Denize bir at boynuzu gibi uzanan, Dubrovnik

Hırvatistan’ın en güzel şehirlerinden biri olan Dubrovnik, ülkenin güneyinde, Adriyatik Denizi’nin kıyısında yer alıyor. Tepeden bakıldığında, at boynuzu gibi denize uzanan Dubrovnik, dünyanın en nadide turistik kentleri arasında...

ATALARIMIZIN İZİNDE BALKANLAR - HÜROL DAĞDELEN

Otobüsle yolculuk sırasında sohbetle eğlence bir arada yürür. Birlikte şarkılar söylenir, fıkralar anlatılır.
Belki şarkı biter ama sohbet hiç bitmez. Hırvatistan sınırına geldiğimizde de eskiler başladı anlatmaya... "Savaş sırasında çok sıkıntılı günler geçirdik ama özgürlüğümüzden ödün vermedik.
İş bölünmeye gelince, büyük haksızlıklara uğradık. En büyük, en gösterişli kıyıları Hırvatlar aldı, siz de göreceksiniz.
Örneğin Dubrovnik, dünyada böylesi yok. Burayı da Hırvatlar kaptı" sözleriyle...
Haksız da değillermiş gerçekten... Harika bir şehir...
TURİST KAYNIYOR
Dubrovnik'i gazete ve dergilerin seyahat köşelerinden biliyorum.
Ancak bu kez daha yakından tanıma fırsatım oldu. Gerçekten harika bir şehir...
Tepeden bakıldığında, at boynuzu gibi denize uzanan Dubrovnik, dünyanın en nadide turistik kentleri arasında...
O kadar çok turist geliyor ki, şehir hep kalabalık...
Kale limanı mükemmel...
Hırvatistan'ın en güzel şehirlerinden biri olan Dubrovnik, ülkenin güneyinde, Adriyatik Denizi'nin kıyısında yer alıyor. Turla gelirseniz, en fazla 2 saat gezip dolaşmaya izin var. Birkaç günlüğüne gelirseniz, o zaman durum değişiyor.
İşte o zaman bu kentin tadını çıkartınız.

KARADAĞ'IN YILDIZI, KOTOR
Karadağ, Sırbistan'dan 2005 yılında ayrılmış bir ülke... O da Hırvatistan gibi şanslı ülkelerden...
Yaklaşık 600 bin nüfusu var, küçük bir vatan... 5. yüzyılda kurulan şehir, hala o günkü dokusunu koruyor.
Bölgenin en çok ilgi gören, turizm potansiyeli yüksek bir yer... Bir liman kenti olan Kotor, 'Old Town' (Eski Şehir) ve modern şehir olarak ikiye ayrılıyor. Denizi sanki sizi sarar bir durumda...
KUŞBAKIŞI HARİKA
Plajları tamamen ücretsiz olan Kotor'da dağlar arasında kalan denizde attığınız her kulaç mutluluğunuzu ikiye katlıyor.
Denize girdikten sonra bir zaman tüneli gibi Old Town'ın dar ve taşlı yollarında gezerek ve fotoğraf çekerek saatler harcanır, ardından etrafa bakarken heybetli dağların tepesinde bir kilise göze çarpar.
Kilisenin hemen bitişiğinde kuleye çıkan merdiven görülür. Aşağıdan çok da uzak görünmeyen kaleye çıkmak için Old Town içerisinden başlamanız gerek.
Akşam 7'ye kadar merdiven başında bir görevli duruyor, kaleye tırmanış 3 euro.
7'den sonra ise görevli gidiyor ve kaleye ücretsiz çıkılıyor. Yaklaşık 1,5 saate çıkılan kalenin en tepesine ulaştığınızda ise döktüğünüz terin bir ödülü var elbet...
Kaleye çıkmayı başardınızsa, sizi muhteşem bir manzara bekliyor.

