Giriş Tarihi :
Bakır bir levhaya yazılan bu tomar, "Ölü Deniz Parşömenleri" ile birlikte Kumran bölgesinde bulunan 3 numaralı mağarada keşfedildi.
Metinde fazla miktarda altın ve gümüşün yanı sıra madeni paralardan da oluşan oldukça büyük bir hazinenin kaydı tutulmuş; fakat bu hazinenin gerçekten var olup olmadığını henüz kimse bilmiyor.
Bilim insanları, tomardaki hazine kaydının gerçek mi yoksa bir hayal ürünü mü olduğunu halen tartışıyor. Bakır tomarlarda anlatılan büyüklükte bir hazine henüz o topraklarda bulunamadı.
Nuh'un Gemisi'ni bulduğunu o kadar çok insan iddia ediyor ki, gerçekten bulundu mu bunu net olarak kimse bilmiyor.
Yüzyıllardır, tüm dünyadan amatör arkeologlar Nuh'un Gemisi'nin kalıntılarının Türkiye'deki Ağrı Dağı'nda olduğuna dair birçok iddiada bulundu.
Fakat bazı araştırmacılar bu konuya oldukça şüpheyle yaklaşıyor, hatta böyle bir geminin yapılıp yapılmadığına bile emin değiller.
Tıpkı Atlantis gibi Nuh'un Gemisi'nin nerede olduğu gizemini korumaya devam eden arkeolojik bir soru.
150 kilometre boyunca uzanan taş bir duvarın net bir amaca hizmet ettiğini düşünebiliriz; ama arkeologlar, Ürdün'de bulunan Khatt Shebib Duvarı'nın neden, ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiğini hala tartışmaya devam ediyorlar.
Duvarın uzunluğuna karşın boyunun kısa olması göz önünde bulundurulduğunda, bu duvarın düşman ordularının işgaline karşı yapılmadığı açıkça ortada. Hayvanların istilasından korunmak adına yapılmış olabileceği tartışılıyor.
Bir başka iddia ise çiftçilerin tarım arazileri arasına bir çeşit sınır çekmek adına bu duvarı inşa etmiş olabilecekleri.
Arkeologlar, İskoçya'nın Glasgow şehrinde 5 bin yaşında bir taş levhada kazı ve keşifler yaptı. Taşın üzerindeki motifleri değerlendiren bilim insanları, bunun antik dönemlere ait olduğu bir eser olduğuna karar verdi.
1930'lar bu kalıntı üzerinde çalışmalar yürüten bir grup araştırmacı, taşın üzerindeki işaret ve yazıların astronomik olaylar ile bir bağlantısı olabileceğini düşünmüştü; fakat yeni araştırmaya göre bu yargı doğruyu yansıtmıyor.
Araştırmacılar tarih öncesi insanların bu taşı ne gibi durumlarda kullandığına dair çalışmalarına devam ediyor.
2003 yılında bir grup bilim insanı tarafından İsrail açıklarında devasa bir taş yığını bulundu. Bu anıtın 60 bin ton ağırlığında ve 10 metre uzunluğunda olduğu tahmin ediliyor.
Dünyanın birçok yerinde buna benzer yapılar genellikle önemli bir mezarın yerini göstermek amacıyla dikiliyor; fakat bu anıtı keşfeden araştırmacılar henüz tam olarak ne amaçla yapıldığı konusunu netliğe kavuşturmuş değil.
Bu taş yapının vaktiyle kıyıda olduğu ve deniz seviyesinin yükselmesi sonucunda sular altında kaldığı tahmin ediliyor. İsrail Antik Çalışmaları Otoritesi ve Ben-Gurion Üniversitesi'nden Yitzhak Paz'a göre bu yapının inşası 4 bin yıl öncesine dayanıyor.
Stonehenge olarak bilinen ve İngiltere'de bulunan tarih öncesine ait bu devasa yapıt, dünyanın en meşhur arkeolojik alanlarından biri olarak kabul görüyor.
Megalitik taşların oluşturduğu bu çember yapının 4 bin yıl önce yapıldığı ve büyüklüklerinin o dönemin insanları için oldukça fazla olduğu düşünülüyor ve nasıl inşa edildiğine dair henüz net bir açıklama getirilmiş değil.
Bunun haricinde Stonehenge'in ne amaçla kullanıldığı da net olarak bilinmeyen bir diğer gerçek. Bu yapı hakkında astronomik gözlemevinden tutun da bir "iyileştirme" tapınağı olabileceğine dair çeşitli teoriler tartışılmakta.
Tutankamon'un mezarının gün yüzüne çıkarıldığı 1922 tarihinden itibaren "firavunun laneti" olarak anılan ve mezara yaklaşan herkesin bir şekilde öldüğünü anlatan hikâyeler kulaktan kulağa yayılıyor.
Firavunun mezarının gizeminden daha da dikkat çeken şey işte Tutankamon'un nasıl öldüğü konusu.
Arkeologlar, bu çocuk kralın beklenmedik bir şekilde öldüğü ve ölümüne ya bir enfeksiyonun ya da bir iki tekerlekli araba kazası sonrası aldığı yaraların sebep olduğuna inanıyorlar.
1986 yılında Çin'in Sichuan bölgesinde arkeologlar Bronz Çağı'ndan kalma hazinelerle dolu 2 kuyu keşfettiklerini duyurdu.
Kuyularda, yeşim taşları, bronz heykel ve fildişlerinin ortaya çıkarıldığını bildiren araştırmacılar, bu el yapımı objeleri Sanxingdui Uygarlığı tarafından yapıldığı ve bu uygarlığın yaklaşık olarak 3 bin yıl önce ortadan kaybolduğunu belirtti.
Minjiang Nehri'nin kıyıları boyunca yaşadıkları bilinen bu topluluğun bölgeyi neden terk ettiği ve giderken hangi sebeplerle bu objeleri toprak altına gömdükleri araştırmacılar arasında tartışılan bir konu.
Bu küp yapısı gereği ilgi çekmeye devam ediyor çünkü her yerinde delikler mevcut.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Londra'nın dış bölgelerinden birinde bulunan bu küpün Roma İmparatorluğu'nun İngiltere'de hüküm sürdüğü dönemlere (M.S. 43 – 410) ait olduğu biliniyor.
Araştırmacılar, bu küpün vaktiyle bir lamba ya da içinde fare veya yılanın konduğu bir kafes olabileceği konusunda iddialarda bulunuyor. Tabii bunlar sadece tahminler…