Atatürk ve Yeni Asır’ın doğduğu şehir: Selanik

Selanik’e adım atttığınız andan itibaren İzmir’in atmosferini hissediyorsunuz. Sokakları geçtiğiniz her an, Alsancak’ı, Kordon’u görmüş gibi oluyorsunuz

ATALARIMIZIN İZİNDE BALKANLAR - HÜROL DAĞDELEN

Selanik'i çok dinledim gidenlerden...
"Azizim git gör bak. İzmir'in ikizi... Yunanlılar, Selanik'i İzmir'e benzetmek için,ellerinden gelen her şeyi yapmışlar" gibi tanımlamalarla...
Fotoğraflar da yalan söylemez. Bakınca şaşırıyor insan, iki şehir bu kadar mı birbirine benzer, diye... Gezimizin Kavala'dan önceki son durağı olan Selanik'e gelmeden önce aklımdan geçenler işte böyle şekillendi;

YÜREKTE HİSSET
"İzmir'e benzer bir şehirde dolaşmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Atatürk'ün doğup büyüdüğü evi, mahalleyi görmek, O'nu yüreğimde hissetmek..." Dahası 1895 yılında Selanik'te yayın hayatına başlayan gazetem Yeni Asır'ın da doğum yeri Selanik...
Selanik, Yunanistan'ın ikinci büyük kenti ve tabii ki en güzel şehirlerinden biri... Yunanlılar, buraya 'Thessaloniki' diyor. İlginç bir öyküsü var:
MÖ 316'da Makedonya Kralı Kassandros, Büyük İskender'in de kız kardeşi olan karısı Therman Thessaloniki'nin adını şehre vermiş.
Selanik adına yakışır biçimde hep hayran olunası bir genç kız endamına sahip sanki. Şehrin ruhunu ayak bastığınız her sokağında hissediyorsunuz. Selanik'e adım atttığınız andan itibaren İzmir'in atmosferini hissediyorsunuz.
Sokakları geçtiğiniz her an, Alsancak'ı, Kordon'u görmüş gibi oluyorsunuz. Bir liman kenti olarak gençlerle dolu, cıvıl cıvıl, yaşayan ve yaşatan bir şehir. Sokaklar, mekanlar, kafeler ve gece hayatı bu yüzden capcanlı.
Kentin sahiline gelince söylenenlerin abartı olmadığını birebir yaşıyorsunuz.
Sahil, İzmir'in Kordon'u ya da Mustafa Kemal Sahil Bulvarı gibi...
ATATÜRK'ÜN EVİNDE
En büyük heyecanı ise, Selanik'in Türkiye Konsolosluğu'na geldiğimde yaşadım.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün evi burada...
İlkokulda, eğitim hayatı boyunca fotoğraflarını gördüğüm ev, hemen karşımda... Atatürk'ün doğup büyüdüğü eve konsolosluğun bahçesinden giriliyor.
Burası tam bir Ege evi... Çocukluğum da böyle bir evde geçtiği için, hiç yabancılık çekmiyorum, mimarisi kabaca aynı... İki katlı, içten merdivenli... Evin her köşesinde, Atatürk'ün kullandığı eşyalar camlı kafeslerde korunuyor. Ancak ben, ev eşyalarıyla kurulu bir müze ev bekliyordum, hayal kırıklığına uğradım. Atatürk'ün hayatı, mücadeleleri, ilkeleri, bağımsızlık anlayışı, evin duvarlarına asılan yazılarda anlatılıyor. Evin bir odasında annesi Zübeyde hanım, iki odasında kendisinin mum heykeli var, biri genç biri yaşlı Atatürk... Etkileniyor insan, canlı gibi.. Sanıyorum Yılmaz Büyükerşen'in eseri... Eve her gün akın akın Türk ve yabancı ziyaretçi geliyor, hiç boş kalmıyor, tatil günlerinde bile...

