakışırdı.
İbrahim, 4 güğümü bin bir zahmetle, 80 merdiven çıkararak dairesine ulaştırdı.
Kan ter içinde kalmış, kendini divanın üzerine zor atmıştı. Biraz sonra eşi mutfaktan sesleniyordu:
"Koş İbrahim, bak sular gelmiş..." Bizimki zor doğruldu, suların kesintisiz akmasına mı sevinsin, yoksa su bidonlarıyla yaptığı zoraki hamallığa mı hayıflansın karar veremedi.
TÜRK PARASINDAN YAKALANDILAR
Gözte pe'nin şaşaalı, Avrupa'ya açıldığı devirlerdeyiz, 1964-1965 sezonu. Sarı- kırmızlı takım Roma takımıyla karşılaşmak üzere Roma'ya uçacak. Kafilede gazeteci arkadaşlarımızdan Ceyhan Gür de var.
Herkes birbirini öğütlemiş, "Gümrükten geçerken dövizleri ya çorabınızın içine ya da ayakkabı tabanına saklayın" diye. Gümrük görevlileri geçenlere, "Üzerinizde fazla dolar, mark var mı?" diye soruyorlar, "Yok" diyeni geçiriyorlar.
Sıra bizim Ceyhan Gür ile Göztepe Teknik Direktörü Adnan Süvari'ye gelince gümrükçü soru tarzını değiştiriyor, "Üzerinizde Türk parası var mı?" şeklinde soruyor. Süvari ile Gür tembih dövizde yapıldı ya, sakınmadan ceplerindeki Türk paralarını çıkarıyorlar.
Gür'de 380, Süvari'de 550 lira çıkıyor. Gümrükçüler bizimkileri, "Türk parasını yurtdışına kaçırıyorlar" suçuyla göz altına alıyorlar. Adnan Süvari ile Ceyhan Gür Çiğli havaalanında 1.5 saat süreyle sorgulanıyorlar, kafilenin diğer mensuplarının araya girmeleriyle Türk paraları Gümrük Müdürünün şahsi dolabına kilitleniyor, dönüşte ikisine iade ediliyor.