TARİHİ BİR KALE
Son sayıma göre şehrin nüfusu 40 binin üzerinde... Ama bu rakam yaz aylarında katlanıyor.
Dubrovnik Türklerin olduğu kadar İngilizlerin de çok tercih ettiği bir şehir. Kenti çevreleyen kalenin yani Old Town'un içinde her şey var. Restoranından alışveriş dükkanlarına kadar... Tarihi yapılar, kiliseler art arda sıralanıyor.
Çok etkileyici bir kale olduğunu söylemeden geçemem... Ayrıca daracık sokakları, bizim Halilrıfat Paşa'ya benziyor. Her gün binlerce insan bu sokakları kullanıyor ve ilginç görüntüler oluşuyor.
Balkanlar'daki Türk Devletleri'nin aksine şehirde Osmanlı izi taşıyan bir şey de yok.
Dubrovnik'in yakın tarihine bakacak olursak 1991 yılında Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan ayrılışı sırasında çıkan iç savaşta Sırp saldırıları nedeniyle şehirdeki birçok tarihi eser hasar görmüş buna karşılık 1979 yılından beri UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunan Dubrovnik Old Town, 2005 yılında Unesco'nun başlattığı çalışmalar ile bugünkü görünümüne kavuşmuş. Son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri ise ülkenin 2013 yılında Avrupa Birliği'ne girmiş olması.
Sözün özü, bu kadar yazı yeter, bu güzelliği fotoğraflarla yaşayalım..

SIRBİSTAN'IN BEYAZ ŞEHRİ BELGRAD

Balkanlar'ın Paris'i olarak adlandırılan Belgrad, Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktada kurulmuş.. Sava nehri Slovenya'dan, Tuna ise Almanya'dan dökülüyor. Tüm banliyöleri ile birlikte 2 milyon nüfusa ev sahipliği yapan şehir, şahane doğası, güzel manzarası, yemyeşil parkları, muhteşem kulüpleri, bar ve restoranları ile dikkat çekiyor. Gezimizin bu bölümünde, Akhisarlı bir Türk genciyle evli, manken kadar güzel bir Sırp kadını bize rehberlik ediyor. Türkoloji eğitimi gördüğü için, dilimizi çok iyi konuşuyor. İçten, samimi bir insan... Belgrad'ı gezdiğimiz süre boyunca bizlere eşlik etti. Sıcakkanlı insanlar Sırplar... Oysa Belgrad'a gelmeden önce, Bosna Hersek'te ve Balkanlar'da yaşanan katliamın sorumlusu olarak gördüm hep Sırbistan'ı...
Ancak, savaşın getirdiği sorunları birebir yaşamış Belgrad... Eski Yugoslavya'nın da başkenti olduğu için, kentin tarihi bir boyutu var.
Kale meydanı süper... Burada Sava ve Tuna nehrinin buluştuğu noktayı görüyorsunuz, manzara müthiş..
KALE MEYDANI
Eski ve yeni Belgrad var... Eski Belgrad tarihi binalarla süslü... Yeni Belgrad, ikinci Dünya Savaşı'dan sonra kurulmuş, komünizm döneminden binalar var. İşçiler için 8-10 katlı binalar yapılmış, televizyon ekranından benzeyen küçük pencereleriyle...
O binalarda hala oturanlar var.
Komünizm döneminde herkes eşit...
Hayat eşit.... Çünkü insanları böyle yönetebilmek daha kolay... Ülkede maaş ortalaması 350 Euro, asgari ücret ise 200 Euro... "Bu insanlar nasıl geçiniyor" diye sorarsanız, aldığınız yanıt şu... "Burada herkes ev sahibi, kira yok... Evler küçük ama yeterli." Kentin her tarafında parklar var.
Yemyeşil meydanlar ve parklarla süslü kent... Türkler'in sürekli Belgrad'a yatırım yapmaya başladığını söyledi rehber... Belgradlıların yüzde 40'ı 15-45 yaşları arasında olduğundan şehir hareketli ve canlı. Spor yapmayı ve yürüyüşü çok seviyorlar.
Belgrad, özellikle bahar ve yaz ayları boyunca her yaştan insanın, her saatte sokakları şenlendirdiği, yüksek enerjili bir şehir. Sonuç olarak Belgrad, savaşın etkilerini üzerinden atmaya çalışan tarihi bir başkent ve Balkanlar'ın Avrupa'ya açılan kapısı...

YARIN: SELANİK VE DELÇOVO