• 2018 RUSYA
    DÜNYA KUPASI
  • BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C

Adalete zarafet katıyorlar

Adalete zarafet katıyorlar

04.12.2017, 20:04 Güncelleme Tarihi: 04.12.2017, 22:52

Onlar en az erkek meslektaşları kadar azimli, hırslı ve başarılı. Mahkeme salonlarında dişli birer avukat oldukları kadar, özel yaşamlarında da iyi birer eş, anne, evlat olan, toplumsal yaşama katkılarıyla da parmakla gösterilen kadın avukatlar, mesleklerini Yeni Asır’a anlattı

SAVUNMA MELEKLERİ - METİN BURMALI

Başlarken...
Avukat denince akla hak, hukuk, adalet veya kişi ile kurumlar arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkları hukuki yollarla çözüme kavuşturan kişiler geliyor. Türkiye'de avukat olmaksa, sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Dosyalar, duruşmalar derken zamanlarının büyük bölümü adliye koridorlarında, yollarda ya da bürokraside geçiyor. Yeri geldiğinde suçluyu savundukları için suçlu gibi muamele gören avukatlar, yeri geldiğinde de karşı tarafın suçludan çıkaramadığı öfkenin hedefi oluyor.
'Savunma Melekleri' adlı yazı dizimizde, en az erkek meslektaşları kadar azimli, hırslı ve başarılı olan kadın avukatları mercek altına aldık. Mahkeme salonlarında dişli bir avukat oldukları kadar, özel yaşamlarında da iyi birer eş, anne, evlat olan ya da sosyal yönleri ile farklı alanlarda ön plana çıkan avukatlar, neden bu mesleği seçtiklerini, meslekte karşılaştıkları sorunları, başlarına gelen ilginç olayları Yeni Asır ile paylaştı. Mesleki başarıları kadar zarafet ve güzellikleriyle de dikkat çeken savunma melekleri, Türkiye'de avukatlığın geldiği noktayı anlattı.

SAVCI DEDENİN AVUKAT TORUNU

O hem özverili bir anne, hem de mesleğinde başarılı bir avukat. İzmirli Avukat Nur Yaşar, çalışan bir anne olmanın verdiği ağır sorumlulukla küçük yaşlardan beri hayalini kurduğu avukatlık mesleğini yürütüyor. Anne ve babası doktor olmasına rağmen, hukukçu olmayı seçen Yaşar, "Dedem Cumhuriyet savcısıydı ve anne babam çalıştığı için hep sıkı ilişkimiz olmuştu. Çocukken bile beni adliyeye götürürdü. Mesleği özendirmede payı çoktur. Hiç de pişman olmadım" dedi.

EVE İŞ GETİRMEK YASAK

Üniversiteye girdiğinde dedesi gibi Cumhuriyet Savcısı olmak istediğini ancak okul yıllarında kendisi gibi avukat olan eşi Abdi Yaşar ile tanışınca bu düşüncesinden vazgeçtiğini aktaran Yaşar, eşi ile aynı işyerinde birbirlerini tamamladıklarını anlattı.
Prensip gereği eve iş getirmemeye özen gösterdiklerini ifade eden Yaşar, "Gün boyu insanların sorunları ile ilgilendiğimiz için evde sadece 2 yaşındaki Elif'imizle zaman geçirmeye çalışıyoruz. Sanırım anne olmak, avukat olmaktan daha zor" dedi.

SUDAN ÇIKMIŞ BALIK GİBİ

Okulda gördükleri ile meslekte yaşadıklarının birbirinden çok farklı olduğunu mesleğe başlayınca daha iyi anladığını söyleyen Yaşar, "Üniversite bittiğinde avukatlık düşünen bir insan, bir yeni mezun sudan çıkmış balığa dönüyor. Yani teori ile uygulamanın farkı çok büyük. Avukatlar arası rekabet çok arttı. Yeni meslektaşlar bu rekabet sonucu iş bulmakta bile zorlanabiliyor. Yeni meslektaşların 'bu işi almam' demeyip, her alanda koşturmaları gerekiyor. Sürekli araştırma halinde olmaları gerekiyor. En önemlisi de özgüvenlerinin olması gerekiyor" diye konuştu.

