'Tecrübeli görünmek için döpiyes giyerdim'

Giriş Tarihi:06.12.2017, 18:07 Güncelleme Tarihi:06.12.2017, 18:14
Avukat Sunay Doğan, “Mesleğin ilk döneminde müvekkiller ‘Bu avukat çok genç, tecrübesizdir’ önyargısına kapılmasın diye emekli öğretmen gibi döpiyes giyerdim. Şimdi düşünüyorum da komik geliyor” dedi

SAVUNMA MELEKLERİ - METİN BURMALI

İzmir Barosu avukatlarından Sunay Doğan, küçük yaşlardan beri hedefinin avukatlık mesleği olduğunu söyledi. Doğan, "Dedemin lakabı 'Avukat'tı. Mahkemelerde Osmanlıca-Farsça belgelerin çevirisinde bilirkişilik yapardı. Bu mesleği istememde dedeme avukat denmesinin bir etkisi var mıydı bilmiyorum ama hiçbir zaman tercihimden pişman olmadım" dedi.

Mesleğinin ilk dönemlerinde gelen müvekkiller "Bu avukat çok genç, tecrübesizdir" önyargısına kapılmasınlar diye, yaşına göre ağır makyaj yapıp, emekli öğretmen gibi döpiyes giydiğini vurgulayan Doğan, "Şimdi düşünüyorum da gerçekten komik geliyor. İşin ilginci, ilerleyen yıllarda da tecrübeli, olgun görünmek bir yana daha genç, dinamik görünmek için aksini yapıyormuşsun, bunu öğrendim" diye konuştu.

Avukatlığın giderek zorlaştığını vurgulayan Doğan, "Ortada bir pasta var ve bu pasta İzmir için çok da büyük değil. Pasta büyümüyor ama avukat sayısı arttıkça, o pastanın dilimlerine talip olan kişi sayısı artıyor. Uzun vadede bu mesleğin çok kalıcı olacağını düşünmüyorum. Sayı arttığı için değil, teknoloji geliştiği, insanlar da bilinçlendiği için. Artık birçok dilekçe örneğini internetten çıkarıp avukatsız da birçok sorununuzu çözebilirsiniz" ifadelerini kullandı.

İCRA ARTIK KORKUTMUYOR

Uzun yıllar bankaların icra avukatlığını yaptığından da bahseden Avukat Sunay Doğan, "Etrafınızda kredi kullanmayan, evini arabasını banka kredisi ile almayan insan yok denecek kadar az. Bir şeyler ters gidince ödeyemeyen pek çok insan gördüm. O dönem vicdanen kendi kendime sorduğum çok sorular oluyordu. Çünkü adamın borcu bin lira. İcraya düşünce 3 bin lira oluyor. Avukatlık ücreti, vergiler, icra harcı vs. derken adam zaten bin lirayı ödeyememiş, 3 bini nasıl ödesin diye çok düşündüğüm zamanlar oldu" diye konuştu. Artık icra takiplerinden ötürü hapis cezası ya da evden mal haczedilemediğine de değinen Doğan, "Eskiden hacze geleceğimizi söylediğimiz zaman borçlu kişi, 'Aman konu komşu ne der? Rezil olurum' diye çekiniyordu. Artık 'Gelin evdeyiz, çay içeriz' diyorlar.

"BİR KEZ TEHDİT EDİLDİM"

Avukat olarak yıllar önce bir kez tehdit edildiğini anlatan Doğan, "Bir müvekkilim yaralama olayına karışmış ve masum olduğunu iddia ediyordu.
Hatta karısı büromda 'Eşim masum' diye çok gözyaşı döktü. 'Gerçekten sen yapmadıysan, seni kurtarmak için elimden geleni yaparım' dedim. İlk celsede tahliye oldu. Sonra başka davaları da olduğunu belirtip büroma geldi. Bana, 'Sen iyi bir avukatsın. Beni kurtardın çünkü ben yalan söylemiştim' dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Davalarına bakmayacağımı söyledim. 'Yolda ayağın taşa takılsa benden bil' diye tehditler savurmaya başladı. O olaydan ceza davalarına bakmayacağım diye kendime söz verdim. Çünkü gerçekten bir kişinin suçlu ya da suçsuz olduğunu anlamak kolay değil" dedi.

