Aşkı çoğu zaman ortaklık, dayanışma ve romantik paylaşımlar üzerinden tanımlarız. Ancak bu ortaklığın perde arkasında görünmez bir yük dağılımı vardır. Son dönemde sosyal medyada ve akademik çevrelerde öne çıkan "mankeeping" kavramı, kadınların ilişkilerde farkında bile olmadan üstlendikleri ikinci bir vardiyayı tarif ediyor. "Mankeeping" kulağa bakım ya da spa gibi huzurlu bir şey çağrıştırsa da, gerçekte oldukça yorucu bir rolü tanımlıyor. Tatil planlarını yapmak, doğum günü hediyelerini hatırlatmak, aile ziyaretlerini organize etmek, doktor randevularını ayarlamak... Bunların hepsi çoğu ilişkide kadının üzerine kalıyor. Buna bir de erkeğin iş stresini, aile sorunlarını ve duygusal iniş çıkışlarını paylaşması eklenince, kadın hem sevgili hem terapist hem de idareci konumuna sürükleniyor.
BİLİMİN DEDİĞİ...
Stanford Üniversitesi'nin 2024 tarihli araştırması, erkeklerin duygusal destek ağlarının kadınlara oranla çok daha zayıf olduğunu ortaya koydu. Erkekler arkadaşlarıyla kişisel sıkıntılarını paylaşmak yerine genellikle partnerine yöneliyor. Bu da kadını hem kendi hayatını hem de partnerinin duygusal ihtiyaçlarını taşıyan "duygusal işçi" haline getiriyor. Bu durum yalnızca duygusal bir yorgunluğa değil, aynı zamanda tükenmişliğe, tatminsizliğe ve stres kaynaklı sağlık sorunlarına kadar varabiliyor. Başta "fedakârlık" gibi görünen davranışlar, aslında eşit olmayan bir yük paylaşımının sonucu oluyor.
KÜLTÜREL KODLAR
Mankeeping, bireysel bir sorun değil; toplumsal bir alışkanlığın yansıması. Kültürel olarak erkekler duygularını bastırmaya, kadınlar ise toparlayan, organize eden kişi olmaya yönlendiriliyor. Bu yüzden erkeklerin duygusal ihtiyaçlarını yalnızca partnerlerinden karşılaması, kadınların ise bu rolü doğal bir görev gibi üstlenmesi sıradan kabul ediliyor. Ancak modern ilişkilerde asıl tartışılması gereken nokta şu: Gerçek ortaklık yalnızca maddi yüklerin değil, duygusal sorumlulukların da eşit paylaşılmasıyla mümkün.

AŞK MI, İDARE Mİ?
İlişkilerde duygusal yükün tek taraflı olması, sevgi ve bağlılık duygusunu zamanla zedeleyebiliyor. Kadın, bir partnerden çok "bakıcı" konumuna düşüyor. Erkek ise farkında olmadan kendini hep desteklenen, idare edilen taraf olarak buluyor. Bu dengesizlik uzun vadede ilişkiyi yıpratıyor, kadın için sevgiyi bir sorumluluk yüküne dönüştürüyor. Belki de modern aşkın en önemli sorusu şu: "Onu gerçekten seviyor muyum, yoksa sadece idare mi ediyorum?"