"ÇOCUĞUM OLUNCA ANLADIM "

Avukatlık mesleğinde, özellikle ceza davalarında gece-gündüz kavramı bulunmadığını ancak mesleğini severek yaptığı için bunun hiçbir önemi olmadığını, aksine mesai kavramı olmadığı için boş zamanlarında anne olarak çocuğuna daha fazla zaman ayırmaya çalıştığını vurgulayan Yaşar, "İlk aylarda çocuklu bir avukat anne olarak çok zorlanmıştım. 1 yıl boyunca yarım gün işe gidip geliyordum. Hatta bazen kızımı da yanımda büroya getirmek zorunda kaldığım zamanlar oldu. Hep televizyonlarda çocuğu ile duruşmaya giren avukatları görüyordum ama çocuğum olduktan sonra onları çok daha iyi anladım. Çünkü bir çocuğun o dönem en çok ihtiyacı olan şey, annesi. Onu da bu ihtiyaçtan mahrum bırakmam haksızlık olurdu.
Elif büyümeye başladıkça, mesleğime daha fazla yoğunlaşmaya başladım" diye konuştu.

Kızı Elif büyüdüğünde aynı anne babasının yaptığı gibi gelecek hedefleri konusunda tercihi kendisine bırakacağını da sözlerine ekleyen Yaşar, "Önemli olan, çocuğumun mutlu olabileceği bir işte çalışması. Tıpkı benim gibi" dedi.

"ÇOCUKSUZ KADINA NAFAKA VERİLMESİNE KARŞIYIM"

Bir avukat olarak değil de, bir kadın olarak sevgi bittiği için boşanan çocuksuz kadınlara nafaka verilmesine karşı olduğunun altını çizen Nur Yaşar, "Bazı boşanma davalarında bu söylediğimi doğrular olaylarla karşılaşıyorum. Önce babamız bakıyor, sonra kocamız bakıyor, boşanıyoruz ama hala nafaka alacağız diye uğraşanlar var. Bence bu kadınları tembelliğe itiyor. Aldatma ya da benzer bir sorun varsa tazminat bile alabilir ama boşanan her kadına nafaka verilmesi doğru değil" dedi.

ÖNYARGILAR YANILTIYOR

Avukatın kendi müvekkili de olsa her zaman tarafsız olması, ama mahkemede sanki o olay kendi başına gelmiş gibi savunma yapması gerektiğini söyleyen Yaşar, kadın avukatların, erkek avukatlara göre ister istemez bazı konularda dezavantajlı olduklarını ancak kadın-erkek ayrımını bu noktada bir avukat olarak doğru bulmadığını belirtti. Özellikle genç mezun avukatlara karşı bazı müvekkillerin önyargılı davrandıklarının da altını çizen Yaşar, "Tamam uzun yıllar avukatlık yapan meslektaşlarımıza da sonuna kadar saygı duyuyoruz ama avukatın genç olması demek, onun tecrübesiz ya da bilgisiz bir avukat olduğunu göstermez. Bu önyargıyı değiştirmek gerekiyor. Tam tersi genç avukatlar yeni mevzuatları daha iyi biliyor, hem aldığı davaları araştırmak için bol vakitleri oluyor, hem de 'Daha yolun başındayım, bu davayı kesin kazanmam gerekiyor' hırsı ve heyecanı ile hareket ediyorlar" dedi.

