Denizli'nin nam-ı değer 'Şeker Amcası' Necip Helvacı, başarının sırrını anlattı. Ülke genelinde 300 çalışanla 42 şubede hizmet veren Hacı Şerif, gıda sektöründe bir Türkiye markası olmayı başardı. Necip Helvacı, önce insan anlayışı ile hareket ettiklerini belirterek, "Eş olmazsa aş olmaz, aş olmazsa iş olmaz, iş olmazsa hiçbir şey olmaz" dedi. 1930'lu yıllarda merhum Mehmet Tevfik Helvacı'nın Denizli Saraköy'de Miçous adlı bir Rum'un şekerleme ürettiğini görmesiyle başlayan hikaye 4 kuşaktır devam ediyor. 1932'de Babadağ'da küçük bir dükkanda şekerleme üretmeye başlayan aile, portföyüne Şerif Helvacı'yla lokum ve helvayı da ekledi.

TATLICILIKTAN VAZGEÇMEDİ
Çevresinde herkesin tekstile girdiği dönemde 'tatlıcılıktan vazgeçmem' diyen Şerif Helvacı, 1957'de Denizli'ye gelerek tüm varını, yoğunu bir zamanlar patlıcan tarlası olan arsaya kurduğu dükkana yatırır. Zamanla işin içine üçüncü kuşaktan Mithat ve Necip Helvacı kardeşler de girer, baba ve dedelerinin formülüyle 'Hacı Şerif' markasıyla yollarına devam eder. Her şey güzel giderken, 'Bildiğin işin dışına çıkma' sözünü unutan Mithat ve Necip Helvacı, bir anda kendilerini sağlık sektöründe bulur. 'Hayatımızdaki tek hata' olarak niteledikleri bu girişimin onlara faturası ağır olur. Ailenin moralinin bozuk olduğu bu dönemde 4'üncü kuşaktan Yunus Helvacı da atılıma karar verir. Dedesi, babası ve amcası 'olmaz' dese de şubeleşmeye gider. 2007'de ilk şube açılır. 2011'e geldiklerinde 4 şubeye ulaşan Hacı Şerif'in 4'üncü kuşak temsilcisi, mağazalara gençleri de çekmek için irmik helvasıyla dondurmayı buluşturur. 2011'de yurt dışına açılan Yunus Helvacı, Dubai'de 6 ay açık kalan bir mağaza açar. 2012'de frenchise vermeye başlar. 2013'te büyük bir atakla 12 mağaza açar. Bugünlerde Hacı Şerif markası Türkiye geneli 42 şubeye ve 300 çalışana ulaştı.

Okuyucularımız için kendinizi tanıtır mısınız?
Babadağ doğumluyum. 74 yaşındayım. Şeker hastası olmama rağmen şeker yiyerek dinç kalıyorum. Haftanın 3 günü spor yaparak, dinç kalmaya çalışıyorum. Dededen toruna iş serüveni sürüyor. Dedem ırgatmış. Şekerciliği öğreniyor sonra da babama öğretiyor. Babam da bizlere öğretti. 3 kuşak bu işleri götürdük. Bizden sonra da dördüncü kuşak oğlum Yunus işlerin başında. Aile bağlarının güçlü olması işlerimizin bu noktaya gelmesine neden oldu. Denizli'de 10 kişi ile yola çıkmıştık. İş büyüdü ve şimdi Türkiye geneli 42 şubeye ve 300 çalışana ulaştık. 2 bin öğrenciye burs veriyoruz. İşte dışarda pozitif olmak gerekli. Böyle görünmek insana yük olmamalı. Biz çevremizden enerji alarak daha çok verimli oluyoruz. Üretime katkı sağlıyoruz. Çünkü insanları ve işimizi çok seviyoruz.
Ticarette başarılı olmanın sırrı nedir?
Öncelikle müşteriye iyi davranacaksın. Onunla ilgileneceksin, onun cebinden tatlı tatlı parayı alacaksın. İşyerine gelen müşteriye mal satmak için çalışacaksın. Yoksa müşteri bakar gider. İlgi göstereceksin. Halini hatırını soracaksın. Sabah işe geldiğimde açarım 1 paket şeker, gelenlere ikram ederim. Ağzı tatlanan müşteri, alacağının iki misli alır ve gider. İlgi ve alakadan memnun olur. İşte ticaret ve insanlık bu.

