İzmir Foça'nın dar sokaklarında, denizin kıyısında ve eski balıkçı kahvelerinde anlatılagelen bir aşk hikâyesi var. İki balıkçının dostluğuyla başlayan, çocuklarının imkânsız aşkına uzanan bu hikâyenin merkezinde ise Karataş bulunuyor. Rivayete göre o taşa basan, Foça'ya gönlünü kaptırıyor.Bazı şehirlerin yalnızca sokakları, evleri ve denizi değil, anlatılan hikâyeleri de vardır. Foça'nın ise deniz kokusuna karışan, nesilden nesile aktarılan bir aşk efsanesi bulunuyor. Yaklaşık 150 yıl önce başlayan bu hikâyenin kahramanları iki balıkçı: Küçükdeniz'de yaşayan Panayot ve Büyükdeniz'de yaşayan Hüseyin. İki balıkçı birbirini tanıyor ancak henüz yakın dost değildi. Ta ki bir gün denizde kopan fırtına yollarını değiştirmeye karar verene kadar...

FIRTINA İLE BAŞLAYAN DOSTLUK
Rivayete göre Panayot ve Hüseyin, Orak Adası civarında balık avladıkları bir gün birbirlerine "Rastgele" dileyerek denize açıldı. Akşama doğru denizin yüzü birden değişti. Rüzgâr sertleşti, dalgalar yükseldi. Foça'ya dönmeye çalışan Panayot'un sandalında arıza meydana geldi. Panayot'un zor durumda olduğunu gören Hüseyin, kendi sandalını onun yardımına çevirdi.

İki balıkçı sandalları birbirine bağlayarak fırtınayı atlattı ve sonunda Foça'ya ulaştı. Balıkçı kahvesinde içilen sıcak çaylar, paylaşılan sigaralar ve anlatılan hikâyeler, o gün iki yabancıyı can dostuna dönüştürdü. Ardından aileler birbirine gidip gelmeye başladı. Ve efsanenin asıl hikâyesi de bundan sonra başladı. Aradan aylar geçti. Bir gün Panayot, Hüseyin'e büyük bir sevinçle eşinin çocuk beklediğini söyledi. Eve dönen Hüseyin ise eşinin de hamile olduğunu öğrendi. İki aile, çocuklarını neredeyse aynı günlerde kucaklarına aldı. Panayot'un oğluna Talasa, Hüseyin'in kızına Deniz adı verildi. Efsaneye göre Talasa, Rumcada "deniz" anlamına geliyordu. Bu tesadüf iki ailenin dikkatinden kaçmadı. Çocuklar büyürken çevredekiler onları "Küçük Deniz" ve "Büyük Deniz" diye anmaya başladı. Belki de denizin kaderleri üzerinde çoktan bir hükmü vardı. Yıllar geçti. Çocuklukları birlikte geçen Talasa ile Deniz, zamanla birbirlerine karşı farklı duygular beslemeye başladı. Babaları denize çıktığında, bugünkü Köprübaşı civarında buluşuyor; oradan geçen derenin yanında duran büyük, esmer renkli bir kayanın üzerine oturuyorlardı. O taşın adı Karataş'tı. Denizin sesi, derenin akışı ve Karataş'ın sessizliği arasında iki genç birbirlerine âşık oldu. Bir gün cesaretlerini toplayıp ailelerine evlenmek istediklerini söylediler. İki baba şaşkınlık içinde kaldı. Ancak sonunda çocuklarının mutluluğuna razı oldular ve Talasa ile Deniz nişanlandı. Her şey bir masalın mutlu sonuna gidiyor gibiydi. Ama olmadı. Talasa'nın aklında başka bir gelecek vardı. Balıkçı olmak istemiyordu. Çalışmak ve para kazanmak için İzmir'e gitmeye karar verdi. Deniz ise Foça'da kaldı. Talasa'nın geri dönmesini bekledi. Günler geçti. Sonra aylar... Aylar yıllara dönüştü. Ama Talasa bir türlü dönmedi. Deniz her gün Karataş'a gidiyor, kayanın üzerine oturup uzaklara bakıyordu. Belki bir gün sevdiğinin denizden ya da yoldan çıkıp geleceğini düşünüyordu. Beklemek zamanla umuda, umut ise acıya dönüştü. Rivayete göre Deniz sonunda üzüntüsünden hastalandı ve yatağa düştü. Ardından hayata veda etti. Ve o gün, efsaneye göre Büyükdeniz'in ruhu Foça'yı terk etti. Talasa ile Deniz'in hikâyesi ise burada sona ermedi. Onların aşkı Foça'da anlatılmaya devam etti. İki balıkçının dostluğu, iki gencin aşkı ve Karataş'ın sessiz tanıklığı, yıllar içinde bir efsaneye dönüştü. Panayot ve Hüseyin, çocuklarının aşkının hatırasını yaşatmak için Karataş'ın bulunduğu yeri düzenledi. Ardından bir dilek tuttular. Dilekleri zamanla efsanenin en güzel cümlesine dönüştü: Karataş'a basarak Foça'ya gelen, bu güzel ilçeye gönülden bağlanacaktı. Bugün Karataş'ın üzerinde oturan biri belki yalnızca eski bir kayanın üzerinde olduğunu düşünür. Ama Foça'nın eski hikâyelerine kulak verenler başka bir şey anlatır: Bazı taşlar yalnızca taş değildir. Bazıları bir aşkın hatırasını taşır. Ve Foça'nın Karataş'ı da yüzyıllardır, kendisine basanları bu kentin büyüsüne bırakıyor. Belki de Foça'dan ayrılıp bir süre sonra yeniden dönmek istemenizin nedeni budur...
