Türkiye'nin kabul ettiği İklim Kanunu ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan 27. Dönem MHP İzmir Milletvekili, MHP MYK Üyesi, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi, hidrobiyolog ve sosyolog Prof. Dr. Hasan Kalyoncu, "Türkiye'nin 2021 yılında Paris Anlaşması'nı onaylamasının ardından böyle bir yasayı çıkarması, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda önemli bir adımdır. Ancak bu yasanın başarısı, yalnızca varlığında değil, etkin, şeffaf ve kapsayıcı bir biçimde uygulanmasındadır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kalyoncu, İklim Kanunu'nun Türkiye'nin iklim politikalarına yasal bağlayıcılık kazandırdığını ve "İklim Değişikliği Başkanlığı" gibi kurumsal yapılarla sürecin koordinasyonunu güçlendirdiğini belirtti.
DİKKAT ÇEKİCİ UNSUR
Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulmasının yasanın en dikkat çekici unsurlarından biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kalyoncu, bu sistemin yüksek emisyon yapan sektörler için ekonomik teşvik mekanizması oluşturduğunu ve AB'nin karbon düzenlemeleriyle uyum sağladığını dile getirdi. Kanunun yerel düzeyde de önemli adımlar içerdiğini söyleyen Prof. Dr. Kalyoncu, illerde kurulacak 'İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları' sayesinde yerel yönetimlerin sürece daha etkin dahil olacağını belirterek, "İklim riskleri bölgelere göre farklılık gösterdiği için bu yerel planlamalar hem sosyoekonomik hem de milli güvenlik açısından büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.
BÜYÜK FAYDALARI VAR
"Türkiye'nin 2025 yılında kabul ettiği İklim Kanunu, iklim değişikliğiyle mücadelede tarihî bir adım olarak değerlendirilmektedir. Emisyonların azaltılması, yerel uyum politikalarının geliştirilmesi ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarının uygulanması gibi açılardan büyük faydalar sunmaktadır" diyen Prof. Dr. Kalyoncu, "İklim Kanunu'nun başarıya ulaşabilmesi, yalnızca yasal çerçevenin varlığıyla değil, bu çerçevenin şeffaf, kapsayıcı ve etkili biçimde uygulanmasıyla mümkündür. Bu bağlamda, özellikle sosyal grupların haklarının gözetilmesi, yerel kapasitelerin artırılması ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı alınacak önlemler ve uyum planları kritik öneme sahiptir" dedi.
'SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK'
Kanunun, yeşil finansmanı teşvik ederek karbon piyasalarından elde edilen gelirlerin sürdürülebilir projelere aktarılmasını sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Kalyoncu, ayrıca 'Türkiye Yeşil Taksonomisi' ile çevresel sürdürülebilirlik ölçütlerinin standartlaştırdığını ifade etti. Eğitim sistemine yönelik de önemli bir adım atıldığını söyleyen Prof. Dr. Kalyoncu, iklim değişikliği konularının müfredata entegre edilmesinin uzun vadeli toplumsal farkındalık açısından kritik olduğunu belirtti.

İklim Kanunu'nda kömür ve diğer fosil yakıt teşviklerinin kaldırılmasına ilişkin açık ve bağlayıcı düzenlemelerin bulunmamasının 'Yeşil dönüşüm' söylemine ters düştüğünün ifade edildiğini ancak enerji portföyünde hala büyük paya sahip olan kömürün rolünün netleştirilmediğini anlatan Kalyoncu, "Kanunda kömür gibi fosil yakıtların teşvikinin açıkça kaldırılmaması eleştiriliyor ancak enerji portföyümüzde hâlâ önemli yer tutan kömür, ülkemiz için stratejik bir kaynaktır. Termik santraller kapatılsa da üretime hazır şekilde tutulmalıdır. Fosil yakıt kullanımı ile ilgili alınacak kararlar ve yapılacak kanunlar dünyadaki gelişmeler göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Avrupa'da yaşanan enerji krizleri nedeniyle termik santrallerin yeniden devreye girmesi göz ardı edilmemelidir. ABD gibi ülkelerde bile fosil yakıt teşviklerinin olduğu da unutulmamalıdır. Fosil yakıtlara yeni ulaşmaya başlayan ve enerji açığı olan ülkemizde fosil yakıtların kullanımının sınırlandırılması ülke milli güvenliği açısından önemlidir. Enerji güvenliği açısından da fosil yakıt kullanımı sınırlandırılmamalıdır. Bu sebeple kanunda bu konuda yapılan uygulama ülke açısından faydalıdır" dedi.
SOSYAL ADALET EKSİKLİĞİ
İKLİM Kanunu'nun 'İklim adaleti' kavramına yer vermesine rağmen, düşük gelirli gruplar ve küçük çiftçiler gibi kırılgan kesimlerin dönüşüm sürecinde nasıl korunacağına dair somut adımların eksik olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kalyoncu, "Bu durum, adil geçiş ilkesinin yanlızca sembolik düzeyde kaldığı yönünde eleştirilere yol açmaktadır. Bu nedenle bu sorunlar üzerine eğilinmesi, önemsel uygulamaların devreye sokulması ve vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi gerekmektedir" dedi.
Emisyon Ticaret Sistemi'nde şeffaf veri paylaşımı ve piyasa gözetimi mekanizmalarının nasıl işleyeceğinin net olmadığını, büyük şirketlerin lobi faaliyetleriyle bu sistemin adaletsiz biçimde yönlendirme riski taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Kalyoncu, "Yapılacak yönetmelikler bu riskleri ortadan kaldıracak şekilde oluşturulması durumunda olumsuz yapılabilecek yönler ortadan kaldırılabilecektir" ifadelerini kullandı.
SÖMÜRÜ ARACI OLMAMALI
TÜRKİYE'DE iklim değişikliğine karşı yapılacak olan mücadelede esas mücadele alanı iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini bertaraf etmeye yönelik olması gerektiğini, emisyon azaltımından ziyade değişimlere uyum sağlamanın milli güvenliğimiz açısından da büyük önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Kalyoncu, "Unutulmamalıdır ki; negatife geçsekte iklim değişimlerinden en fazla etkilenen ülkeler arasındayız. Bu nedenle kanunlarımızda, uygulamalarımızda uyum ve adaptasyona öncelik verilmelidir. Bunları yaparken uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimizi de yerine getirmeliyiz. Ayrıca kapitalist ülkelerin iklim değişikliği etkilerini ve yeşili yeni sömürü aracı haline dönüştürmesi engellenmelidir. Gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskı ve sömürüye izin verilmemesi açısında uluslararası düzeyde önlem alınması gerekmektedir. Çünkü iklim değişiminin ana nedeni sömürgecilik ve emperyalist ülkelerdir" diye konuştu.

