BİR işin teslim tarihine daha haftalar varken "nasıl olsa zaman var" düşüncesiyle çalışmayı ertelemek oldukça kolay. Ancak son tarih yaklaştıkça beynimiz görevi daha acil algılıyor ve zaman baskısı motivasyonu artırabiliyor. Bu süreçte stres yanıtıyla birlikte adrenalin ve kortizol gibi hormonların devreye girmesi, kısa vadede dikkat ve odaklanmanın artmasına katkı sağlayabiliyor. Böylece daha önce önemsiz görünen detaylar geri plana itilirken bütün dikkat tamamlanması gereken işe yöneliyor. Ancak insanların deadline baskısına verdiği tepki aynı değil; bazıları baskı altında daha iyi çalışırken bazıları yoğun stres nedeniyle performans kaybedebiliyor. Son teslim tarihinin uzak olması, görevi zihnimizde "daha sonra yapılabilir" kategorisine sokarak ertelemeyi kolaylaştırıyor. Tarih yaklaştığında ise seçenekler azalıyor ve görev "artık yapılması gerekiyor" noktasına geliyor. Bu durum özellikle kısa vadeli işlerde verimliliği artırabilse de sürekli deadline modunda çalışmak sağlıklı değil. Uzun süreli stres; tükenmişlik, hata riskinde artış ve özellikle yaratıcılık gerektiren işlerde performans düşüşü yaratabiliyor.
KÜÇÜK PARÇALARA AYIRMAK
DEADLİNE baskısıyla daha iyi çalışanlar için çözüm, bütün işleri son güne bırakmak yerine mini deadline'lar oluşturmak. Büyük projeleri küçük görevlere ayırıp her aşama için ayrı tarihler belirlemek, zaman baskısının motive edici etkisinden yararlanırken son dakika stresini azaltabilir. Böylece günlerce ertelemenin ve son saatlerde yoğunlaşmanın yarattığı döngü yerine daha sürdürülebilir bir çalışma düzeni oluşturmak mümkün.

