Balkanlar’ın bağımsızlık savaşçısı

21. yüzyılda, insanlık tarihinin en acı savaşlarından birini yaşayan Bosna Hersek şimdi yeniden doğuşu yaşıyor. Bir Osmanlı mirası olan ülkede başkent Saraybosna ve Mostar’ın her köşesinde savaşın izlerini görmek mümkün...

ATALARIMIZIN İZİNDE BALKANLAR - HÜROL DAĞDELEN

Küçük bir otobüsle, adım adım Balkanlar'ı gezmek, şehirleri tanımak adına, o toprakların kokusunu duymak adına çok özel bir yolculuk bence... Bunun tadını ne uçakla ne de özel aracınızla alamazsınız...
Zorlukları yok mu, var tabii... Ama atalarınızın izini takip etmek niyetindeyseniz, hele bir de aynı amaç uğrunda dostlar varsa o otobüste, geçirdiğiniz her dakika daha bir keyifli, daha bir coşkulu oluyor.
Anılarla süslenen koyu sohbetlere, teypten süzülen Balkan türküleri eşlik ediyor.
Birbirini daha önce hiç görmemiş ama beş dakikada kaynaşan insanların samimiyeti size "Bu gezi hiç bitmesin" hissi veriyor.
Bu açıdan bakınca, yaşın hiç önemi yok.
Sıcacık bir hava sarıyor zihinleri... Ne bir önyargı ne de kıskançlık... Herkes bir şeyler paylaşıyor, sanki bir yarış halinde... Bir bakıyorsunuz, biri şarkı söylüyor hiç çekinmeksizin...
Diğerleri ona katılıyor.
Bir bakıyorsunuz, evinde yapıp getirdiği börekleri paylaşıyor yolcunun biri... Başkası onun altında kalır mı, o da başka bir şey... Çikolata, meyve ve daha niceleri...
Balkan insanının özelliği bu işte... Hiç yabancılık hissetmiyor, hissettirmiyor. Kardeş gibi...
Yüzyıllarca süren bir kardeşliğin sımsıkı dostluğu bu... İşte bu inanç, bu sevgi ve saygı, 21. yüzyılın en büyük dramlarını yaşamış, bölünmüş, parçalanmış eski Yugoslavya'nın en acılı ülkesine yaklaştığımız her adımda kendini gösteriyor.
Bu insanüstü çabanın, verilen bağımsızlık mücadelesinin ışığını görüyorsunuz her bakışta. Ayakta kalmanın onurunu yaşamak, omuzlamak ve kardeşçe paylaşmak Bosna Hersek'in mührü olmuş...
ACI AMA GERÇEK
Türküler bitiyor, hüzün sarıyor otobüsü Mostar'a yaklaştıkça... Yüzler düşünceli ve üzgün... Anısı olan anlatıyor ahla vahla...
Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna ile savaşın acı ve karanlık yüzünü hisseden şehirdir Mostar... Adeta bir simge...
Bosna Hersek'in referandum sonucunda bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, 6 Nisan 1992'de Sırp güçleri başkent Saraybosna'yı ablukaya almış ve saldırılara başlamıştı. 3 buçuk yıl süren ve yüzbinlerce masum insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının evlerini terk etmesine yol açan bu savaş, yakın tarihin ve modern dünyanın işlediği en büyük suçtur. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan Bosna Savaşı ve Boşnaklar'a yapılan soykırım, bir insanlık utancıdır...
Bosna'da yaşayan (Boşnak, Sırp, Hırvat) çocuk nüfusunun yarısı (ortalama 700 bin) ölmüş, yaralanmış, evinden sürülmüş ya da başka sebeplerle doğrudan savaştan etkilenmiş... Otoriteler tarafından savaş sebebiyle hayatını kaybeden sivil ve askerlerin (Boşnak, Hırvat, Sırp) sayısı tahmini olarak 150 bin ile 260 bin olarak belirlenmiş...
Sadece Srebrenica'da 11 Temmuz 1995 tarihinde Sırplar tarafından yapılan kıyımda 8372 silahsız Boşnak erkeği katledilmiş...

