GÜLENGÜL USLU
İzmir'de doğup büyüyen ünlü moda tasarımcısı Bora Aksu, Türkiye'deki ilk defilesini İzmir'de gerçekleştirdi. Gelinlik Fuarı'nın açılış defilesine abiye kıyafetlerinin yanı sıra "Gümüş Telli" ismini verdiği gelinlik koleksiyonu ile katılan genç modacı yaşamını Londra'da sürdürüyor.
15 yıl önce Londra'ya yerleşen Bora Aksu, dünyaca ünlü Central Saint Martins okulunda üniversite ve master eğitimini bitirdikten sonra aldığı ilk ödülle, 2003 yılında "Londra Moda Haftası"ndaki ilk defilesini gerçekleştirdi. Sonrasında, İngiltere Moda Konseyi tarafından 4 kez "Yeni Jenerasyon" ödülünü alan Aksu "Londra Moda Haftası"ndaki defileleri ile büyük ilgi çekmeye devam ediyor. İzmir'de ailesinin de seyirci olduğu ilk Türkiye defilesinde oldukça duygusal anlar yaşayan Aksu; Keira Knightly, Sienna Miller, Tori Amos gibi pek çok ünlüyü giydiriyor. Bora Aksu markası İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika ve Japonya başta olmak üzere şu anda dünyada 34 noktada satılıyor. Son derece mütevazı bir kişiliğe sahip olan Aksu, hocasının "Sonuçta moda yapıyoruz, abartacak bir şey yok" cümlesini aklından hiç çıkarmıyor. Öğrencilik yıllarında tanıştığı Maritus'lu eşi Fella ile mutlu bir evlilik sürdüren genç tasarımcının en büyük hayali bir filmin kostümlerini tasarlamak.
-İzmir'den Londra'ya gittiniz ve orada büyük başarılar elde ettiniz. Bu yolculuğa çıkarken aileniz size destek oldu mu?
Ailemin çok desteği oldu. Çizime karşı çocukluktan bu yana büyük ilgim vardı, devamlı figür çizerdim. Annem o resimleri saklamış. Hep o devirde giyilenleri çiziyormuşum. Kıyafetler, özellikle insan figürüne büyük bir yakınlığım varmış. Ben bu çizimlerin hep hobi olarak kalacağını düşünmüştüm. Ama eğitimini almaya karar verdiğim yıllarda Türkiye'de bu işin doğru dürüst eğitimini veren çok fazla bir kurum yoktu. Tekstil tasarım vardı, moda tasarım yoktu. O yüzden bir arkadaşımın tavsiyesiyle St. Martins'te okumaya karar verdim. Ailem de destek verdi. Önce burada işletme okudum. İşletme bilgisinin de moda alanında çok işime yaradığını belirtmek isterim.
-Londra'da nasıl bir hayatla karşılaştınız?
St. Martins'in giriş sınavlarına girdim. Benim bir moda eğitimim olmadığı için elimde sadece çizimlerimden oluşmuş bir dosyam vardı. Çizimlerimden oluşan dosyaya bakarak beni kabul ettiler ve o şekilde eğitimim başladı. O 3 sene boyunca oradaki eğitime ayak uydurmam epey zaman aldı çünkü çok deneysel, araştırmasal ve kendimizin ne olduğunu anlamaya yönelik bir eğitim süreciydi. Şimdi, Türkiye'de öğrencilerle bir araya geldiğim zaman onlara "Her zaman kalıpların dışında düşünmeye çalışın" diyorum. İnsan kendini rahat hissettiği şeyleri yapmak ister ama o insan aklının gelişmesini engelleyen bir şeydir. Çünkü, siz kendinizi rahat hissetmediğiniz şeyler yaptığınızda gelişmeye başlarsınız.
SANAT VE İŞ BİR ARADA - İzmir'den defile teklifi geldiğinde neler hissettiniz?
İzmir'den geldiği için çok pozitif yaklaştım. Ailem burada yaşıyor, çocukluk anılarım olan bu kentle çok yakın bağlarım var. Gümüldür'deki yazlık evimizden tutun da pek çok şeyden esinlendiğim bir kent İzmir. Benim hayatıma hep girmiş, hiç kopamadığım bir kent. Açıkçası İzmir'de defile yapmak gibi bir hayalim yoktu ama böyle profesyonel bir ekiple çalışmaktan son derece mutlu oldum. Türk mankenlerle hiç çalışmamıştım. Çok çok memnun kaldım.
