Hükümetin demokratik açılımını "geç kalınmış ancak doğru bir adım" olarak niteleyen Prof. Doğu Ergil, "Biz zaten maalesef kafada ve gönülde bölünmüş bir toplumuz" diye konuştu
ZAFER ŞAHİN (ANKARA)
Türkiye Prof. Dr. Doğu Ergil'i terörün etkisini en çok hissettiği 90'lı yıllarda tanıdı. İlki 1995 yılında olmak üzere, bugüne kadar 3 "Kürt Raporu" hazırladı. TOBB'a hazırladığı rapor, her ne kadar fırtınalar koparsa da, Türkiye'nin Kürt sorunu ile yüzleşmesinin önünü açan tarihi bir belge oldu. O tarihlerde adeta toplumsal bir linç kampanyasının hedefi haline gelen Ergil, bugün "Zaman beni haklı çıkardı" demenin gururunu yaşıyor ve ekliyor: "1995'te siyasi iktidar bizi dinleyip, gerekli tedbirleri alsaydı; bugün bambaşka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk."
Hükümetin demokratik açılım hamlesini "geç kalmış ancak doğru bir adım" olarak değerlendiren Ergil, "Bölünme endişeleri yersiz. Asıl açılımı başaramazsak bölünürüz" iddiasında bulunuyor. İşte Ergil'in Yeni Asır'a yaptığı çarpıcı açıklamalar:
Uzunca bir süredir demokratik açılımı tartışıyoruz. Toplumun önemli bir kesiminde, "Acaba bölünüyor muyuz" gibi bir endişe oluştuğu ortada. Bu mesele üzerine kafa yormuş bir bilim adamı olarak, bu endişeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
O, EN SON İŞ
. "Biz zaten maalesef kafada ve gönülde bölünmüş bir toplumuz. Dindarlarla Aleviler, Türklerle Kürtler, sağcılarla solcular birbirleriyle kavgalı. Türklük denilen yurttaşlık kanını bugüne kadar bir torbaya sığdırmadık. Bugüne kadar izlediğimiz politikaların bölünmeyi engellemek yerine, bizi bölünmeye götürdüğünü görmeyi istemedik. Bugünkü bölünme kafada ve gönülde. Daha toprağa yansımadı. O en son iş. Kürtler'den, Aleviler'den gayrimüslimlerden esirgenen hakları vermemeye devam edersek, işte o zaman gerçekten bölüneceğiz."
Peki, bu gerçek topluma nasıl anlatılacak?
. "Sorunu görmezden gelen, erteleyen tavrın bizi çözümsüzlüğe sürüklediğini, bu ülkede yaşayan herkesin, en başta Türklerin demokratikleşme ile kazanacağını, terörle askeri yollardan mücadeleye ayrılan milyarlarca doların kalkınmada kullanılacağını anlatabilirsek, mesele hallolur. 25 yılda en az 500 milyar dolar harcadık asayiş tedbirlerine. Bu parayı kalkınmada kullansaydık, kişi başına düşen milli gelirimiz 15 bin dolar olurdu. Bak bakalım o zaman AB seni almakta bu kadar tereddüt eder miydi?"
Hükümetin büyük bir siyasi riski göze aldığı ortada. Muhalefet ise açılıma büyük tepki gösteriyor. Bu konuda tüm partilerin ortak bir noktada buluşamaması sürecin başarıya ulaşma şansını azaltmıyor mu?
DÜNÜ YAŞIYORUZ
. "Bu aslında tarihi zaruretlerin dayatması neticesinde verilmiş, gecikmiş bir karar. Açılım konusundaki iradenin sadece iktidar partisinden gelmesi önemli bir eksiklik. Ancak toplumsal, siyasi ve ekonomik zorunluluklar artık böyle gelip böyle gitmez olgusunu bize dayattı. Biz karar verip kendimize geleceği karşılamak gibi misyon biçemedik. Ben hep şuna inanmışımdır: Sen geleceği beklersen, gelecek hiç beklenmedik biçimde gelebilir. Oysa sen geleceği karşılarsan, onu belirlediğin istikamete yönlendirebilirsin. Biz bekledik, gelecek geldi. Biz hala dünü yaşıyoruz. Hala 20. yüzyıl ilk yarısı toplumuyuz. Oysa 21. yüzyılın gerekleri geldi kendini dayattı. Şimdi gecikerek de olsa, 'Bu değişime ayak uyduralım' diyoruz. Ve bunu da yarım yamalak diyoruz. Üstelik bunu sadece, 'Gerici ve muhafazakar' diye suçlanan bir parti dile getiriyor. AK Parti, "Referansımız İslam'dır aşamasından, referansımız çağdaş medeniyettir" noktasına geldi. Bu takdir edilmesi gereken bir aşama."
AK Parti'nin isteği yeter mi diyorsunuz açılımın başarısı için?
