
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993'te katledilmesine ilişkin adli dosyanın Adalet Bakanlığı tarafından yeniden mercek altına alınmasıyla birlikte, suikastın arkasındaki uluslararası bağlantılar ve bombanın patlatılma biçimine dair kritik ayrıntılar yeniden kamuoyu gündemine taşındı. Güldal Mumcu ve aile avukatlarının, yürütülen inceleme süreci ile ilgili yarın Adalet Bakanı Akın Gürlek ile kritik bir görüşme gerçekleştirmesi beklenirken; faili meçhul dosyaların raftan indirilmesi süreci dönemin tanıklarının, istihbarat yetkililerinin ve Mumcu ailesinin açıklamalarıyla "Mossad ve CIA parmağı" ile "uzaktan kumandalı düzenek" tezlerini yeniden odağa yerleştirdi.
'AÇIKÇA TEHDİT EDİLDİ'
Uğur Mumcu'nun ağabeyi avukat Ceyhan Mumcu, kardeşinin cinayet öncesinde Kürt dosyası, Barzani-Talabani ilişkileri, ABD ve İsrail'in bölgedeki silah ve para yardımlarını deşifre eden 312 yazı kaleme aldığını ve suikasta uğradığında bu çalışmayı bir kitapta toplamak üzere olduğunu hatırlattı. Uğur Mumcu'nun ölümünden kısa süre önce hem CIA Türkiye Temsilcisi Ruzi Nazar hem de İsrail'in Türkiye Büyükelçisi ile şiddetli tartışmalar yaşadığını aktaran Ceyhan Mumcu, şu ifadeleri kullandığını belirtti: "Uğur, İsrail Büyükelçisi ile yaptığı görüşmeyi bana anlattı. Büyükelçi açıkça 'Üzerimize çok geliyorsun, bu durum daha fazla devam edemez. Sana suikast bile yapılabilir' diyerek tehdit boyutunda konuşmuş. Uğur bu görüşme sonrası kabuslar gördüğünü, rüyasında ayaklarının koptuğunu söylemişti. Zaten çok sürmedi suikast gerçekleşti. İsrail Büyükelçisi, Uğur'un öldürülmesinden sonra bana da gelip 'Bizimle uğraşmayın' dedi."

İRAN ANLAŞMASI İPTAL OLDU
Suikastın işlendiği 24 Ocak günü saat 13.17'de patlamanın meydana geldiğini, saat 18.00'de ise ressam Bedri Baykam'ın kalabalık bir grupla İran Konsolosluğu'nu bastığını belirten Ceyhan Mumcu, toplumsal ayrışmanın o gün planlandığını savundu. Aynı gün Türkiye ile İran arasında tam imzalanacak anlaşmanın İçişleri Bakanı tarafından "Psikolojimiz bozuk, vatandaşımızı katlettiniz" denilerek iptal edildiğini ve İran heyetinin imzasız döndüğünü hatırlatan Mumcu; Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcısı Nusret Demiral'ın olay yerine gelir gelmez "Yabancı örgüt işidir, çözemeyiz" açıklaması yaparak MİT ekibini olay yerinden uzaklaştırdığına dikkat çekti.
'YARGI SÜRECİ GECİKTİRİLDİ'
Ceyhan Mumcu ayrıca, davanın tek firari sanığı Oğuz Demir'in yüksek kimya mühendisi ve zengin bir iş adamı olarak olay sonrası hemen yurt dışına kaçabildiğini, Avusturya ve İran hatlarının araştırılması gerektiğini vurguladı. Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş'un tanıklığı için 2 Aralık 2026'daki duruşmaya çağrıldığını belirten Mumcu, sanıkları muayene etmeden "işkence gördüler" raporu hazırlayan eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı'nın da yargı sürecini iki yıl geciktirdiğini ifade etti. Türkiye'de 1990'ların başında yaşanan seri cinayetlerde Mossad bağını ilk kez resmi düzeyde dile getiren emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş, ellerindeki bilgilerin doğrudan Mossad parmağını işaret ettiğini belirtti. Karakuş, suikastın operasyonel boyutuna dair şu iddiaları paylaştı: "Benim edindiğim bilgiler Uğur Mumcu ve diğer aydınların şehit edilmesinde Mossad parmağının olduğu yönünde. Saldırı öncesi Türkiye'ye gelen 5 Mossad ajanı buradaki faaliyetlerini tamamladıktan sonra, olay günü Esenboğa Havalimanı'nda yaşanan hareketlilik ve karartmalardan faydalanarak kimlik kontrolü yapılmadan Tel Aviv uçağına bindirildi ve ülke dışına çıkarıldı. Tetikçiye değil, bizim o tetiği çektirenlere odaklanmamız lazım." Karakuş, 33 yıl sonra açılan bu dosya kapsamında yetkili makamlarca çağrılması halinde edindiği tüm resmi bilgileri ve kaynakları seve seve mahkemeyle paylaşacağını ifade etti.

