DOĞAYA DÖNÜŞ EGE'YE KAÇIŞ / CANAN DÜZDOL - ÖZLEM AKCAN
Birinci durağımız Türkiye'nin ilk sakin şehri, İzmir'in Seferihisar ilçesi. Bir Ekşi Sözlük yazarının deyimiyle 'tıp doktoru, doğa hastası' Güven Eken'in yaklaşık 10 ay önce yerleştiği Orhanlı köyündeki evine konuk oluyoruz. 2002 yılında kurulan Doğa Derneği'nin başkanlığını yürüten Eken, 'Hasankeyf Yok Olmasın' ve baraj karşıtı kampanyalardaki aktivist duruşu ile tanınıyor. 1996 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan Eken, doktorluk yapmamaya 4. sınıftayken karar vermiş. Üniversite yıllarında Ege Kuş Gözlem Topluluğu'nu kuran ve bu süreçte Gediz Deltası'nda ayrıntılı bir kuş araştırması yürüten Eken, ekoloji alanında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde başladığı doktorasını Hollanda Wageningen Üniversitesi'nde tamamlamış. Yurtdışında ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşadıktan sonra Ege'ye dönüş kararı alan Eken, şehir yaşantısından vazgeçişini şu sözlerle anlatıyor: "Çocukluğum Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde bir çiftlikte geçti. Doğadan fiziki uzaklık benim için hep bir eksiklikti. O uzaklığı doğayı okuyarak kapatmaya çalıştım. Buraya gelme sebebim ise insanın ne söylediğinden çok, nasıl durduğunun önemli oluşu. Onu yapabildiğiniz zaman gezegen kurtulacak. Yoksa yazmanın, söylemenin sonu yok. Zaten yeni şeyler söylemiyoruz. Var olan şeyleri insan icadı yeni cümlelerle, farklı kıyafetlerle dile getiriyoruz, öz hep aynı."
Yediği balı bile arının yaptığına emin olamayan kent insanı, artık köy pazarlarına yöneliyor, belediyeler birbiri ardına tohum takas şenlikleri düzenliyor. Büyük şehirlerde gün geçtikçe ağırlaşan yaşam koşulları altında yorulduğunu, yoğrulduğunu, tükendiğini hissedenler, hafta sonlarını şehir dışında geçirerek 'soluk' almaya çalışıyor. Belki de bu yüzden doğa yürüyüşü ve bisiklet gruplarının sayısı her geçen gün artıyor. Günü birlik huzuru yeterli görmeyenler ise, emekli olmayı beklemeden, henüz genç yaşında köye yerleşip toprağı iş ediniyor. Biz de büyük şehirlerden kaçıp, farklı nedenlerle Ege'nin bereketli topraklarına yerleşenleri ziyaret ettik. Hem her Pazar burada okuyacağınız hikayeleri dinledik hem de kendimize soluk alma fırsatı yarattık.BAŞLARKEN
HER CANLI TANINMALI
- Bireysel anlamda doğa size ne öğretti?
İnsan, kurdunu kuşunu bilmediği bir yere 'memleketim' diyemez. Her ayrıntısını bilmek, her canlısını tanımak durumundasınız. Eğer kurdunu kuşunu bilmiyorsanız oraya 'memleketim' demeniz de havada kalıyor. Hepimiz 'Türkiye bizim memleketimiz' diyoruz ama aslında bilmiyoruz. Bilediğimiz için de HES'ler, termik santrallar, yollar vs. kabus gibi yapılaşmayla kolay yok ediyoruz.
- Birincil sorunumuz ne?
Doğanın parçası olduğumuzu unutup ona hükmetmeye kalkışmak. Halbuki bu, bireysel ve toplumsal bir tevazuyu da beraberinde getiriyor. Bizim toplumumuzda bu kalmadı. Her şey insan için, bütün varlıklar insan için diye düşünülüyor. İnsanlık gelişmeli, kalkınmalı deyip kendini doğadan ayırmak... Halbuki nefes almasak, iki lokma yemezsek fişi çekilmiş televizyon gibi susar gideriz. Bizim enejimiz elektirik değil ama hava, su, toprak. Biz o kaynağı yok ediyoruz.
