Bol bol gezeceksin, bol bol her şeyden maksimum zevk alacaksın, yoksa İstanbul sana hükmeder, sen cılız kalır, ezilirsin. Sonrasında mutlak bir köyde veya kasabada dinlenmek lazım!
BESİM KAZADO
Geçen hafta Alaçatı'da geçirdiğim hafta sonunu anlatmıştım sizlere, bu hafta da iade-i ziyaretimi yani İstanbul hafta sonumu geçmek istiyorum. Ajda'mın zarif misafirperverliğinden sonra, cumartesi günü Nişantaşı Braseri'de Nükhet'imle (Duru) bol bol hasret giderdik. Hele Erkan Özerman, Merih Ergürbüz katılınca kaymaklı oluverdi sohbet.
Cumartesi gecesi çok sevdiğim arkadaşım Hamza'mla bir Beyoğlu gezisi yaptık. Anlatamayacağım bir kalabalık... Bu normal... Bütün Beyoğlu arka sokakları her tür insanla dolmuş acaip bir insan trafiği... Hadi bu da normal... Peki o cafe- bar- restoran karışımı yerlerden gelen o birbirine giren ses felaketine ne demeli. İnanın kaçmak için ne tarafa gideceğimizi tayin edemedik. Hepsi yanındaki dükkın üstünde olsun diye yüklenmiş sese, kakafoni dedikleri bu olsa gerek.
İyileri yok mu? Olmaz mı? Jolly Joker mesela. 3 katlı bir yer. Girer girmez havanız değişiyor. Ciddi programlar yapmış bir ay içinde. Mesela Ekim ayı içinde Nev, Işın Karaca, Teoman, Athena, Yeni Türkü, Emre Aydın, Yüksek Sadakat ve daha kimleri misafir ediyorlar.
TEŞVİKİYE TURU
Pazar sabahı kendime döndüm ver elini Teşvikiye Kafe. İnsan doğup büyüdüğü yerde ne olursa olsun çok rahat ediyor. Güzel bir kahvaltı, pazar gazeteleri, eski arkadaşlarla rastlaşmak, küçük sohbetler, hele minik bir Teşvikiye turu yaptınız mı Pazar bu dersiniz. Ama nerede? Tüm İstanbul sanki karar vermiş Boğaz'a hücum ediyor öğlene doğru. O ne trafik? O ne kalabalık?
Ne ise, Hillside'a geçtim. En can dostum oğlu ile bekliyordu beni. Hakikaten spor üniteleri ve tüm imkı ile Hillside ölçü üzerinde bir yer. Spordan, yemeğe, sinemaya kadar her güzel imkın en güzel şekilde sunulduğu bir yer. İçindeki House Cafe'nin bile menüsü vitamin dolu. Hele hele çocuklar çok medeni bir yerde, çok iyi bir şekilde spor olsun, arkadaşlıklar olsun en iyisine sahip oluyorlar. Tüm faaliyetlerden haberleri oluyor, tüm üyelerin. Yani İstanbul'un en iyi komplekslerinden biri Hillside.
Trafikte azap çektim
Emirgan'a geçtik. Oradan Ortaköy'e yürüdüm, ya da yürümeye çalıştım. Trafik, inanılmaz yoğun. İlerlemiyor desem... Bu tatil gününü azap gününe donduruyor desem, diyeceğim ama dikkat ettim ki herkes arabalarında gayet mutlu gülüp eğleniyorlar, tüm restoranlar ağzına kadar dolu. Arabaların içinde inanın beş kişi, beşi de telefonla konuşuyor. Yürümeyen arabaların yanından ilerlemek için çok çaba sarfetmek gerekiyor. Kaldırım bazı yerlerde yok, ciddi söylüyorum. Kaldırım yok. Taşlar fırlamış yürüyecek yer yok. Zorlanarak yürüyüşünüzü tamamlamaya çalışıyorsunuz. Ama yine de çok güzel. Bir de yağmur başlayınca sevincim tepeye vurdu. Bebek'te Tapas, yağmurda kuyruk bekliyenlerle, aynen Bebek Midpoint... Bu arada eski İstanbul severler bilir Karaköy'de "Baylan" pastanesi vardı. Çok üzülmüştük kapanınca, Bebek'te açılmamış mı... 1923 yılından beri hizmet veren tatlı üstadı. Dayanamadım, o meşhur kupundan bir tane ayak üstü götürüverdim. Yürümeye devam.
HUZUR İÇİNDE
İstanbul çok yoğun, çok telaşlı bir megakent. Bence her zaman söylediğim gibi 'Nereye gidersen razı ol, çok zevk alırsın o yerden.' Cümlemi İstanbul'a da uydurmak lazım.
Bol bol gezeceksin, bol bol her şeyden maksimum zevk alacaksın, yoksa o sana hükmeder, sen cılız kalır,ezilirsin. Ama İstanbul'dan sonra mutlak bir köyde veya kasabada dinlenmek lazım. Hızını alamayanlar oralarda tam coşku yapamayanlar, gelip Alaçatı'da, Bodrum'da, Marmaris vs. de sabaha kadar deliriyorlar. Halbuki bu yerleri dinlenme yeri olarak görebilseler huzur içinde tatil yapabileceğiz o yoğunluklardan sonra.