SAVAŞIN YARALARINI SARAN SARAYBOSNA
Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna, büyük bir yıkım yaşadı. Hem binlerce insanı savaşta can verdi hem de şehir, yüreğinden vuruldu. Saraybosna (Sarajevo) 700.000 nüfuslu bir başkent ancak savaşın yıkımı kentin her köşesinde kendini hissettiriyor. Saraybosna'da ve Bosna-Hersek'in diğer şehirlerinde 1992-1995 yılları arasında yaşanan iç savaşın izlerini binaların dış cephesindeki mermi ve top izlerinden fark edebilirsiniz.
Yaşanan acıların unutulmasını engellemek için bilerek olduğu gibi bırakılmış. Öyle bir ülke düşünün ki sokakta daha çok gençler ve yaşlılar var çünkü orta yaşlıların çoğu yaklaşık 110.000 kişinin öldüğü savaşta hayatını kaybetmiş.
Sokaktaki insanların çoğu savaşı bizzat yaşamış, yakınları ölmüş ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. Adım başındaki şehir mezarlıkları, savaşta hayatını kaybedenler için yapılmış anıtlar görüyorsunuz. İşte orada her şey bitiyor. Şehrin her tarafı tarih ve farklı kültürlerin izleriyle dolu. Osmanlı izlerinin her tarafta görüldüğü Başçarşı'nın ünlü sebilinden su içmenizi öneririm. Tarihle baş başa kalıyorsunuz.
Çarşısı, Başçarşı, Kemeraltı'ndan farksız... Hediyelik dükkanları, camiler, bedestenler art arda geliyor. Ucuz ve lezzetli yemekleri var. Çarşıyı gezerken bir mekanda Galatasaray bayrağı dikkatimi çekti. Sordum, bir dönem Galatasaray'da oynayan ve gol kralı olan Tarık Hoçiç'in mekanıymış... İçeri girip sordum, akşamları geliyormuş Hoçiç... Turla geldiğim için, akşam görmek kısmet olmadı Hoçiç'i...
Başçarşı civarında hediyelik eşya alışverişini tamamlayın, Ferhadiye Caddesi'ne çıkın. Cadde üzerindeki Gazi Hüsrev Bey Camii, Mimar Sinan'ın bir eseri. Az ilerdeki Bezistan bizim Kapalıçarşı'dan farksız. Burada pek çok kafe ve bar var. Ferhadiye Caddesi'nin tam ortasında 19. yy.'da yapımı tamamlanmış İsa'nın Kalbi Katedrali var. Gençlerin buluşma noktası...
Bosna-Hersek Boşnaklar (Müslüman), Hırvatlar (Katolik), Sırplar (Ortodoks) ve diğer etnik ve dini gruplardan oluşuyor. Çok dinli ve çok milletli bir ülke. Türklere son yıllarda dizilerin de etkisiyle büyük bir sempati besleniyor.

BOSNA'DA BİR AKDENİZLİ, MOSTAR

İşte bu acı tabloyu yüreğimizde hissederek girdik Mostar şehrine... Binaların çoğu hala delik deşik... Bombalanmış binalar ve kurşun izleri, gözümüze çarpıyor her geçişte... Savaşın yaşattığı yıkım inanılmaz...
Yıkık dökük binaları gördüğünüzde, yüreğiniz kanıyor, o vahşeti hissediyorsunuz.
Çünkü çevreniz şehit mezarlarıyla dolu... Hiçbir bina sahibi, kurşun izlerini yok etme yoluna gitmiyor. Çocuklar da görsün, hissetsin diye bırakıyorlar geleceğe... Savaş yorgunu Mostar, sadece akın akın turistin geldiği köprüsüyle ayakta kalmaya çalışıyor.
BİR OSMANLI MİMARİSİ
Neretva nehrini sakıştıran iki dağın eteğine kurulmuş Mostar, dokunulmayacak kadar güzel bir Akdeniz kenti hissi veriyor insana... Kent iki kısımdan ibaret...
Konak, Çarşıya gibi adlarla anılan eski mahalleler nehrin doğu, yeni mahalleler ise batı yakasında... Hırvatlar batı kısmında, Boşnaklar ise doğu kısmında yaşıyor.
İki aynı ve etnik topluluk yani Boşnaklar ve Hırvatlar eskiden olduğu gibi Neretva nehrinin yarattığı doğal uçurumun aynı kıyılarını paylaşıyorlar.
Mostar'da Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalmış pek çok yapı var. Camilerin en büyüğü ve en güzeli 1557 yılında yapılan Karagözbey Camii... Bir diğeri ise 1618'de kurulan Mehmet Paşa Camii.... Mostar'ın çarşısı ise Kemeraltı gibi... Restore edilmiş haliyle çarpıcı taş evleri ve binalarıyla taş döşeli dar sokaklarıyla Akdeniz kasabalarını andırıyor.
Çarşıya bir girdiniz mi çıkamıyorsunuz, insan kalabalığı sizi sürüklüyor o köprüyü doğru... Yani insanların delicesine fotoğrafını çektiği Mostar Köprüsü... Çarşının kıyısından geçtiğinizde Mostar köprüsünü çeşitli açılardan çekmek için çabalayan insanları görürsünüz...
Tabii, bu da çarşının akışını kesiyor ama kimse bundan hoşnutsuz değil, sabırla bekliyor.
Çünkü o da aynısını yapıyor, bu bir gelenek haline gelmiş burada...
Köprü, Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biri... 1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Hayrettin'e yaptırılmış... İki ucuna da kuleler inşa edilmiş...
Köprü 1990 yılında Boşnaklara karşı yürütülen savaşta Hırvatlar tarafından bombalanarak yerle bir edilmiş... Savaştan sonra Neretva nehrine gömülen köprünün taşları tek tek toplanarak köprü yeniden yapılmış...
Köprünün yeniden inşası TİKA, UNESCO ve Dünya Bankası'nın desteğiyle 1997'de başladı. İnşaatını bir Türk firması üstlendi.
Macar ordusundan dalgıçlar orijinal taşları nehir yatağından bulup vinçle çıkardı. Köprünün yeniden yapım aşaması 2004 yılında kadar sürdü ve o yıl yeniden hizmete açıldı.
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Mostar Köprüsü dünyanın en çok ziyaret edilen anıt eserlerin başında geliyor.
Bugün çok uluslu bir yönetim tarafından idare edilen Mostar'da savaş döneminde başlayan bölünmeler devam ediyor. Hırvatlar nehrin batısında Müslümanlar ise doğusunda yaşıyor. Sırplar ise savaştan sonra ayrılmış.

YARIN: DUBROVNIK VE BELGRAD