TAŞIYICI ANNE SORUNU

Türkiye'de yasal olmadığı için Kıbrıs'a gidip taşıyıcı anne aracılığı ile ya da sperm-yumurta donasyonu ile çocuk sahibi olanların arttığını vurgulayan Doğan, "Kıbrıs'taki taşıyıcı anne çıkıp Türkiye'deki aileye 'O benim çocuğum' dediğinde uygulanacak bir yasa maalesef mevcut değil. Bu durumda çocuğun velayeti kimin? Gerçek anne yumurta ile DNA bağı olan mı, 9 ay karnında taşıyan mı? Buna benzer sorunlar kısa vadede çıkacak gibi görünüyor. Bu hususta tek yasal düzenleme Türk Irkını Koruma Kanunu adı altında ceza müeyyideye ilişkin. Bu şekilde çocuk sahibi olmanın 1- 3 yıl hapis cezası var. Bu hususların tamamını öngören yasal bir düzenlemenin çok yakın zamanda yapılmasının zorunlu olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

"HOLLYWOOD FİLMLERİNDEKİ GİBİ BİR SAVUNMA YAPACAKTIM AMA..."

İlk duruşmasına çıkacağı gün hayli heyecanlı olduğunu anlatan Doğan, o günü şöyle anlattı: "Hani Hollywood filmlerinde avukat, 'Sayın Yargıç' diye söze başlayıp jüriye karşı uzun uzun savunma yapar ya, ben de uzun uzun müvekkilimi savunacağımı düşünerek bir gece öncesinde ayna karşısında savunmamı çalıştım. Ama 'Sayın Hakim' dememe kalmadan, hakimin 'Avukat Hanım yazılı beyanda bulunun, sırada bu kadar dosya varken sözlü savunmaya vakit ayıramam" ihtarını duyunca büyük hayal kırıklığına uğramıştım."

"ARTIK BOŞANMAK EVLENMEKTEN DAHA KOLAY"

Baktığı boşanma davalarından da söz eden Sunay Doğan, "Çiftler boşandığı zaman kadın ilk 3-4 ay, 'Ben ne yaptım? Birinin eşiydim, toplum içinde daha güçlüydüm" diyerek kendisini boşlukta hissediyor. Erkek ise, adliyeden çıkar çıkmaz 'Yaşasın artık bekarım. İstediğim gibi hareket edebilirim' moduna giriyor. İlk 3 ay daldan dala konarım diye düşünüyor ama sonra 'Ben ne yaptım? En iyisi tekrar barışayım' diyor. Ama kadın 3-4 ay sonra üzerindeki o boşluk hissini atıyor. O da, 'Oh hayat ne güzel, yemek yapmak ya da birinin çamaşırını yıkamak zorunda değilim' diyor ve geri dönmüyor. Artık boşanmak evlenmekten daha kolay. O nedenle çiftlerin uzun uzun düşünmesi gerekiyor" dedi.

HEM AVUKAT HEM TİYATROCU

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan İzmir Barosu avukatlarından Ecem Yüksel, bir yandan hep hayalini kurduğu avukatlık mesleğini icra ederken, diğer yandan da tiyatro sahnesine çıkıyor. Alsancak Han Tiyatrosu'nda oyunculuk yapan ve gönül verdiği iki mesleği de başarı ile götürmenin mutluluğunu yaşayan Yüksel, avukatlığı hem hukuki olaylara olan heves ve heyecanından hem de avukat olan babasından gelen araştırma ve adalet duygusundan tercih ettiğini söyledi.

BAĞDAŞTIRAMIYORLAR

Yüksel, "Tiyatrodan çıkıp tekrar işe geldiğimde kendimi inanılmaz derecede motive olmuş hissediyorum. Sorumluluklarımın farkındayım. Avukat olarak elbette ciddi bir iş yapıyoruz. Avukatlıkla oyunculuğu bağdaştıramayan çok insan var ama tiyatronun mesleğime de katkısı oluyor" dedi.

