Çocukluğumdan bilirim, İzmir ve Ege'nin en büyük şehirlerinden en küçük kasaba ve köylerine kadar Kurban Bayramı yardımlaşma ve dayanışma havasında kutlanırdı. Kesilen kurbanlar, kesemeyen eş, dost, akraba ve komşular 'adaletle' pay edilirdi... Kurbanın en güzel yerleri fakir fukaraya dağıtılır, kurban sahibi ise sadece dini yükümlülüklerini yerine getirmenin iç huzurunu yaşardı.
ESKİMEYEN ANILAR
Bayram sabahı evlerde yaşanan tatlı heyecanlar... Hemen hemen her evin bahçesinden gelen kurbanlık koyunların bağırışları.
Kurban kesilirken çocukların gözpınarlarından süzülen gözyaşları. Ardından sofrada hep beraber yenilen mis gibi kurban kavurmaları. Çocukların el öpme faslından sonra bayram bahşişleriyle hemen hemen her semtte bulunan derme çatma oyuncaklarla dolu bayramyerlerine (şimdinin lunaparkı) koşmaları. Köşe başlarında kurban kellesi ütüleyenler ve ütülenen kellelerden mahalleye yayılan yalnızca Kurban Bayramı'nda duyabileceğiniz kesif kokular.
Hepsi ama hepsi çok güzeldi. Her biri çocukluğumuzun eski ama hiçbir zaman eskimeyen bayramlarıydı.

COŞKU CADDELERE TAŞARDI
Eski zamanlarda İzmir'de Kurban Bayramı'nın heyecanı, kurbanlıkların kente getirilmesi ile başlardı. Geçen yüzyılın başlarında Kurban Bayramı arifesinde Başdurak, Alipaşa Meydanı, Hisar, Kestanepazarı camileri etrafında, Tilkilik, Namazgâh ve Basmane civarında kerestelerle koyunların satılacağı seyyar ağıllar kurulmaktaydı. Bu faaliyete ilginçtir "kazık çakma" adı verilmekteydi.
Arife gecesi İzmirli gençler davul ve zurnalarla şehir dışına çıkarak ilk gelen kurbanlık sürüsünü karşılarlardı. Gece yarısında koyun sürüleri İkiçeşmelik yönünden şehre getirilirdi. O kadar renkli görüntüler yaşanırdı ki, İkiçeşmelik Camii civarındaki kahvehaneler bu coşkulu töreni görmek isteyenlerle tıklım tıklım dolardı.
'KOYUN TELLEME' GELENEĞİ
Kurbanlık satışları genelde arife günü başlar, ellerin kolların 'haktır, helaldir' diyerek acımasızca sıkılıp, sallandığı pazarlıkların ardından satılan koyunlar, oralarda bekleşen hamalın sırtına verilerek evlerin yolunu tutardı. Gelelim bir başka püf noktasına.
Eğer kurban yeni gelin veya nişanlılara gönderilecekse adet gereği tellenerek süslenirdi.
Genelde, Hisar cami civarında Sandıkçılar Çarşısı'nda bulunan 'koyun telleme' dükkanları Arife günleri dolar taşardı.
Hamal sırtındaki koyun bu dükkanlardan birine getirilir ve koçlar özenle süslenirdi.
Evvela boynuzlarına büyücek birer elma geçirilir, elmalar ve boynuzlar yaldızlı varaklarla örtülür, boynuna renkli kurdele bağlanır, üzerine atlaslar sarılır, kurdele ve yapma çiçeklerle süsleme tamamlanırdı.
Hamalın da alnına ve ellerine yaldızlı varakalar yapıştırılırdı. Davul zurna eşliğinde müşteri önde, hamal arkada, mahallenin çocukları da peşlerinde... Nihayetinde koç eve götürülür ve evden bahşişler alınırdı. Yollarda, telli koyun seyretmek yaş ayrımı yapmadan herkes için bayramın başlıca zevkleri arasındaydı.
Ege başta olmak üzere ülkemizin birçok yöresinde nişanlı kıza hediyelerle süslenmiş koç götürme geleneği halen sürüyor.
