Korku sinemasının öncü isimlerinden biri olan Tobe Hooper, gerilim ve korku türüne olan katkılarıyla sinema tarihine altın harflerle yazıldı. 1970'lerin ortasında korku dünyasına damgasını vuran The Texas Chain Saw Massacre (Teksas Testere Katliamı) ile tanınan Hooper, gerek bağımsız yapımlarıyla gerekse ana akıma hitap eden projeleriyle korku türünün sınırlarını zorladı. Sinemaya olan katkılarının sadece görsel veya hikayeleme ile sınırlı kalmadığı, aynı zamanda sinemaseverlerin korkuyu farklı biçimlerde deneyimlemesini sağladığı söylenebilir. Hooper'ın filmografisi, hem zamanında hem de sonrasında büyük yankılar uyandırarak, birçok film yapımcısına ilham kaynağı oldu.

EGGSJELLS
Hooper'ın sinemaya olan ilgisi, Austin, Teksas'taki ilk yıllarına dayanıyor. Kariyerine belgesel kameramanı olarak başlayan Hooper, bu tecrübesini sinemaya taşıdı ve 1971 yılında Eggshells adlı ilk uzun metrajlı filmine imza attı. Bir grup hippinin perili bir eve taşınmasını anlatan film, dönemin hippi kültürüne dair derinlemesine bir analiz sunuyor. Eggshells aynı zamanda korku sinemasının derinliklerine inmeden önce Hooper'ın yaratıcılığını ve sinematografik dilini nasıl inşa ettiğini de gözler önüne seriyor. Film, sadece korku ögeleriyle değil, aynı zamanda dönemin gençlik kültürüne dair toplumsal bir eleştiriyi de içinde barındırıyor.
THE TEXAS CHAIN SAW MASSACRE
Korku sinemasının en önemli kilometre taşlarından biri olan The Texas Chain Saw Massacre, Hooper'ın ismini tüm dünyaya duyurdu. Film, sadece korkunun tanımını değil, şiddet ve dehşetin sinemadaki temsil biçimini de tamamen dönüştürdü. Başlangıçta birçok ülke tarafından yasaklanan ve tartışmalarla gündeme gelen film, belgesel tarzındaki kamera çalışması ve gerçekçi atmosferiyle, o dönemdeki korku anlayışını köklü bir biçimde değiştirdi. Hooper, izleyiciyi korkunun içine sokarak, onlara adeta korku ile yüzleşme deneyimi yaşattı. Film, şehirli yaşamla kıyaslanan taşra yaşamını ve bu iki dünya arasındaki çatışmayı da gözler önüne sererek, türün önemli bir kurucu metni haline geldi.
EATEN ALIVE
Hooper'ın Eaten Alive adlı filmi, korku sinemasının sınırlarını zorlamaya devam eden bir yapım olarak öne çıkıyor. Evcil bir timsahın kötü adam olarak yer aldığı bu film, Eggshells'in metafiziksel öğelerini ve Texas Chain Saw Massacre'ın korku atmosferini birleştiriyor. Filmdeki rahatsız edici atmosfer ve sürekli gerilim hissi, Hooper'ın korku sinemasındaki tarzını tam olarak yansıtıyor. Timsah gibi alışılmadık bir figürle korkuyu yeniden şekillendiren Hooper, bu filmle birlikte daha da cesur bir yönetmen olduğunu gösterdi.
SALEM'S LOT
Hooper, Stephen King'in ünlü vampir hikayesini 1979 yılında mini dizi olarak beyaz perdeye taşıdı. Salem's Lot, vampir temalı korku filmlerinin bir dönüm noktasıydı ve TV uyarlamaları için büyük bir başarı elde etti. Hooper, bu projeyle hem klasik korku ögelerini hem de gotik atmosferi başarılı bir şekilde harmanladı. Aynı zamanda, filmdeki vampir karakter Kurt Barlow'un, sinema tarihindeki en korkutucu figürlerden biri olarak kabul edilmesi, Hooper'ın korku türüne olan katkısını bir kez daha gözler önüne seriyor.
POLTERGEIST
Hooper'ın en tanınmış ve en başarılı filmi olan Poltergeist, korku sinemasına olan katkılarının zirveye çıktığı yapım olarak kabul ediliyor. Hem kritik hem de ticari anlamda büyük bir başarı yakalayan film, 80'lerin en korkunç ve en ikonik yapımlarından biri haline geldi. Hooper, burada, korku ile aile dostu temalarını birleştirerek yeni bir alt türün temellerini attı. Poltergeist'in genç izleyicilere hitap eden yaklaşımı, onu korku sinemasının popülerleşmesinde önemli bir dönüm noktası haline getirdi.
CANNON ÜÇLEMESİ
HOOPER, 80'lerin başında Cannon Films ile anlaşarak üç film yaptı. Bu üçlemenin ilki, Lifeforce (1985), uzay vampirleri temalı bilim kurgu-korku karışımı bir film olarak dikkat çekti. Görsel efektlerin ve metafiziksel ögelerin öne çıktığı bu film, gişede başarısız olmasına rağmen zamanla bir kült klasik haline geldi. Invaders from Mars (1986) ise 50'li yılların bilim kurgu korku filmlerine selam duran bir yapım oldu. Hooper, her iki filmde de özgün vizyonunu ve türler arası geçişleri başarıyla kullandı.
THE FUNHOUSE
Tobe Hooper'ın The Funhouse filmi, sinemasal anlamda bir geri dönüş gibi görünse de aslında onu daha farklı bir yöne evrilen bir yapım. Genellikle slasher türü olarak tanımlanan film, klasik bir karnaval korku senaryosunu, Hooper'ın özel dokunuşlarıyla farklı bir seviyeye taşıyor. The Funhouse'da, slasher türündeki klişelere meydan okuyarak, atmosferin ve gerilimin öne çıktığı bir korku deneyimi sunuluyor. Hooper, türün tekdüzeliğine meydan okurken, sinemasal dilini daha da derinleştiriyor.

