"2'nci sıradan rektörlüğe atanmamı hazmedemediler. Oysa demokrasi eşittir seçim değildir. Meclis değil ki burası. Emniyet müdürünü polisler mi toplanıp seçiyor"
RÖPORTAJ: BÜLENT GÜRLÜK
Türkiye'nin önde gelen genel cerrahlarından Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün, iki yıl önce Dokuz Eylül Üniversitesi rektörlüğüne atanması olay yaratmıştı. Üniversitedeki seçimde ikinci sırada yer alan Füzün, rektörlüğe getirilmesinin ardından ilk sıradaki Prof. Dr. Sedef Gidener tarafından 'atamanın iptali' istemiyle mahkemeye başvurmuş, bu girişim üniversite camiasında ve basında büyük yankı uyandırmıştı. Ama bununla kalmadı... Rektör Füzün, bugüne kadarki görev sürecinde 'vasiyet', 'zimmet', 'borçlanma', 'boşanma' ve üniversitenin saygınlığına gölge düşürme iddialarına kadar birçok dava ve suçlamayla karşı karşıya bırakıldı.
İşin en ilginç tarafı ise, Prof. Dr. Mehmet Füzün'ün hakkındaki tüm eleştiri ve suçlamalara karşı, ara sıra zorunlu bir demeç vermenin dışında hiç konuşmayışıydı. O sustukça, özellikle basında çıkan eleştiri ve suçlamalar hakkında ne düşündüğü, tüm bunlardan insani yönden nasıl etkilendiği hep merak konusu oldu Sayın Rektör'ün... Sonunda biz de DEÜ Rektörü'nün suskunluk direncini kırdık ve 2 yıldır yaşadığı sarsıcı olayların iç yüzünü, çalışmalarını ve ruh halini nasıl etkilediğini ilk kez Yeni Asır'a anlatmasını sağladık.
- Rektörlüğe gelişinizle başlayalım. Atamanın iptaliyle ilgili hukuksal süreci anlatır mısınız?
2'nci sıradan atanmamın usulsüz olduğu gerekçesiyle, Ankara 15'inci İdare Mahkemesi'ne işlemin iptaliyle ilgili dava açıldı. Mahkeme atama işleminin yürütülmesine karar verince, dava itiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi'ne gitti. Burada da bir hukuksuzluk bulunmadı. Davayı açan Prof. Dr. Sedef Gidener hoca karara itiraz edince, dosya Danıştay'a gitti. Onlar da yürütmeyi durdurma istemini reddetti. Dava ne zaman esastan görüşülecek bilmiyorum ama Danıştay'dan bu kararın tersine bir sonuç çıkacağını sanmıyorum.
- Aldığınız tepkiler, meslektaşlarınızla ilişkilerinizi nasıl etkiledi?
Rektör olana kadar öğrencileri tarafından çok sevilen bir hocayım... Hastalarının çok memnun olduğu iyi bir cerrahım... Geçmişteki anketler de bunu gösteriyor. Nazik davranan, meslektaş haklarına önem veren bir insanım. Ama rektörlüğe atanınca, 'Allah Allah' dedim, bu kadar iyi bilinen, beğenilen bir insanken, birdenbire tepki yağmuruna tutulunca afalladım.
- Tepkilerin sebebi neydi sizce?Üniversitedeki seçimde 2'nci sırada yer aldığım için, rektörlüğe atanmamın demokrasiye aykırı olduğu düşünüldü. Görevi kabul edişim sorgulandı.
- Demokrasiye uygun muydu, 2'nci sıradan atanmanız?
Demokrasi eşittir seçim değildir. Demokrasi bireyin hak ve özgürlüklerini en geniş biçimde kullanmasına dayanır. Meclis gibi yasama yetkisi olan kurumlarda elbette demokrasinin temeli seçimdir. Ama diğer kurumların yönetimi farklıdır. Biz polisleri toplayıp emniyet genel müdürünü seçtiriyor muyuz, hayır.
- Peki, 2 yıldır kötü yönetim gösterdiğiniz, usulsüz atamalar yaptığınız öne sürülüyor. Ne düşünüyorsunuz?
Haksızca iftira atılıyor. Basında bunlara özellikle çanak tutanlar var. Tek taraflı haberler yapmayı, suçlamaların doğruluğunu sorgulamamayı, meslek ahlakına ters buluyorum? 2009 sonu itibariyle Dokuz Eylül Üniversitesi'nde doçent olup da akademik kriterlerini yerine getirdiği halde doçent kadrosu alamayan yok. Yine 2009 sonunda, profesör olan ve 5 yılını doldurup, akademik kriterlerini yerine getirdiği halde profesör kadrosuna alınmayan yok. Kimse arasında ayrımcılık yapılmıyor.
- Hep davalarla gündeme getirildiniz? Ceza aldınız mı hiç?
35 yıllık memuriyet hayatımda hiçbir suçtan yargılanmadım ve ceza almadım. Yine bu süre boyunca hiçbir kişisel soruşturma geçirmedim, geçirmiyorum.