-Koleksiyonlarınızı hazırlarken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Moda çok ilginç bir dal. Hem sanat, hem iş arasında ince bir çizgi. Sonuçta ressam değilsiniz. Yaptığınız kıyafetlerin insan vücudunun çevresinde şekillenmesi gerektiği için fonksiyonel olması da gerekiyor. Bu kıyafetlerin insan vücudunda yaşayabiliyor olması önemli. Benim için bu kumaş seçiminde de çok önemli. İpek şifonları çok severim. İnsan vücuduyla olan işlevselliği düşündüğüm için kıyafetlerimde de doğal olarak giyilebilirlik olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü; defilede gördüğünüz bir kıyafet mağazalara indiği zaman ve biri o kıyafeti satın aldığında, o sizin tasarımınızdan ziyade o kişinin gardırobunun bir parçası oluyor. Ve, o kıyafeti nasıl giydiği tamamen ona bağlı bir şey. Onun kendi kişiliğini yansıtmaya başlıyor o kıyafet. Siz onu hazırlıyorsunuz ama ondaki boşlukları alan kişi kendine adapte ediyor.
-Tasarımlarınız ulaşılması güç rakamlarda mı?
Üzerindeki emekle ilgili bu. Kıyafetler 200 TL'den başlayıp 10 bin TL'ye kadar çıkıyor.
-Kişiye özel tasarım da yapıyor musunuz?
Evet, yapıyorum. Londra'da atölyem ve 12 kişilik bir ekibim var.
YOLLARI AÇIK OLSUN -Gelinlikleriniz çok sadeydi ve de duvaksızdı. Neden?
Evet. Özellikle duvak koymadım. Ben duvak kısmını biraz insanların hayaline bıraktım. Çünkü, kimisi ufak bir kurdele, kimisi taze çiçeklerden bir taç takmak isteyebilir.. Gelinlik hayatın çok özel bir anını temsil ediyor, o yüzden onu giyecek olan kişinin hayal gücü için bir alan bırakmak lazım bence.. Modacıların her şeyi dikte ettiği dönemin bittiğini düşünüyorum. Bence giyenin de artık yaratıcı olduğu bir dönemdeyiz, o yüzden böyle bir boşluk bırakmak lazım ki onlar da hayal edebilsinler.
-İlk mağazanızı Türkiye'de açmak gibi bir düşünceniz var mı?
Tabii, neden olmasın. Çok güzel bir adım olur. İnanıyorum ki; zamanı geldiğinde o da olacaktır.
Moda eğitimini yurt dışında almak isteyenlere tavsiyeleriniz?
Bu okullara adım atmadan önce; Türkiye'de bir moda kursuna katılmalarını tavsiye ederim. Bir şeyi hayal etmek çok farklı, onu nasıl yapacağınızı biliyor olmanız çok farklı. Mutfak bölümü çok önemli. Evet, bu defileler çok renkli ama bu olayın ışıltılı bölümü. Defile 15 dakikada bitiyor. Hazırlanış süreci ise 5-6 ayı kapsıyor. O da işin mutfağında oluyor. Genç modacı arkadaşlarıma da şunu söyleyebilirim: Yaptıkları işi çok sevsinler ve ümitle yollarına devam etsinler. Mücadeleden vazgeçmesinler. Moda dünyasında var olabilmek kolay değil ama çok severek yaparlarsa başarılı olmamaları için hiçbir neden yok. İnşallah onların da yolu açık olsun.
- İstanbul'un bir moda kenti olması için çalışmalar yapılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Başlangıç çok güzeldi. Bu konuda yapılan her organizasyonun faydalı olduğunu düşünüyorum.
İlk müşterisi Dolce Gabana oldu -Londra'da dikkat çekişiniz nasıl oldu?
2002 yılında mezuniyetimde defilem oldu. Ve daha sonra master eğitimimin sonunda büyük bir defile yaptık. Bütün dünya moda endüstrisinin geldiği bir defileydi bu. Özellikle basının benim tasarımlarıma çok yoğunlaşması bana bir sponsor ödülü getirdi. Dolce& Gabana mezuniyet tasarımlarımın hepsini satın aldı. Ve o koleksiyonu kendilerine esin kaynağı olarak kullandılar. Ardından, ilk sponsor ödülümle ilk defilemi gerçekleştirdim. İngiltere Moda Konseyi, o defilemle beni moda haftasının resmi listesine aldı. Daha sonra buna 14 defile eklendi. Her sene iki kere; Şubat'ta kış, Eylül'de de yaz defilesine katıldım. 7 yıldır bu sistemin içinde işleyen bir yapımız var.
