Sabuncuoğlu Şerafeddin, 1386 yılında Amasya'da doğmuştur. Dedesi Sabuncuoğlu Hacı İlyas Çelebi ve babası Ali Çelebi de Amasya Bimarhanesi'nde yani o dönemlerin hastanesinde hekimbaşılık yapmış ünlü hekimlerdir. Çok küçük yaşlarından itibaren usta-çırak ilişkisi biçiminde hekimlik öğrenmeye başlamıştır. Temel hekimlik eğitimini Hekim Burhanettin Ahmet'ten Amasya Darüşşifası'nda almıştır. Henüz 17 yaşındayken hekimliğe başlamış ve bundan sonra da hayatını okumaya, araştırmaya ve deneylere vermiştir. Vefat edene dek Amasya Darüşşifası'nda Anadolu halkına hizmet vermiş ve burada neredeyse 14 yıl boyunca başhekimlik yapmıştır. O zamanlarda hekimler cerrahiye pek ilgi duymamış hatta cerrahi tedavinin gerekli olduğu durumlarda bile ısrarla ilaçla tedaviyi tercih etmişlerdir. Bunun sebebi ise cerrahi girişimler için kaynak kitapların az oluşu ve bu yüzden hastaların hayati tehlike ve sakatlık riskinin fazla olmasıdır. Şerefeddin Sabuncuoğlu buna rağmen birçok hekimin aksine özellikle cerrahi ile ilgilenmiştir. Amasya'da çalışmış olduğu Darüşşifa binası adına müze olarak düzenlenmiştir ve aynı zamanda adına bir hastane bulunmaktadır.

CERRAHİ ATLASLARIN İLKİ
Akrabadin Tercümesi, Cerrahiyyeti'l-İlhaniyye ve Mücerrebname olmak üzere 3 temel eseri vardır. Bilim dünyasına ilk defa 1920 yılında Dr. Hakkı Uzel tarafından yayınlanan bir makalede tanıtılan Sabuncuoğlu'nun eserleri günümüz diline İlter Uzel tarafından aktarılmıştır. II. Bayezid şehzadeliği zamanında Sabuncuoğlu'ndan Zeyneddin el-Cürcani'nin Zahire-i Harzemşahi diye bilinen eserini tercüme etmesini istemiştir. Bu çok kapsamlı eserin sadece farmakoloji ile ilgili kısmını çevirmiştir. Ayrıca kitabın sonuna yeni bilgileri içeren iki bölüm daha eklemiştir. Eserde ilaçların özellikleri, hazırlanması, gargara, yağlar, merhemler anlatılmaktadır. Eserin sonunda ise çevirirken karşılığını bulduğu ve kullandığı Türkçe tıp terimlerini yazmıştır. O günlerde tüm dünyada bilim dili Arapça ya da Latince olduğu için bilim dünyası Türkçeyi gereksiz ve anlamsız bulsa da bu yaptığı Anadolu tıp tarihi için gelecek yıllarda çok önem arz etmiştir.
CERRAHİYYETİ'L-İLHANİYYE
Osmanlı İmparatorluğu'nda yazılmış ilk resimli cerrahi eserdir. Kitabın bilinen üç kopyası vardır. Bunlardan ikisi İstanbul'da Fatih Millet Kütüphanesi'nde, birisi de Paris Bibliotheque National'dedir. Ebu'l-Kasım Zehravi'nin "Kitabü'l-Tasrif" adlı eserinin cerrahi ile ilgili kısmının tercümesidir diyenler olsa da Sabuncuoğlu kitaptan sadece kaynak olarak yararlanmış ve kendi gözlem ve deney sonuçlarının yanında hastalarla ilgili deneyimlerini de aktarmıştır. Bu kitapta ameliyatların nasıl yapıldığını gösteren temsili resimler mevcuttur. Kendi çizdiği bu resimlerde hasta ve doktorun uygulama esnasında duracakları yerler ile cerrahi aletlerin nasıl kullanıldığı gösterilmektedir. Bu kitap günümüzdeki cerrahların eğitimlerinde sıklıkla kullanılan cerrahi atlasların ilk örneğini oluşturmaktadır. O dönemdeki okuma yazma bilen cerrahlar sadece Türkçe yazıları okuyabildiği için bu kitaptan onların da yararlanarak hastalara şifa vermeleri adına Sabuncuoğlu bu kitabı Türkçe yazmıştır. Şerefeddin Sabuncuoğlu, tedavileri hastalara uygulamadan önce kendi üzerinde bile test ederdi. Sepsisin farkındaydı ve herhangi bir patojenin yayılmasını önlemek için antiseptik olarak şarap ve zeytinyağı içeren cerrahi bir kıyafet giyerdi. Kaleme aldığı bir meme kanseri olgusunda küçük tümörlerin kanserin erken evrelerinde cerrahi olarak çıkarılmasını tedavi olarak önermiştir. Bu tedavi, tümörün vücudun geri kalanına yayılmamasını veya büyümemesini sağlar ve günümüzde kanser tedavisinde de yaygın bir uygulamadır. Sabuncuoğlu'na göre ancak tıbbi tedavi başarısız olursa cerrahi yol denenmelidir. Ayrıca, ameliyat sonrası bakımın önemine de vurgu yapmıştır. Denediği ilaçlarda görülebilecek yan etkileri de kayıt altına almıştır.
ATEL KULLANIMINA ÖNCÜLÜK
Sabuncuoğlu deneysel hekimliğinin yanı sıra tıp camiasına birçok yenilik getirmiştir. Çocuklarda hidrosefalik drenaj tekniklerini ilk tanımlayanlardan biridir. Spinal ameliyatlarda aksiyal traksiyon tekniğini kullanan ilk hekimdir. El cerrahisinden sonra tahta atel kullanımına öncülük etmiştir.