"MESLEKİ DAYANIŞMA YOK DENECEK KADAR AZ"

İzmirli Avukat Öykü Su Güler, vatandaşların adalete erişimindeki temel unsurun avukat olduğuna ve yargıya güvenin oluşmasında avukatlara önemli görevler düştüğüne dikkat çekiyor. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Ceza Avukatı Öykü Su Güler, "Ailemde hukuk ile alakalı kimse yok. Bu yolda tek başımayım. Aslında Moda Tasarım okumak istiyordum ancak annem bana avukatlık mesleğinin daha çok yakışacağını belirterek karşı çıkıyordu. Anneme kulak verip tercihimi Hukuk Fakültesi'nden yana kullandım ve şimdi "İyi ki avukat olmuşum" diyorum. Çünkü sizden yardım talep eden birinin yardımına koşup, önyargısız şekilde dinledikten sonra bazı durumlarda suçsuzluğunu ispat edip, yeri geldiğinde onun ya da ailesinin kahramanı olmak güzel bir duygu" dedi.

Meslekte standart ve kalitenin yükselmesi amacı ile 'Avukatlık Sınavı'nın getirilmesi gerektiğini ancak her şeyin sözlü ya da yazılı sınavla da bitmediğini ifade eden Güler, "Mesela bizim üniversitede, sınıftaki ders başarı notu sıralamasına göre ben 6'ncı sıralardaydım. Ama iş hayatına atıldığımda anladım ki avukatlık sadece sınavlarda başarılı olmak değilmiş. Sosyal alanda kendinizi ne kadar geliştirdiğiniz, insanlarla nasıl iletişim kurduğunuz da önemli" dedi.

ANLAYIP ÇÖZMELİ

"Meslekte en iyi avukat, sizin için konuyu en iyi anlayan ve en iyi çözüm üreten avukattır. Bu nedenle yargılanma aşamasında sizi en iyi savunacağını düşündüğünüz avukat ile yola çıkın" diyen Güler, avukatlık alanında zorunlu bir ihtisaslaşma durumunun olmadığını ama aldığı dava dosyalarının yüzde 99'unun üniversite yıllarından beri ilgi duyduğu ve bakmaktan keyif aldığı ceza ağırlık dava dosyaları olduğunu belirtti.

"HIRSIZLIKTAN SABIKASI VAR DİYE SUÇSUZ YERE CEZA ALACAKTI"

Unutamadığı davalarından da bahseden Güler, "Bir müvekkilim hırsızlıkla suçlanıyordu. Sabıkası da var. Ev sahibi polisin gösterdiği fotoğraflardan müvekkilimi teşhis etmiş. Suçun işlendiği saatte ofisimde olduğunu söyledim ama polis 'Delillerinizi mahkemeye sunun' dedi. Nöbetçi mahkemede polis tutanağı esas alındı. Müvekkilim 2 ay cezaevinde kaldıktan sonra mahkemede deliller incelendi. Mağdur taraf ısrarla müvekkilimi teşhis ediyor. Yargıtay da 'teşhis' varsa, delil olmasa da olur diyor. Ama biz mahkemenin tam tersini yönde karar almasını sağladık ve müvekkilim beraat etti. Yoksa sırf bu teşhis yüzünden ceza alacaktı.

'BENİM MÜVEKKİLLERİM TEHLİKELİ İNSANLAR' DİYE TEHDİT ETTİ!

Ceza avukatlığının zorluklarına da değinen Güler, "Mesleğe ilk adım attığım zamanlarda, benim gibi ceza alanında çalışan bazı avukatlarla bayağı sorun yaşadım. İftiralar, tehditler... Hatta yıllar önce bir uyuşturucu davası ile ilgili bir meslektaşım "Benim müvekkillerim tehlikeli insanlar, bu davadan çekil. Yoksa seni ayağından vururlar" dedi. Çekilmedim. Davaya daha da sıkı bağlandım. Sanığın akrabaları da ofisime gelip tehditler savurup, çekilmem için para teklif etti. Ama sonunda karşı tarafın suçu üzerine yıkmak istediği müvekkilim beraat etti. Diğer sanıklar ise cezalandırıldı" diye konuştu.

YARIN: "FİZİKSEL ŞİDDETE DEĞİL, HUKUKSAL ŞİDDETE BAŞVURUN."

Adalete zarafet katıyorlar haberine yapılan yorumlar ( yorum)

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BİZE ULAŞIN