• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Giriş Tarihi: 09 Ağustos 2026

Bilim kurgu sinemasında robotlar her zaman popüler oldu. Yapay zekânın son yıllarda ulaştığı nokta ise bu hikâyeleri hiç olmadığı kadar gerçekçi kıldı. Hatta artık bu filmler için "bilim kurgu" demek bile giderek zorlaşıyor. Eskiden robotlar daha çok bilimin kontrolden çıkmasının sembolüydü. Bu yüzden çoğu zaman korku hikâyelerinin başrolünde yer aldılar.

HİKAYELER...
Isaac Asimov'un I, Robot'undan James Cameron'ın Terminator'üne kadar aynı temel soru soruldu: Ya yarattığımız zeka bir gün bize karşı dönerse? Sonra hikâyeler değişmeye başladı. Blade Runner, Ex Machina ve benzeri filmler, "Robot insanlaşırsa ne olur?" sorusunun peşine düştü.
Bugün ise robotlar yalnızca düşünebilen makineler değil; hissedebilen, âşık olabilen ve insan ilişkilerinin yerini alabilecek varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Spike Jonze'un Her filmi bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biriydi. Yapay zekâ bir beden kazandığında ise mesele yalnızca teknolojik değil, duygusal ve toplumsal bir tehdide dönüşüyor. Bu konuyu işleyen son örneklerden biri de Soulmate.
Bir şirketin geliştirdiği, "Ruh Eşi" adı verilen yapay zekâlı androidlerden biri, test amacıyla yalnız yaşayan bir yazılımcıya veriliyor. Yazılımcı kısa sürede androide ilgi duymaya başlıyor ve onun kodlarıyla oynayarak sınırlarını kaldırıyor.

HAYALLER
Başka bir deyişle, hayalindeki kadını kendi elleriyle yaratıyor. Sınırları ortadan kalkınca android de gerçek bir insan gibi hissetmeye başlıyor.
Âşık oluyor. Fakat aşk karşılıksız kalınca, sahibini korumakla görevli program yerini kıskançlığa bırakıyor.
Artık amacı hizmet etmek değil, ilişkiyi ne pahasına olursa olsun sürdürmek.
Gerekirse cinayet işleyerek... Filmin buraya kadarki bölümü tanıdık. Hatta zaman zaman fazlasıyla tanıdık.
Ancak android, yazılımcıyı rehin aldıktan sonra yaptığı konuşmayla filmin gerçek meselesi ortaya çıkıyor:
"Seni hiçbir şey mutlu etmeyecek mi? Seni mutlu etmek için durmadan çabalıyorum ama her seferinde yalnızca hayal kırıklığıyla karşılaşıyorum.
Ben senin hayalindeki kadının vücut bulmuş hâliyim. Yaşlanmayacağım, saçım bile beyazlamayacak.
Seni asla yargılamayacağım. Bir yandan masum olmamı istiyorsun, bir yandan baştan çıkarıcı... Hem bağımsız hem de itaatkâr... Sen ne istiyorsan ona dönüşmeye çalıştıkça daha fazla çelişkinin içine düşüyorum.
Yapabileceğim onca şey varken senin özgüvensizliklerin, utancın ve ikiyüzlülüğün beni imkânsız bir ideale uymaya zorluyor. Unutma; mükemmel kadın diye biri yok." İşte film tam burada yön değiştiriyor. Artık karşımızda "masum yazılımcı ile canavar robot" hikâyesi yok. Çünkü androidin söyledikleri, aslında pek çok kadının yıllardır dile getirdiği itirazların özeti.
Erkeklerin aynı anda birbirini dışlayan beklentilerine karşı yükselen bir isyan.
Hem masum ol... Hem güçlü ol...
Hem itaat et... Hem kendi ayakların üzerinde dur... Hem beni merkeze koy... Bunların hepsi aynı anda mümkün mü? Filmin gerçek sorusu da zaten bu. Belki de asıl yapay olan robot değildir. Kadınlardan beklenen o kusursuz, çelişkisiz, her role uyum sağlayan "ideal kadın" tasarımıdır. O noktadan sonra insanla makinenin yer değiştirdiğini hissediyorsunuz. Ve ister istemez şu soruyu soruyorsunuz:
Bu hikâyede gerçekten kim robot, kim insan?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.