Kıbrıs Barış Harekâtı'nın kahraman gazilerinden Şükrü Karaca, 20 Temmuz'un 52. yıl dönümünde o gün yaşadıklarını Yeni Asır'ın kıymetli okuyucuları için anlattı. Cephede susuzluk, açlık ve çatışmalarla mücadele ettiklerini belirten Karaca, "Bugün olsa yine aynı inançla giderim" dedi.

20 TEMMUZ 1974 SABAHI
Aradan geçen 52 yıla rağmen harekâtın öncesini ve ilk gününü dün gibi hatırlayan Karaca, seçme ve gönüllü olarak katıldığı Kıbrıs Barış Harekâtı'nın zihninde silinmez bir iz bıraktığını belirterek, "Trabzon'da askerdim; 15 Temmuz'da Makaryos'a yapılan darbenin ardından Türkleri soykırımdan kurtarmak için 33 arkadaşımla beraber gönüllü olarak İskenderun'a intikal ettik. 20 Temmuz sabahı çıkartma gemileri yoğun bombardıman nedeniyle kıyıya tam yanaşamadı; kapağı açtıklarında gırtlağımıza kadar suyun içinde, hedefe doğru ilerlemeye başladık. O anlarda gökyüzünde bir Yunan uçağının düşürüldüğünü, bir diğerinin ise Türk jetleri tarafından teslim alınıp Türkiye'ye yönlendirildiğini bizzat gördüm. Rum radyoları günlerce 'Bekledim de gelmedin' şarkısını çalarak moralimizi bozmaya çalışmıştı ama biz 20 Temmuz günü, o yürekten gelen çağrıya 'Bir gece ansızın gelebilirim' diyerek, barış götürmek üzere Kıbrıs'a ayak bastık." sözleriyle o günleri anlattı.

TÜRKLÜKTE MERHAMET VARDI
Cephede en ağır şartlarda görev yapmasına rağmen savaşta vicdanı unutmayan Karaca, esir alınan Rum askerlere ve sivillere hiçbir zaman kötü muamelede bulunmadığını söyledi. Karaca, o günleri şöyle dile getirdi: "Esir aldığımız Rumlar vardı. Onlara kötü muamelede bulunmadım, kendi birliğimde de buna kesinlikle izin vermedim. Esir olan insan size hayatını emanet ediyor. İçlerinde çocuklar da vardı, kadınlar da vardı, erkekler de vardı. Elimizdeki silahlarla yüzlerce insanı öldürebilirdik. Ama bana teslim olmuş, bana güvenmiş ya da korkusundan teslim olmuş insanlara işkence yapmadım. Onlara merhametli davrandım. Arkadaşlarıma da iyi davranmalarını söyledim. Komutanlarımız da aynı talimatı verdi. Teslim olmayanlar ise elbette savaşın gereğini görmüştür, gerekeni yapmışızdır."

ANNEM BENİ ŞEHİT SANDI
Cephede zorluklarla mücadele eden Karaca, yıllar sonra öğrendiği gerçekle büyük bir şaşkınlığa uğradı. Annesinin günlerce kendisini şehit bildiğini söyleyen Karaca, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Tarsus'tayken tren bekliyordu. Ellerinde kâğıt ve zarflarla dolaşan 13-15 yaşlarında çocuklar vardı. Askerlere 'Mektup yazar mısınız?' diye sordular. Ben de bir kâğıt ve zarf aldım. 'Sevgili anneciğim... Nereye gittiğimiz belli değil ama ben Kıbrıs'a gittiğime inanıyorum. Hakkınızı helal ediniz. Oğlunuz Şükrü' diye yazdım. Çocuğa elli kuruş uzattım ama almadı. 'Asker amca, biz mektubu atarız' dedi. Şu millete bakar mısınız? Bunlar için ölünmez mi? Benden uzun süre haber alamayan annem ve yakınlarım şehit olduğuma inanmış. Kasabada da böyle bir söylenti yayılmış. İlk mektubum geldiğinde annem okuyamamış. Sevinçten mi, üzüntüden mi bilemiyorum. Harmanda toplanmışlar, mektubu herkes birbirine uzatmış ama kimse okumaya cesaret edememiş. Sonunda muhtarımız Hasan Arı okumuş. Bana yıllar sonra, 'Önce içimden okudum, şehit olmadığını görünce sesli okumaya başladım' dedi. Bu da beni en çok duygulandıran hatıralarımdan biridir."
HER PARÇA BİR EMANET
Yaşanan muharebenin izlerini yalnızca hafızasında değil, yıllardır özenle oluşturduğu koleksiyonunda da yaşatan Karaca, her parçanın ayrı bir hikâyesi olduğunu söyledi. Karaca, şu sözleri dile getirdi: "Koleksiyonum madalyalar başta olmak üzere harp hatıralarını ihtiva ediyor. Top mermilerinin başlıkları, içi boşaltılmış el bombaları, madalyalar, nişanlar ve süngüler bulunuyor. Bizim için en özel parçalardan biri, muharebede ayağını kaybeden bir gazimize ait protez ayak. Koleksiyonumda ayrıca Çanakkale toprağından çıkarılmış tabancalar, mermiler, kemer tokaları, bana gönderilen mektuplar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kullandığı manevra dürbünü, dedeme Atatürk tarafından hediye edilen ustura ve tabanca da yer alıyor. Beni en çok heyecanlandıran emanetlerden biri ise Kıbrıs'ta şehit olan 50. Piyade Alay Komutanı Albay İbrahim Karaoğlanoğlu'nun kılıcı ve künyesidir. Elimizden geldiği kadar milletimizin aziz hatıralarını saklayıp bizden sonraki nesillere aktarmaya çalışıyoruz."

BİRAZ SEVGİ, BİRAZ SAYGI
Aradan geçen 52 yıla rağmen aynı inanç ve kararlılığı taşıdığını söyleyen Karaca, bugün olsa yine hiç tereddüt etmeden görev alacağını belirtti. Karaca, şu ifadeleri kullandı: "Kıbrıs'a, oradaki Türkleri hürriyetlerine kavuşturmak amacıyla gittik. Bugün de aynı emel, aynı aşk ve şevkle yine giderim. 52 yıl önceki Şükrü Karaca'ya bugün bir tavsiyede bulunacak olsam, 'Vatan ve millet için canını feda etmekten asla tereddüt etme' derdim. Çünkü bugün de aynı ruhu taşıyorum. Gençlerimizin Kıbrıs Barış Harekâtı'nı, Çanakkale'yi ve bu topraklar için verilen mücadeleyi öğrenmesini isterim. Gazinin ne olduğunu bilsinler. Gazi; vatanı, milleti ve mukaddes değerleri uğruna canını ortaya koyan insandır. Savaşta zafer elde edebilmenin yolu milli ruhtur. O ruhu kaybetmeyelim. Benim tek isteğim çok büyük değil; birazcık sevgi, birazcık saygı gösterin, yeter." Karaca, gelecek nesillere en büyük mirasın tarih bilinci olduğunu söyledi.