. "Şimdiye kadar bu ülkede egemen olmuş kurumların ve kişilerin açılıma gösterdiği bir direnç var. Bugünkü kavga bu. Bu derinlemesine bir kavga değil. Basit ve siyasi bir kavga. Eğer tabandan gelen bir destek bulunursa, siyasi kavga çabuk aşılır. AK Parti süreci iyi yönetebilirse, yukarıdaki siyasi egemenler, aşağıdan büyük bir destekle gelen baskıya direnemez. DTP ve PKK basiretsizlik gösterir, süreci çıkmaza sürüklerse, o zaman MHP ve CHP'nin ekmeğine yağ sürülür. Ondan sonrası iç savaştır, bölünmedir. O yüzden herkes ayağını denk alsın."
İstikrarın mutlaka sağlanması lazım İç faktörlerin dışında, dış faktörlerin de açılımı Türkiye'ye dayattığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
. "Bunun aksini düşünmek ahmaklıktan başka bir şey değil. Dünya bu bölgede istikrar isteyecek, sen istemeyeceksin! Bu mümkün mü? Türkiye kendine dünyanın dışında bir yer bulabilir mi? 'Durdurun dünyayı inecek var' diyebilir mi? Konjonktür sana sorunlarını çözme fırsatını sunuyorsa, yararlanacaksın. Aksi halde o sorunların altında kalırsın. Sen bölgendeki istikrarı bütünlük içinde sağlayamazsan, bu istikrarı seni parçalayarak sağlarlar."
Sürecin bir diğer önemli aktörü DTP. Ancak bu partinin önce Habur'da sonra İzmir'de yaptıkları, toplumda derin bir kaygı oluşmasına neden oldu. DTP samimi mi sizce açılımda?
. "DTP dahil hepimizin iki kavram konusunda samimi olup olmadığımızı kendimize sormamız lazım. Birincisi, biz gerçekten demokrat mıyız? İkincisi, bu sürecin başarıya ulaşamaması durumunda bedelini ödemeye hazır mıyız? Birlikte yaşamayı beceremiyorsak demokrat değiliz demektir. Kürtler, 'Biz bu ülkede kaderimizi kendimiz tayin etmek istiyoruz' dediklerinde, ne olacağını hesaplıyorlar mı? Diğer tarafta Türkler, 'Kürtlere haklarını vermek istemiyoruz. Bedelini ödemeye hazırız' diyebiliyor mu? Her iki durumda da, Türkiye radikallerin kontrolüne girer. Sokak savaşlarını görürüz. Bu soruları kendimize ciddiyetle sormamız, akıl ve bilimi hakim kılmamız lazım."
Alevilere hep cimri davranıldı . Alevi açılımı da en az Kürt açılımı kadar tartışılıyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
. "Aleviler hep sistemi destekledi ama sistem onların haklarını vermekte cimri davrandı. Yani, rejim Alevileri içselleştireceğine dışladı. Devlet bugüne kadar 'Kürt olmazsa Kürt sorunu olmaz. Alevi olmazsa Alevi sorunu olmaz' mantığıyla hareket etti. Eğer Alevilerin haklarını tanımazsanız, rejimi destekleyen değil, rejime direnen bir topluluk haline gelirler. Tıpkı Kürtler gibi."
Doğu'yu Kürt yapan Osmanlı
"Bugün Doğu ve Güneydoğu'da nüfusun Kürt çoğunlukta olmasının nedeni Osmanlı'nın uyguladığı politikadır. Yavuz Sultan Selim, 'Sünni Papa' olarak bölgede Alevi Türkmenleri'ni sistemli olarak yok etti. Bugün bile Kürt Alevilerinin duaları hala Türkçe'dir. Kökleri Türkmen'dir. Ancak Osmanlı sırf, 'Safavi Devletini destekler' korkusuyla Alevi Türkmenleri temizleye temizleye Doğu'yu Sünni Kürt bölgesi haline getirdi."
"Ben kimim kardeşim?"
"İngiliz saati takıyorum. Yüzüğümü Meksika'dan aldım. Ceketim İtalyan, ayakkabım Arjantin. Kullandığım bilgisayar Tayvan'da üretiliyor. Arabam Japon malı. Trakyalı bir anne ve Halepli bir babanın oğluyum. Amerika'da tahsil yaptım. Kız kardeşim bir Almanla evli. Yeğenlerim Türk adı taşıyor ama Alman vatandaşı. Ben kimim kardeşim? Ben dünya vatandaşıyım. Ordum NATO'da. Borcu IMF'den alıyorum. Avrupa Konseyi üyesiyim. Gümrük Birliği'ndeyim. Avrupa Birliği üyesi olmaya çalışıyorum. Hangi ulusallıktan bahsediyoruz? Tabii ki dünya ile birlikte hareket edeceğiz."