- İnsan ne ara doğadan bu kadar uzaklaştı?
Bir insanın hayatının en dinamik olduğu 18 yıl boyunca yaptığı şey, ışığın en bol olduğu saatlerde sırada oturmak. Bu insanda doğa ile ilgili bir hassasiyet oluşmasını zaten bekleyemezsiniz. Doğanın yok oluşu, insanın içindeki doğanın yok edilmesiyle başlıyor. HES'ler barajlar, Karadeniz, Dicle, Hasankeyf'ten önce içimize kuruluyor. Sonra insanı, hayvanı, canlıyı birbirinden ayırmaya başlıyoruz. Bu düşünme biçimi dünyayı atomlarına kadar parçalayabilir. Doğa birleştiricidir halbuki. Nehirler birleşir, kan birleşir, kökler toprakla birleşir... ayrıca 'ekonomik büyüme' denilen sürekli bir yüksek tansiyon durumu. Toplum hipertansiyon hastası oldu. TV'ler ilaç vazifesi görüyor. Hızlanmak adına hem dünyaya hem kendimize haksızlık ediyoruz.
- Büyümeyip, duralım mı?
4 milyar yaşındaki gezegen milyarlarca insanı doyurmuş bu zamana kadar, fakat şimdi insanın iki gözünü doyurmaya yetmiyor. Üretmeden yalnızca tüketim üstüne kurulu bu yaşam şeklimizle bize 4.5 dünya lazım. Eğer 3.5 dünyası daha olan varsa buyrun kalkınmayı konuşalım. Mayıs ayı itibariyle dünyanın bize verebileceği her şeyi tüketmiş durumdayız. Sürekli gelecek yıllardan ve kendini savunamayan canlılardan çalıyoruz.
- Kurtuluş mümkün mü peki?
Tabii ki mümkün. Kişinin her şeye kendinden başlaması lazım. Hazıra alıştığımız her şeyi tek tek sorgulamak zorundayız. Satın alma eylemini devam ettirdiğimiz sürece umut yok. Çok basit aslında hiçbir şey yapamıyorsanız balkonunuzda maydanoz yetiştirebilirsiz. Paranın yerine ilişkinin geçmesi lazım.
Buzdolabı yok
Burada yaşamın her ayrıntısının farkında olmak durumundasınız. Buzdolabı ve televizyon kullanmıyoruz. Elektriği şebekeden çıkarıp kendimiz üretmenin planlarını yapıyoruz. Tavuk yetiştiriyoruz ama yemini dışarıdan almıyoruz. Çünkü biliyorum ki dışarıdan alırsam içinda GDO var. O yüzden buğdayı da kendimiz yetiştiriyoruz. O buğdaydan ekmek yapıyoruz. Henüz üretemediğimiz şeyleri köydeki insanlarla değiş tokuş ediyoruz. O da olmuyorsa yerel pazarlardan alıyoruz.
Okul projesi
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, dünyanın ilk Cittlaslow üniversitesini ilçeye kazandırmak için çalışmalarını sürdürüyor. Doğa Derneği ise, üniversite bünyesinde açacakları 'Doğa Okulu' ile Seferihisar'ın yavaş şehir vizyonunun parçası olmaya hazırlanıyor. Eski Orhanlı köyüne kurulacak ve ilk etapta yüksek lisans seviyesinde başlayacak okulun 2 yıl içinde faaliyete geçmesi planlanıyor. Müfredatı hazırlanan okul, biyoloji, ziraat ve ekolojinin de ötesinde doğayı okuyup yazmayı öğretecek. Didaktik bilginin ötesinde gençler, bilimin evrensel bilgisi ile kırsaldaki kadim bilgiyi yaşayarak, üreterek ve dünyanın her yeriyle ilişki kurarak öğrenecek.
