Almanya 2. Dünya Savaşı yıkıntılarının arasında yeniden doğmak için büyük ekonomik atılımlar gerçekleştirirken nitelikli iş gücü ihtiyacı doğmuştu.
Bu nedenle yabancı ülkelerden işçi alması gerekti. Türkiye o dönem aşırı işgücü fazlalığı nedeniyle Almanya için en uygun ülkeydi. Böylece 1950'li yıllarda Almanya'yla ilk işgücü değişimi anlaşmaları yapıldı. Anlaşma yapılır yapılmaz yüz binlerce Türk vatandaşı tahta bavuluyla birlikte trenlere atlayarak ailelerinden binlerce kilometre uzaklıkta, dinini, dilini, kültürünü bilmediği yabancı bir ülke olan Almanya'ya doğru yola çıktı. Böylece Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönem başladı.
TÜRKLERE ASİMİLASYON
Türkler her ne kadar Almanya'nın kalkınması için sanayi sektöründe önemli görevlerde çalışsa da Almanlardan hak ettiği değeri hiçbir zaman göremedi. En zor ve pis işler hep Türklere verildi. Araştırmacı Gazeteci- Yazar Gürkan Ertaç, Türk işçilerin Yahudi Gettoları'ndaki gibi 40-50 kişilik yatakhanelerde insanlık dışı ortamlarda barındırıldığını belirterek, bu durumu özetlerken, "Almanlar, Türklerin kendileri gibi olmasını, bir Alman gibi yaşamasını istiyor, entegrasyon adı altında asimilasyona zorluyordu. Şimdi baskıyı daha katı kurallar içerisinde arttırıyor" diyor.
TÜRKLER KAYIT DIŞI
ikinci neslin büyük bir kısmının Türkçe bilmediğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ailelerin birleştirilmesi prensibine göre, işçiler ailelerini Almanya'ya getirmeye başladı. Şimdi durum daha da kötüleşti. Gelecek eşlerin Almanca bilmeleri mecburiyeti konuldu. Bu durum da asimilasyonu gözler önüne serdi." Fakat iki ülke arasındaki bu durum İbrahim Sirkeci, Jeffrey Cohen ve Pınar Yazgan'ın "Türk göç kültürü: Türkiye ile Almanya arasında göç hareketleri, sosyo-ekonomik kalkınma ve çatışma" başlıklı makalede şu ifadelerle yer alıyor:
"Türk göçü 1950'li ve 60'lı yıllarda iş gücü değişimi anlaşmaları ile tanımlanıyordu. Bu değişimlerin en önemlisi Türkiye ve Almanya arasındaydı.
Bu işbirliği Türkleri Almanya'ya getirmişti. Alman ekonomisi işçiye ihtiyaç duyuyordu. Türkiye ise işgücü fazlalığına sahipti. Sonuçta işbirliği anlaşması her iki ülkenin de yararına oldu. Buna rağmen Türkiye'nin devam eden işgücü fazlalığı karşısında Almanya'nın yabancı işçilere ihtiyacının azalması ilişkileri tatsızlaştırdı. Almanya ve Türkiye bu işgücü değişimi işbirliği modelinden uzaklaştı. Bu değişim, pek çok Türk vatandaşının giriş izni almasını zorlaştırırken, bu süreç, birçok göçmenin sonraki 30 yıl boyunca kayıt dışı göçmen haline dönüşmesine neden oldu."
GURBETÇİ CAN SİMİDİ OLDU
Ağır ve zor koşullar altında çalışan gurbetçilerin parası, Türkiye'nin döviz sıkıntısı yaşadığı 70'li yıllarda adeta can simidi olmuştu. Anadolu'nun en ücra köşelerinden çıkarak Almanya'ya çalışmak için giden yüzbinlerce gurbetçi, 70 sente muhtaç olan Türkiye'ye döviz girdisi sağlamıştı.
Hatta ailelerin çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için Almancılarla evlendirmesi ise revaçtaydı. Gurbetçilerin sıla hasreti çektiği o dönemde buna paralel olarak arabesk müziği de gelişti. Ferdi Tayfur, Huri Sapan, Yüksel Özkasap gibi sanatçıların Almanya konserleri meşhurdu. Hatta o yıllarda 'Acı vatan Almanya'daki gurbetçilere ithafen yazılan şarkılar dillerden düşmüyordu. Arabesk müzik kültürü zaman içinde yerini rap müziğe bıraktı.
Bu dönemde de gurbetçi çocukları İsmail YK ve Kartel grubu gibi sanatçılar ile Mesut Özil ve Emre Mor gibi ünlü sporcular hayata atıldı.
SOLİNGEN'DE TÜRKLERİ YAKTILAR
Her fırsatta özgürlük ve demokrasiden bahseden Almanlar, Türkleri her seferinde aşağılamış ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmıştı. Bu süreç içerisinde palazlanan Nazi sevdalısı 4 ırkçı, 29 Mayıs 1993'te Türk kökenli Genç ailesinin evine hain bir saldırı gerçekleştirdi. Solingen şehrinde Türk kökenli Genç ailesinin evi Neonaziler tarafından kundaklanmış, aileden 5 kişi feci şekilde can vermişti. Olay sonrası evi kundaklayan 4 aşırı sağcı Alman tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Olayın meydana geldiği alan müze haline getirilse de Türkler yıllardır süregelen baskı ve asimilasyon politikalarından kurtulamadı. Tarihçi Prof. Dr. Kemal Arı, Almanya'da her geçen gün kabaran etnik bir ırkçılık olduğunu kaydederek, "Almanya'da uyum problemleri bir türlü aşılamadı. Almanlar yabancılar dışında zaman zaman Türk yurttaşı olan masum insanları da hedeflediler. Solingen ve onun gibi başka yerlerde Türkler diri diri yakıldı. Bunlar birer nefret suçudur" diyor.
TANSU EDİP GÖKBUDAK
