12 Ocak 2010, Salı
Su içmemek hastalığa davetiye
Baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, solgun ve kuru bir cilt, kabızlık, fazla kilolar... Pek çok şikayetimizin ardında hep aynı sebep var: Susuzluk!

Su insan hayatı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe. Öyle ki vücudumuzda sadece yüzde 10 oranında gerçekleşen su kaybı, hayatımızı tehlikeye sokuyor. Öyle ki, açlığa haftalarca direnebilen bedenimiz, susuzluğa ancak birkaç gün dayanabiliyor. Suyun sadece sindirim sistemimize etkisine bir göz atalım isterseniz:
Yiyeceklerin ağızdan alınmasından hücre içinde kullanımına değin tüm aşamalarda suya gerek duyuyoruz. Ağızda yiyecekleri çiğnemek, çiğnenen yiyeceğin yemek borusundan mideye gelmesi, midede sıvılaşması, sindirimin başlaması, barsaklarda sindirimin sürmesi, sindirilen öğelerin vücut tarafından kullanılması ve zararlı atıkların dışarı atılması hep suyu gerektiren aşamalar. Lifli besinler ve su sindirim sisteminin düzenlenmesinde önemlidirler. Ancak ne kadar lif tüketirseniz tüketin, yeterince su içmezseniz lifler vücudunuz tarafından etkili biçimde kullanılamaz. Bu nedenle yeterince su içmeyenler, kronik kabızlık ve böbrek problemleri ile daha sık karşılaşır.
Baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon eksikliği de, akla susuzluğu da getirmesi gereken durumlar. İlk yapacağınız iş, bir bardak su içmek olmalı. Yorucu geçen bir günün ardından eve girdiğinizde daha üzerinizi değiştirmeden bir bardak su için. Vücudunuzun rahatladığını, zihninizin berraklaştığını, kendinizi yenilenmiş hissettiğinizi göreceksiniz. Unutmayın; başka hiçbir içecek suyun yerini tutamaz ve suyun sahip olduğu harika özelliklere sahip değildir.
Diyetteyseniz suyu daha çok için. Çünkü;
* Kalorisi yoktur.
* Mideyi doldurduğu için tokluk hissi verir.
* Hiçbir yan etkisi olmayan bir iştah azaltıcıdır. Sinirli ya da üzgün hissettiğinizde buzdolabına yönelmek yerine su için. Psikolojik açlığınız kısa sürede geçecektir.
* Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Toksinlerden arınmış bir vücutla çok daha genç görünür, çok daha enerjik hissedersiniz.
* Ödemi çözer. Ödem; vücudumuzda fazladan su tutulmasıdır. İlginçtir ki vücuttaki fazla suyu atmak için de suya ihtiyaç duyarız.
ıÜüNe kadar içelim?
Su ihtiyacı kişiye göre değişir.
Bebek ve çocuklar günde ortalama 1-1,5 litre suya ihtiyaç duyarlar.
Yetişkinlerde bu ihtiyaç günde ortalama 2-3 litredir. Genellikle kadınlar günde 10 bardak, erkekler ise 14 bardak su içmelidir.
Hamileler, beden gücü gerektiren ağır işlerde çalışanlar ve sporcular ise günde ortalama 3-3,5 litre suya ihtiyaç duyar.
Su içme alışkanlığı kazanmak için basit öneriler:
Pek çok kişiden "Su içemiyorum" cümlesini duymuşsunuzdur. Diyetisyenler de bu cümleyi çok duyduklarından şikayetçi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, suyun önemini şu sözlerle açıklıyor: "Eğer kilo vermek için ille de bir mucize göstermem gerekirse bu mucize sudur derim." Diyetisyen Ebru Piroğlu da yetişkinlerin "Su içemiyorum" demesinin bir çocuğun "Artık okula gitmek istemiyorum" cümlesi kadar anlamsız olduğunu vurguluyor ve mutlaka su içilmesi gerektiğini belirtiyor. Piroğlu'nun su içmemekte çok direnen bir danışanı ile birlikte bulduğu bir çözüm, radikal görünse de işe yaramış. Sabah her parmağına birer yüzük takan danışan, içtiği her bir bardak su için yüzüklerden birini parmağından çıkarmış. Siz de kendinize özel çözümler üretebilirsiniz. İşte birkaç genel öneri:
* Yanınızda bir şişe su taşıyın ve boş kaldığınızda içmeseniz bile elinizde tutun. Suyun varlığını hissettikçe içmek isteyeceksiniz.
* İş yerindeki masanızda sürahi ve bardak bulundurun.
* Yatağınızın başucuna da bir bardak su koyun.
* Gün içerisinde içmeniz gereken miktarı bir kerede içmeye kalkmayın. Aralıklarla tüketmek daha yararlı olacaktır.

Mevsimsel depresyona dikkat

Mevsimsel depresyonun belirtileri arasında mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik, iştah değişikliği, gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteğinin yer aldığına dikkat çeken Uzman Psikolog Aslı Akkan, Eylül sonunda başlayıp Nisan ayında biten mevsimsel depresyonun, kadınlarda görülme sıklığının daha yüksek olduğunu söyledi. Psikolog Aslı Akkan, ABD'de 10 milyondan fazla kişinin her yıl bu rahatsızlıkla karşılaştığını ve mevsimsel depresyonun farklı kentlerde, farklı iklimlerde yaşayan milyonlarca insanı etkilediğini belirtti. ıÜüPsikolog Akkan, mevsimsel depresyonun önüne geçebilmek için özellikle çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının karşılanması, ortamın ısı ayarının kontrol altında tutulması, kişinin gün boyu güneş ışığıyla temasının maksimumda olabileceği aktivitelerde bulunması (sabah saatlerinde yapılacak yürüyüşler gibi), uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenli tutulması gibi tedbir alınabileceğini belirtti. Akkan, bütün bunlara rağmen semptomların devam etmesi ve/veya artması halinde ise bir uzmandan yardım alınmasını öneriyor.
Mevsimsel depresyonun tam olarak sebebi bilinmese de bu konuda çeşitli hipotezler mevcut.
Melatonin: Beyindeki epifiz bezi melatonin hormonu üretir. Hormon üretimi karanlık ortamlarda artar. Melatonin hormonu insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan doğal bir sakinleştiricidir. Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması melatonin üretimin arttırarak kişiyi daha az enerjik, yorgun, ve isteksiz yapar. Bu da Mevsimsel Depresyona yol açabilir.
Seratonin: Kış ayları ile birlikte vücuttaki seratonin üretiminin azalmasının mevsimsel depresyona sebep olabileceği öne sürülüyor.
Genetik Faktörler: Mevsimsel depresyonun genetik köklerinin olabileceği kişinin ebeveynlerinden birinde mevsimsel depresyonun olmasının, kişinin de aynı rahatsızlığı yaşamasını artırdığı öne sürülüyor.





Künye | Reklam | İletişim | Ayın Burcu | Önemli Telefonlar | Eczaneler