;
BİRKAN YÜKSEL TÜM YAZARLAR
İşe yarar bir şiir
11.11.2017 | Arşiv

İşe yarar bir şiir

Pelin Esmer'in beş yıl aradan sonra seyirciyle buluşan son güzelliği 'İşe Yarar Bir Şey', sinemamıza şahane bir yol filmi armağan ediyor. 25 yıl sonra lise arkadaşlarının buluşacağı bir toplantıya katılmak için yola çıkan şair Leyla ile felçli bir adamın ötenazi talebini yerine getirmeye hazırlanan genç hemşire Canan'ın hikayesi, edebiyatla kurduğu güçlü ilişki ekseninde ışıldayan senaryosu ve izleyeni hemen sarıp sarmalayan şiirsel atmosferiyle varoluşumuzun ortak sorularına bir tren camından bakıyor.
Sinema sanatının var olduğu günden bu yana en kullanışlı bulduğu metaforlardan biri tren ve tren yolculukları.
Dar koridorların ardından bir nebze olsun soluk alınabilen kompartımanlar, tercihinizin bu olup olmamasından bağımsız olarak gelişmeye mecbur insan temasları, geniş camlardan seyrine bakılan dünya, talihsiz bir sıkışma duygusu ile beklenmedik bir özel alan kısmetinin aynı rota üzerinde sürekli yer değiştiren varlıkları ve elbette uğranan, geçilen, mola verilen sayısız durak.
Yaşamak da aşağı yukarı böyle bir şey değil mi?

TREN / HAYAT

Esmer, tren yolculuğunun yoğun imge potansiyelini hakkıyla kullanıyor filminde. Dinginliği ve düşünmeyi telkin eden sıra dışı hikaye, bu imge desteğiyle iyiden iyiye parlıyor.
Gökhan Tiryaki'nin görüntü yönetmenliği ile her iç sesin, duygunun ve düşüncenin destekçisine, her anlamın zenginleştirici bir eğretilemesine dönüşüyor yolculuk. Kendi başına bir film karesi sayabileceğimiz, akan bir pelikülü anımsatan tren camından görünen dış dünya, yine o camdan yansıyan ışıklı ve gölgeler, girilip çıkılan tüneller ile karakterlerin kaygılarına, sorularına, kararlarına, çelişkilerine ve umutlarına tanıklık ediyoruz.
Zorlu meselelerin etrafında dolaşıyor ama büyük yanıtlara yeltenmiyor 'İşe Yarar Bir Şey'; Leyla'nın deyişiyle bilgiçlik taslamıyor. Yaşamın tam ortasından, gerçek, ikircikli, tamamlanmamış, mükemmellikten uzak çabalar ile arıyor cevapları. Ölmek için yardım isteyen adamın bu kararı ile ilgili bir yargıdan uzak duruyor film. Hatta akıbetinden de öyle. Hakiki bir vaz geçiş mi, yoksa kesif yalnızlığının biraz olsun giderilmesiyle geride kalacak bir süreç mi bilemiyoruz.
Bu ağır sorumluluğun altına giren genç kadının, eyleminin maddi karşılığı ile mi yoksa 'iyilik yapmak' motivasyonuyla mı hareket ettiğini kestiremiyoruz. Aynı genç kadın; olaya yalnızca edebi bir merak duygusuyla ilgi gösterdiği, kendi zor durumuna yeni bir deneyim gözüyle baktığı suçlamasını yönelttiğinde Leyla'dan bir yanıt gelmiyor.
Çünkü tüm bunlar gerçekten öyle olabilir ama olmayabilir de. Hikaye ilerledikçe bu tür yanıtların bir önemi kalmıyor. Hiçbirinin gerçeğin tamamını yansıtmadığını, öte yandan tamamen de yanlışlanamayacağı uzlaşısı ile dizeler gibi akan anlara bakakalıyoruz.

'YIKILDIĞIMIZ YETER'

Öykü Karayel tedirgin hemşire Canan ile makul; Başak Köklükaya ise insanları anlamak, onlarla gerçek temaslar kurmak konusunda gayet mahir Leyla ile doyumsuz bir performans sergiliyor. Her gülümseyişi, her kaygılı bakışı, yüzünün ve bedeninin her hareketiyle filmi kendinde yeniden kuruyor, bir karakterden fazlasına, hikayenin ta kendisine dönüşüyor.
'İşe Yarar Bir Şey', insana iyi gelen bir film. Gerçek sözlerle konuşan gerçek insanların, hepimiz için tanıdık yolculuklarına dair uzun bir şiir. Ortaya saçılmış manasız sözlerden oluşan savruk bir sayıklama değil ama.
Güzel bir şiir. Senaryoyu Pelin Esmer ile birlikte kaleme alan Barış Bıçakçı'nın şu eşsiz satırları ile bakıyor dünyaya ve sanki dingince, 'her şeyden biraz kalır' * diyor.
"Yaşamak, çukur yerlere doluyor diyorlar, Bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan.
Ama yıkıldığımız yeter sevgilim.
Biraz da kekik toplayalım." ** * Turgut Uyar / Kayayı Delen İncir ** Barış Bıçakçı / Bir Kitabın Sayfaları