• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Beklemek de bir karardır

AYSUN METE

Beklemek de bir karardır

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 08 Ağustos 2026

Yıllardır insanları dinliyorum.
Ayrılık yaşayanları, gitmek isteyen ama gidemeyenleri, biten bir ilişkinin ardından telefonuna her baktığında hâlâ bir mesaj umanları...
Ve bütün bu hikâyelerin içinde dikkatimi çeken ortak bir şey var. İnsanların çoğu aslında bir ilişkiyi yaşamıyor. Beklemeyi yaşıyor. Sabah uyanıyor ve aklından aynı sorular geçiyor:
"Acaba bugün yazar mı?", "Acaba bugün arar mı?", "Acaba bugün karar verir mi?" Bir süre sonra ilişki geri planda kalıyor. Beklemek, ilişkinin kendisine dönüşüyor. İşte insanı en çok yoran da bu. Çoğu kişi bana, "Belirsizlik insanı çok yoruyor." diyor.
Ben ise zamanla başka bir şey düşünmeye başladım.
Belki de insanı en çok yoran şey belirsizlik değil; belirsizliğin içinde beklemek. Çünkü beklemek sadece zamanın geçmesi değildir. Beklemek; her gün yeniden umut etmek, her gün yeniden hayal kırıklığına uğramaktır. Reddedilmek acıtır. Ama reddedildiğinizde yas süreci başlar ve insan zamanla kabullenmeye başlar. Belirsizlikte ise ne tam bir "evet" vardır ne de net bir "hayır".
Kapı kapanmamıştır ama sonuna kadar da açılmamıştır.

EN BÜYÜĞÜ
Belki de bu yüzden Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin şu sözü yıllar sonra bana çok daha farklı geliyor: "Umut, insanın acısını uzattığı için kötülüklerin en büyüğüdür." İlk okuduğumda bu sözü çok sert bulmuştum.
Çünkü umut bana her zaman güzel bir duygu gibi gelmişti. Bugün de öyle düşünüyorum.
İnsan umutsuz yaşayamaz.
Ama yıllar içinde şunu öğrendim: Bazen umut iyileştirmez. Bazen insanı gitmesi gereken yerde tutar. Çünkü çoğu zaman beklediğimiz kişi değil, onunla kurduğumuz gelecektir. Bir gün her şeyin düzeleceğine inanırız. Bir gün değişeceğine...
Bir gün aynı frekansta buluşacağımıza...
Ve farkında olmadan bir insanı değil, hiç yaşanmamış bir geleceği beklemeye başlarız. Son yıllarda sosyal medyada en sık karşılaştığım cümlelerden biri şu: "Karışık sinyal veriyorsa seni istemiyordur." Hayatın bu kadar siyah beyaz olduğuna inanmıyorum.
Çünkü insan davranışları matematik değildir; psikolojidir. Evet, bazen karışık sinyaller gerçekten ilgisizliğin göstergesi.
Ama bazen bağlanma korkusunun, bazen yalnız kalma kaygısının, bazen çocuklukta öğrenilmiş ilişki kalıplarının, bazen de karar vermenin sorumluluğunu üstlenememenin sonucu.

BAĞLANMA
John Bowlby'nin bağlanma kuramı bize şunu söyler: Çocuklukta kurduğumuz bağlar, yetişkinlikte ilişkilerimizi de etkiler. Bu yüzden bazı insanlar yakınlaşmak ister ama yakınlıktan korkar.
Bazıları ise uzaklaşan kişiye daha çok bağlanır.
Aynı davranış... Ama bambaşka hikâyeler. İşte bu yüzden tek cümlelik ilişki tavsiyeleri bana hiçbir zaman yeterli gelmiyor.
Peki kararsız insanlar gerçekten kararsız mıdır?
Bence bazen evet. Ama çoğu zaman mesele karar verememek değildir; karar vermenin sonuçlarıyla yüzleşememektir.
Çünkü karar vermek sadece "evet" demek değildir. Bir ihtimalden vazgeçmektir. Birini üzmeyi göze almaktır.
Sorumluluk almaktır.
Erich Fromm'un söylediği gibi, sevgi yalnızca bir duygu değil. Aynı zamanda bir seçim, bir emektir ve bir sorumluluktur.
Belki de bu yüzden insan gerçekten sevebilir ama yine de o sevginin sorumluluğunu almaya hazır olmayabilir. Burada kendime uzun zamandır şu soruyu soruyorum:
Belirsizlik gerçekten tek kişinin yarattığı bir durum mu, yoksa zamanla iki insanın birlikte sürdürdüğü görünmez bir anlaşmaya mı dönüşüyor? Ben ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. İlk başta biri kararsız olabilir.
Diğeri ise umut eder.
Biraz daha bekler. Biraz daha sabreder. Derken beklemek, ilişkinin doğal hâline dönüşür. Ve farkında olmadan iki insan da adı konmamış bir ilişkinin içinde yaşamaya başlar.

ÖZEL SEÇİMLER
Bu yazıyı kimseyi suçlamak için yazmıyorum.
Tam tersine, insanın kendi hayatındaki seçimleri yeniden görebilmesi için yazıyorum.
Çünkü bazen iyileşme, karşımızdaki insan karar verdiğinde başlamıyor.
Biz kendi gerçeğimizle yüzleşebildiğimiz gün başlıyor. Insanları sadece dinliyorum. Bekleyenleri, gidenleri, kalanları... Ve bugün geldiğim noktada şuna inanıyorum: İnsan en çok reddedildiği için yorulmuyor. En çok ne zaman vazgeçeceğini bilemediği için yoruluyor.
Çünkü bazen vedalaştığımız şey bir insan olmuyor; hiç yaşanmamış bir gelecek oluyor. Ve belki de gerçek iyileşme, karşı taraf karar verdiğinde değil, biz artık beklememeye karar verdiğimiz gün başlıyor. Yazıyı bitirmeden önce size tek bir soru bırakmak istiyorum. Bir düşünün... Eğer bugün o kişi size net bir "hayır" deseydi... En çok kimi kaybederdiniz? Onu mu?
Yoksa onunla kurduğunuz geleceği mi? Belki de bu sorunun cevabı, iyileşmenin başlayacağı yeri de gösteriyordur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.