Ama bazı değişikliklere uğradığı da aşikar.
Nişanlanan kıza damat tarafından alınan koç arife günü getirilir. Ama tabii ki boş değil.
Süslenen koçun boynuzlarının ortasına bir adet bilezik takılır. Süslü bir bohça da koça eşlik eder. Bayramlık alışverişinde genellikle elbise-ayakkabı- çanta şeklinde bir takım yapılır. Bunun dışında kayınvalide yemeni, patik gibi el işleri de ekleyebilir.
Aynı şekilde kız tarafının da erkek tarafına bayramlık hediyeler alması süsleyerek erkek tarafına götürmesi karşılıklı saygıyı ve özveriyi gösterir. Buna karşılık, bayramın 1. günü kız tarafı da kendilerine getirilen koçun bir butu, damata alınan bayramlıklar ve 1 tepsi baklavayla erkek evinin yolunu tutar.

OSMANLI'DA KURBAN BAYRAMI
Osmanlı'da, kurbanların kesilmesi camilerde cemaat ile birlikte kılınan bayram namazının devamında yapılmaktaydı. Kurban Bayramı geleneklerinin en çok yerleştiği ve günümüze kadar uzandığı haliyle olgunlaştığı dönem ise Osmanlı zamanıdır. Konaklarda, saraylarda ve evlerde yapılan bayram temizliği, bayram alışverişi gibi gelenekler Osmanlı döneminden gelmektedir. Bayramın gelişi arife günü yapılan top atışları ve bekçilerin arife gecesi davulları ile birlikte söyledikleri manilerle müjdelenirdi. Kurban bayramlarında öncelik yine bayram namazı olurdu. Padişah ile devlet erkanı bayram namazını Ayasofya veya Sultanahmet'te kılardı. Halk, namaz sonrası kurbanını keser ilk gün et ile ilgili işler ve dağıtımı yapılırdı. Ziyaretler ise diğer kalan 3 gün içinde gerçekleştirilirdi.
MESHUR ET TATLISI 'GERDANIYE'
İzmirlilerin, Kurban Bayramları'nda vazgeçemediği et tatlılarından biri de "Gerdaniye" tatlısıydı. Kuru erik, kayısı, hurma, üzüm, badem ve fıstıkla yapılan bu et tatlısı, Karadeniz'in hamsi tatlısı gibi İzmir'in en özel bayram bir tatlısıydı desek abartmış olmayız herhalde. Şimdilerde pek yapan kalmadı sanki. Ama bayramda 'Gerdaniye' yapmak isteyenlere de tarifini verelim hani.
NASIL YAPILIR?
Koyun gerdanın yağlarını ayıklayın. Üzerine 4-5 parmak geçecek kadar su ekleyin. Orta, sonra kısık ateşte uzun süre kaynatın. Kaynarken üzerindeki köpüğü alın. Kemiğinden ayrılacak kadar iyi piştikten sonra suyunda soğumaya bırakın. Haşlanmış gerdanın etlerini kemiklerinden ayırın. Etler arasında kalan yağ ve sinirleri iyice ayıklayarak lif lif ayırın. Ayıkladığınız etleri büyük bir tencereye koyun. Süzdüğünüz gerdan suyunu etlerin üzerine ilave edin. Tencereyi orta ateşte kaynamaya bırakın. Daha sonra ocağın altını kısın. 24 saat suda beklemiş kayısı ve erikleri atın. Tahta kaşıkla karıştırıp yumuşamalarını bekleyin. Kaynama sırasında su eksilirse haşlama suyundan ilave edin. Kayısılar yumuşar gibi olunca 2 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil, 1 su bardağı zarından ayıklanıp kavrulmuş badem ve yarım su bardağı kavrulmuş çam fıstığı ekleyin. 4 su bardağı toz şekeri katın. Karıştırarak eritin ve az şekerle dövdüğünüz damla sakızını ilave edin. Biraz daha pişirdikten sonra ocağın altını kapatın. İkram kaplarına alın ve servis yapmadan önce mutlaka ısıtın.
NADİR UYSAL