TRAFİĞE DİKKAT!
Dışarı çıkınca da, Atatürk'le ilgili hediyelik eşyalar satan esnaf var. Müthiş bir sektör oluşmuş... Bu arada, Balkan gezisi boyunca, birçok kentte yayaya saygı gördüm. Aynı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, ayağınızı attığınız anda araçlar duruyordu...
Ancak burada durum farklı... Alışmışız orada, Yunanistan AB ülkesi ya, burada da aynı nezaketi gösterecekler beklentisi yüksek... Ancak Fatih uyarmasa, ezilecektik as kalsın... Aynen burada olduğu gibi üstüne üstüne sürüyorlar Yunan şoförler araçlarını, "Hah dedim, Türkiye'ye gelmiş gibi olduk..." Balkan gezisi boyunca sadece yazı dizisinde yer verdiğim şehirler ve ülkeler değil, daha birçok yeri gördük. Örneğin Arnavutluk'un başkenti Tiran'ı... Şanssızlık işte, kentte alt yapı çalışmaları varmış, çevresinden görebildik. Ancak İşkodra'yı çok beğendim, Podva'yı ve Kavala'yı da...
Onları da bir başka yazıda...
TOPLUMSAL BARIŞI, SİMGESİ, DELÇOVA

Dört gündür sürdürdüğüm Balkan gezisinin simgesiydi Delçova...
Çünkü otobüsteki yolcuların çoğu, Makedonya'nın bu köyünde doğup büyümüş, sonra Türkiye'ye göç etmişti. Delçova, Makedonya'nın doğusunda, Bulgaristan sınırına yakın bir kasaba ve belediye merkezi.. Şu anki ismini Osmanlı İmparatorluğu devri sonlarında yaşamış devrimcilerden biri olan Goce Delçev'den almış.. Geçmişte bir Türk köyü olarak anılan bu güzel kentte, şu an Makedon kökenli vatandaşlar daha fazla... Fakat gördüm ki, Türk, Makedon, Hırvat fark etmez, bu kentte yüzyıllardır toplumsal barış hüküm sürüyor.

DAYANIŞMA RUHU
Geziyi düzenleyen İzmir Makedonyalı Göçmenleri Birleştirme, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Şaban Yaprak da buranın bir köyünden...
Yolculuk boyunca, Delçova'daki dayanışmadan söz etmişti bana... Burada insana saygı en üst seviyede yaşanıyor.
Şaban beyin oğlu Fatih de gezide emeği geçen en önemli isimlerden biri... O da genç fikriyle, buradaki dostluktan söz etmişti bana... Peki bunun sırrı neydi?
Şaban Yaprak, bunu şöyle açıklıyor:
"Annem Stamer köyünden...
Hep anlatırdı köyümüzde birçok Makedon vatandaşla iç içe yaşarlarmış.
'Bizler onların fikirlerine, yaşam tarzlarına, dini inançlarına karışmaz, onlar da bizim... Bizde Ramazan geldi mi, onlara da gelirdi... Bizimle birlikte oruç tutan Makedonları bilirim' derdi annem... Bir çift benim hayatımda çok önemli iki insan...
Nevenka ve eşi Dragutin... Nevenka annemin arkadaşı.. Onları çok seviyorum, her gelişimdi uğramadan geçmem."
STAMER KÖYÜ
Bu kez de öyle oldu, anlattıklarını kanıtlamak istercesine onun köyüne gittik. Stamer bizim dağ köylerinden farksız... Fakir ve sıradan...
Evler yıkık dökük, sanki terk edilmiş bir görünümü var ama yüzlerce insan yaşıyor köyde... Nevenka ve Dragutin'in bizleri nasıl karşıladığını görmeliydiniz.
Sevgili Şaban ve oğlu Fatih'i gördüklerinde, gözlerinin içi gülüyordu, 'Şabanım, ben de senin annenim" diye sımsıkı sarıldı Nevenka... Bizleri ise yeğe göğe koyamadılar. O bölgenin ünlü erik rakısından, peynirinden getirdiler. Kendileri yapmış...
Dediklerine göre Şaban için saklamışlar, bize de kısmet olmuş... Sonra duydum ki, bu köye gelen her Türk, Nevenka'ya uğrayıp kahvesini içmeden gitmezmiş...
O insanları görünce anladım ki, ırktan ve dini anlayıştan daha önemli bir şey var, insan olmak...
Dönüşte, akrabalarını, köylerini ziyaret eden otobüsteki dostlarıma sordum, "Neler yaşadınız" diye...
Kimileri, Şaban'ın yaşadıklarına benzer şekilde karşılanmışlar, kimisi de "Benim tanıdığım kimse kalmamış" kimisi de "Okulumu buldum ama çok kötüydü, hüzünlendim" diyordu...
Delçova şimdi Türkler'in anılarıyla yaşıyor. Makedonlar, en iyi komşuları Türkleri hiç unutmamış... Yüreklerinde taşıyorlar. Bunu gördüm, hissettim.