MÜHENDİS OĞLU DA İŞİN BAŞINDA
İş konusunda cesur musunuz?
Askerden gelince iş hayatına atıldım ve daha cesur kararlar aldım. Evlendikten sonra ve yaş ilerledikçe daha cesur oldum. Çünkü iş dünyası acımasız. İnsanın işi, eşi ve aşı olmalı. Eş olmazsa aş olmaz, aş olmazsa iş olmaz, iş olmazsa hiçbir şey olmaz.
İşin başında aileden kim/kimler var?
Oğlum Yunus İTÜ mezunu. İngiltere'de master yaptı. Denizli'de Belediye Başkan Vekili idim. 'Belediyeye gir' dedim. 'Baba, belediyede ne işim var. Bizim işimiz var' dedi. Ve şu an işin başında. Fabrika yaptı, internetten satışa açıldı. O olmasa ben halen Denizli'deki dükkanımda, kendi halimde bir esnaf olurdum. Ürün üretmede yarışa giriyoruz. Okumuş çocuk daha bilinçli.
Şekerciliğin serüvenini anlatır mısınız?
1965-70 yılları arasında Denizli'de 56 şekerci esnaf vardı. Biz de rahmetli Ali Rıza amca ile ortaktık ve sonra ortaklıktan ayrıldık. Biz yapıyoruz 1 çuval (100 kg) şeker. Başka esnaf ise 200 kilo (2 çuval) şeker çıkarıyor. 100 kilo da un katıyor. Anlayacağınız, ikinci kalite mal yapıyor. Babam rahmetlik, 'Oğlum, siz onlara benzemeyin. Siz az yapın ama kaliteli şekeriniz olsun' dedi. Yıllarca babamın izinden kalite anlayışı ile gittik. 2000 yılında babam bizi çağırdı ve 'Şimdi Denizli'de kaç şekerci kaldı?' diye sordu, biz de '5-6 baba' dedik. 'Siz en iyisini en kalitesini yaptığınız için 5-6 şekerci içinde en iyisisiniz. Helal kazançla yaparsanız işte böyle olur. Allah bereket versin' dedi. Mübalağasız iyi kazanıyoruz. Her gün kamyonla para giriyor ama kamyonla da çıkıyor. Bize hasılattan 1 bardak su, 1 paket helva kalsın yeter. Kazandığımızın çoğu dükkan kiralarına, malzemeye ve işçilere gidiyor. Ayrıca 2 bin öğrenciye burs olarak gidiyor. Kalanını da çoluk çocuk eş dost yiyoruz.

Sizce para insanları değiştirir mi?
Para insanı çok değiştirir. Çok para kazananların bazıları 'hepsi benim' diye düşünüyor ama olmaz. Bir bayimiz bizden mal alıyordu ve iyi de kazanmasına rağmen borcunu ödemiyordu. 'Böyle olmaz' dedik ve biz mal vermeyince 2-3 yıl içinde kapandı. Başka bayimiz o dükkanı aldı ve iyi ticaret yaptık ve işlerini büyüttü. Ticarette karşılıklı anlaşmalar önemli.
İş, aş, eş derken neyi kast ettiniz?
Eşim Gülin hanımla 50 yıllık evliyiz. Eşime hiç 'seni seviyorum' demedim, demem de. Çünkü Allah alır verir. Bana 'Necip' diye seslendiğinde 'Halı olup önüne serilesim geliyor. O kadar da çok seviyorum. Bir dediğini iki etmem. Sabah erken kalkar namazımı kılar, kuranımı okurum. Sonra, kuş sütü eksik sofrayı hazırlar ve eşimi davet ederim. Sonra herkes işine gider. Kendisi çini ve minyatür işleri yapar. Akşam eve gelince tatlı sohbet devam eder. Necip Helvacı'yı Necip Helvacı yapan 3 temel özellikten bir eşimdir. Önceden çok gezer tozardım. Eşim beni tuttu. İkincisi işime bağlı olmam. Diğeri de 100 yaşında anam var, her sabah elini öper hayır duasını alır ve bana 'güle güle' dedikten sonra işime giderim.
Ticaret hayatı size ne öğretti?
Hayat bana 45 sene önce dersini verdi. Genelde bayram akşamları müşteriye mal yetiştirmek için sabaha kadar çalışırdık. Ancak 45 yıl önce o arefe günü, dükkanda mal üretecek 1 gram şeker kalmadı. Abimle birlikte saat 17.00 gibi toparlanıp dükkanı kapatacaktık ki, Babadağlı tanıdığımız bir teyze gelip hal hatır sordu. Abim şakacıydı ve teyzeye, 'Biz iflas ettik. 1 gram şekerimiz yok kalmadı' dedi. Teyzemiz bir şey demeden gitti. Bayramda teyzemiz gittiği her yerde ve gelen gidene 'Şekerciler iflas etmiş' diye anlatmış. Bayram sonrası dükkanı açtık. Komşu esnaf ve akrabalar dükkana gelip, yardım amaçlı sözler söylüyorlar ve 'Yapabileceğimiz bir şey var mı? Maddi manevi yardıma hazırız' diye konuşuyor. Bir şaka yıllarca konuşuldu, gerçek mi? diye. Anladık ki ticarette şaka bile itibarı sarsabiliyor.
Herhangi bir şeye özleminiz var mı?
Doğup büyüdüğüm Babadağ ilçesinin yaylalarında koşup gezmeyi çok isterim. Yayla evimiz halen duruyor. Yaylanın kokusunu çok seviyorum. Beni ben yapan annem, babam ve eşim. Pişmanlığım hiç olmadı, olmasın da inşallah. Kalbin güzel olduktan sonra, pişmanlıklar olmaz. İnsanları çok seviyorum.