- Ama birtakım davalarla muhatap oldunuz? Bunlardan biri de halanızdan kalan mirasla ilgiliydi...
Halamın mirasıyla ilgili bana bıraktığı vasiyetin iptali için açıldı dava. Vasiyetin iptali istenebilir, mahkeme de karar verir. Bu benim şahsıma açılmış bir dava değil. Halamın kocası yok, çocuğu yok, kardeşi ölmüş ve onun da çocukları yok... Benim de ikinci kuşaktan akrabam, babamın halasının kızı. Kendisi taşınmazlarını bana vasiyet etti. Bunun iptali için dava açanların hiçbirini tanımıyorum.
- Akıl sağlığı bozukken halanıza sağlam raporu aldırdığınız da iddia edildi.
O davacılardan biri savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. 'Halası akıl hastası olduğu halde sağlam raporu aldırdı' diye. Savcılık soruşturdu ama iftira olduğu anlaşıldı. Takipsizlik kararı verildi.
- DEVAK'ın oteliyle ilgili bir zimmet suçlamasıyla karşı karşıya kaldınız...
DEVAK otelinin işletmesi, önceki Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı döneminde bir şirkete verilmiş... Otelde üniversite misafirlerinin kalabilmesi için 13 oda rektörlere tahsis edilmiş. İşletme bunları boş olduğu dönemde kiralamış ama kazancını bize bildirmemiş. Sayıştay'ın denetiminde, 230 bin lirası Emin Bey'e, 150 bin lirası bizim dönemimize ait bir zimmet oluştuğu ortaya çıktı. Biz de Sayıştay'ın uyarısı üzerine bu paranın üniversite kasasına girmesi gerektiğini belirterek şirketten ödeme yapmasını istedik. Onlar ödeme yapmayınca, rektörlük olarak mahkemeye verdik.
- Üniversite ihalelerindeki yolsuzlukla ilgili bir soruşturma geçirdiniz mi?
Benimle ilgili hiçbir soruşturma yok. Karantina operasyonu yapılmıştı geçmişte. Döner sermaye müdürü tutuklu, bir başhekim ise tutuksuz yargılanıyor ihale yolsuzluğuyla ilgili. İzmir'de katma bütçeli 3'üncü büyük kurumuz. Bu kadar büyük bir yapılanma içinde hata yapan da çıkabilir. O zaman yargı gereğini yapar. Bu olay benim tamamen dışımda. Ayrıca süren bir davada kimseyi suçlu ilan etmek de doğru değil.
- Bu davalar ve eleştiriler sizi insani yönden nasıl etkiliyor?
Elbette strese sokuyor, kırıyor... Yapacağınız projeleri düşünmek yerine davalarla, temelsiz suçlamalarla geçen zamanı telafi etmek için daha çok mesai harcıyorsunuz, yorgun düşüyorsunuz... Ama yine de bir dayanma gücü kalıyor. Çünkü asıl huzur kaçıran şey vicdani sorumluluktur ve benim vicdanımı rahatsız eden hiçbir şey yok.
- Rektörlük görevi, cerrahlıktan uzak kalmanıza yol açtı mı?
Mesleğimde iyi bir yerde olduğum kesin. Rektörlüğün ilk dönemlerinde haftada bir ameliyat yapabiliyordum ama iş yoğunluğundan 6-7 aydır hasta kabul edemiyorum. Eylül'den itibaren yeniden ameliyatlara başlayacağım. En çok mesleğime zaman ayıramamaya üzülüyorum.
- Keşke rektör olmasaydım' dediniz mi hiç? Pişmanlık duydunuz mu?
Şöyle yanıt vereyim. Hayattaki en zor şeyin cerrahi asistanlığı olduğunu düşünürdüm. Cerrahi asistanlık çok zordur. Sabaha kadar nöbet tutarsın, akşama kadar mesaiye devam edersin, akşam yine ameliyata sokarlar seni ve şikayet etmeye hakkın yoktur. Ama rektörlük çok daha zormuş. Rektör olunca, cerrahi asistanlık solda sıfır kaldı.
Medeni kanun ne diyorsa o...
Dava bitene kadar, boşanmamla ilgili konuşulması ve yazılması yasak. Sadece şunu belirteyim ki, evlenmek gibi, ayrılmam da medeni kanun çerçevesinde. Olayda bir hukuksuzluk yok. Bu konuda utanacak birileri varsa, o da insanların mahremiyetini kullanarak kişisel haklara saygısızlık edenlerdir.
Dokuz Eylül'ün borçlanmasında, tüm personelimize devletin belirlediği tavan üzerinden döner sermaye ödemesi yapmanın payı var. Bu da çalışanın emeğine saygının gereğidir. Türkiye'de tüm üniversitelerin borcu var. Biz 8'inci sıradayız. Maliye Bakanlığı'nın üniversite hastanelerine maddi yardım yapmasıyla ilgili yasa çıktı. Bundan biz de faydalanacağız.
