Kadın karakterler uzun süre boyunca ya arka planda kaldı ya da belli kalıplarla sınırlandı. Ancak son yıllarda çağdaş edebiyat, çok yönlü, cesur ve derinlemesine işlenmiş kadın karakterlerle bu tabloyu tersine çevirdi. Elena Ferrante'den Margaret Atwood'a, Sally Rooney'den Chimamanda Ngozi Adichie'ye kadar pek çok yazar, edebiyata unutulmaz kadınlar kazandırdı. Lenu, Lila, June, Marianne, Ifemelu ve Eileen... Her biri kendi mücadelesinin içinde ayakta durmaya çalışan, toplumun sınırlarına meydan okuyan karakterler.
NAPOLİ ROMANLARI LENU VE LILA
Ferrante'nin dört ciltlik kült serisi, 1950'lerin Napoli'sinden başlayarak onlarca yıla yayılan çalkantılı bir kadın dostluğunu merkezine alıyor. Lenu ve Lila, yoksullukla çevrili bir mahallede birlikte büyürken, hem birbirlerine hem de hayatın sunduğu engellere karşı tutunmaya çalışırlar. Kimi zaman birbirlerini iterek, kimi zaman omuz omuza ilerlerler. Kıskançlık, özenme, sevgi ve öfke gibi karmaşık duygularla örülü bu ilişki, İtalya'nın dönüşen sosyopolitik yapısının da izlerini taşır. Gerçekçi anlatımı ve kültürel derinliğiyle Ferrante, kadınlar arasındaki bağı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ-JUNE OSBORN
Gilead isimli totaliter bir rejimde kadınlar sadece doğurganlıklarına indirgenmiş durumda. "Damızlık" olmak, bedenin bir sistem tarafından tamamen ele geçirilmesi anlamına geliyor. Bu karanlık dünyada June Osborn ise boyun eğmeyi reddeden bir istisnai figüre dönüşüyor.
NORMAL İNSANLAR MARIANNE
Sally Rooney, gündelik yaşamın içindeki incelikleri anlatmakta usta. Marianne, içine kapanık, kırılgan ama aynı zamanda kendine has bir güce sahip bir genç kadın. Connell ile yaşadığı inişli çıkışlı ilişki, yalnızca bir aşk hikayesi değil, sınıf farklılıkları üzerine de bir anlatı.
AMERİKANA IFEMELU
Ifemelu'nun hikâyesi, hem kişisel bir yolculuk hem de toplumsal bir sorgulama. Nijerya'dan Amerika'ya göç eden genç bir kadın olarak, Ifemelu ırk, aidiyet, kadınlık ve göçmenlik gibi temalar etrafında şekillenen kimlik mücadeleleriyle yüzleşiyor. Amerika'da "siyah" olarak etiketlenirken, kendi ülkesinde artık "Amerikana"dır.
EILEEN EILEEN
Sessiz, içine kapanık, zaman zaman ürkütücü bir karakter: Eileen. Alkolik babasıyla yaşadığı karanlık ev, çalıştığı cezaevi ve hayatının durağanlığı, onu bir nevi "görünmez" kılar. Ta ki cezaevine yeni gelen danışman Rebecca ile tanışana kadar. Eileen, kendini bir suç hikayesinin içinde bulur ve tek gecede tüm hayatı değişir