ÇOCUKLUK HAYALİ

Tiyatro sevdasının çocukluk döneminde ağabeyi ile senaryo kurgulayıp, film çevirir gibi evde oynadıkları oyunlardan geldiğini, üniversite yıllarında da ilk tiyatro deneyimini yaşadığını ifade eden Yüksel, "Han Tiyatrosu'nda Sanat Yönetmeni Rüçhan Gürel hocamın da desteği ile oyunculuğumu sürdürüyorum" diye konuştu.

BOYU AŞAN BEYANLAR

Hukuk Fakültesi'nden mezun olup, avukatlık stajı yaptığı dönemde her hukukçu gibi kendisinin de birtakım hayal kırıklıkları yaşadığını aktaran Yüksel, "Mahkemelerde böyle heybetli duruşumuzla, boyumuzu aşan beyanlarda bulunacağımızı düşünürken, bu işlerin aslında ağırlıklı olarak yazılı bir şekilde yürüdüğünü gördük. Okuldaki teorik eğitim ile iş hayatındaki pratik çok farklıydı. Adliye koridorlarında sora sora, araştıra araştıra öğrendim" dedi.

Avukatlığın sürekli gelişen ve araştırma gerektiren bir meslek olduğunu da vurgulayan Yüksel, "Yani sabit bir bilgiyi devamlı kullanmamız mümkün değil. Sürekli yeni ihtiyaçlar doğuyor. Dünyadaki ve teknolojideki gelişim, değişim sürekli yeni ihtiyaçlar doğuruyor. Bunlara ayak uydurmak için sürekli koşturma ve daha çok araştırma yapmamız gerekiyor" diye konuştu.

SOKAKTA DAHA TEDİRGİN

Erkek meslektaşlarına göre, kadın avukatların da inanılmaz mücadeleci ve çalışkan olduğun belirten Avukat Ecem Yüksel, "Aynı zamanda hak arayan insanların da bir avukata başvurduğunda kadın-erkek ayrımı gözetmediğini düşünüyorum" dedi. Mesleğinin ilk yıllarında kadın avukat olarak müvekkili ile görüşmek için cezaevine ya da karakola gittiğinde tedirginlik yaşamadığını dile getiren Yüksel, aksine sokakta daha tedirgin olduğunu da aktardı.

ENGELLİLERİ SAVUNMAK İÇİN İŞARET DİLİ ÖĞRENDİ

'Bir dil, bir insan' sözünün her meslekte geçerli olduğunu, bu nedenle de işaret dili öğrendiğini belirten Yüksel, "Tercihimi işaret dilinden yana kullandım. Çünkü ülkemizde tahmin ettiğimizden fazla işitme engelli var. Herkes gibi onlar da avukata ihtiyaç duyabiliyor. Bir gün darp edilen bir işitme engelli vatandaşa yardım için karakola gitmiştim. Derdini anlatamıyordu. İşaret dili sayesinde çevirmenlik yapıp, ifade vermesinde yardımcı olmuştum. Bence pek çok meslektaşım da işaret dilini öğrenmeli ve onlara destek olmalıyız" dedi.

"İŞÇİLER HAKLARINDAN YETERİNCE HABERDAR DEĞİL"

Avukat Ecem Yüksel, "İş davaları işveren-işçi arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanıyor.
İşverenler hukuk düzenini bildiği için avantajlı. İşçiler ise haklarından yeteri kadar haberdar olmadıklarından hak kayıplarına uğrayabiliyor. Bazen işten çıkarıldıklarında ya da ayrılmak zorunda bırakıldıklarında, içeride inanılmaz büyük hakları kalabiliyor. Haklarından vazgeçmeyip, bir avukattan yardım istesinler" dedi.

YARIN: YARIM DOKTOR CANDAN, YARIM AVUKAT HAKTAN EDER!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.