"BU SUİKAST İRAN'IN İŞİ DEĞİL"
Suikast günü haberi alır almaz Yenimahalle'deki lojmanından çıkıp olay yerine giden ilk ve tek MİT görevlisi olan dönemin MİT Daire Başkanı Yavuz Ataç, yurtdışında "Patlama Sonrası Araştırma" (Post-Blast Investigation) eğitimi almış bir uzman sıfatıyla gördüklerini anlattı. İran parmağı iddialarına katılmadığını, emperyalist güçlerin ve bölgede planları olan ABD ile İsrail'in anti-emperyalist Uğur Mumcu'yu hedef aldığını belirten Ataç, olay yerindeki teknik aksaklıkları şu sözlerle aktardı: "Olay yerine gittiğimde ceset henüz aracın yanındaydı. Araç patlamanın şiddetiyle kapıyla birlikte 5-6 metre ileriye fırlamıştı. Arabanın yakınında bir batarya parçası buldum ve oradaki Terör Şube Müdürü polislere teslim ettim. Bu detay, patlamanın kontağın çevrilmesiyle değil, uzaktan kumandayla yapıldığını gösteriyordu. Muhtemelen Uğur Mumcu tam kapıyı açarken, aracı gören bir noktadan kumandaya basıldı. Ancak o dönem polis teknik olarak yeterli tecrübeye sahip değildi, hatta delillerin süpürgeyle süpürülüp atılması büyük bir uzmanlık hatasıydı. Katil veya organizatörler sonucu görmek için mutlaka olay yerine geri dönmüştür, oradaki her detay incelenmeliydi."
'ANAHTAR YERDE, BAŞI SAĞLAMDI'
Güldal Mumcu ise kaleme aldığı anı kitabında ve suikast sonrası süreçte, bombanın araç içindeyken patlamadığına dair somut gözlemlerini paylaştı. Suikastın hemen ardından eve başsağlığına gelen dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve eşi Sevinç İnönü ile aralarında geçen diyaloğu aktaran Güldal Mumcu, düzeneğin uzaktan kumandalı olduğunu şöyle vurguladı: "Uğur'un arabaya binmemiş olabileceğini, kontak anahtarının araç üzerinde takılı olmadığını ve gözümün önünde sokakta yerde bulup aldıklarını söyledim. Ayrıca Uğur'un vücudunun üst kısmı ve başı sağlamdı, hatta gözlüğü bile gözündeydi. Eğer arabaya binip kontağı çevirseydi paramparça olurdu."

SUİKASTTEN GÜNÜMÜZE NELER YAŞANDI?
Tarihi Cenaze Töreni 27 Ocak 1993 ANKARA'DA yüz binlerce kişinin katıldığı devasa bir cenaze töreni düzenlendi. Tören, Türkiye tarihinin en kitlesel toplumsal tepkilerinden birine dönüştü. Delil Karartma İddiaları 1993 - 1996 DGM Savcısı Ülkü Coşkun'un soruşturmadaki ihmalleri ve "Devlet isterse çözülür" sözü büyük tepki topladı. Olay yerindeki delillerin süpürgeyle temizlenmesi gibi skandallar soruşturmaya gölge düşürdü. TBMM'NİN Faili Meçhul Cinayetler Raporu 1997 TBMM Meclis Araştırma Komisyonu hazırladığı raporda, cinayet soruşturmasında emniyet ve istihbarat birimleri arasında ciddi ihmaller ve koordinasyonsuzluk olduğunu resmen tescilledi. Umut Operasyonu MAYIS - Temmuz 2000 HIZBULLAH ve bağlantılı örgütlere yapılan "Umut Operasyonu" ile Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerini kapsayan geniş çaplı "Umut Davası" başlatıldı. Bombayı hazırlayan Ferhan Özmen ve gözcü Necdet Yüksel yakalanırken, bombayı arabaya koyduğu belirtilen "Tekin" kod adlı Oğuz Demir firar etti. Karar ve Yargıtay Onaması 2013 - 2014 ANKARA 11. Ağır Ceza Mahkemesi, yakalanan sanıklara "Tevhid- Selam/Kudüs Ordusu" örgütü üyeliği ve yöneticiliğinden hapis cezaları verdi. Karar 2014'te Yargıtayca onandı; ancak cinayeti azmettiren asıl güçlere ulaşılabilmiş değildi. Sedat Peker'in İddiaları 2021 SUÇ örgütü lideri Sedat Peker'in yayınladığı videolarda Mumcu cinayetine ilişkin Mehmet Ağar ve dönemin derin devlet yapılarını işaret etmesiyle, suikastın arkasındaki odaklara dair tartışmalar yeniden alevlendi. Avustralya İzleri ve Duruşma ŞUBAT 2026 UMUT Davası kapsamında firari ana sanık Oğuz Demir'in tek başına yargılandığı dava Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Mahkeme; firari sanık Demir'in Avustralya'da bulunma ihtimaline karşılık iade işlemlerinin başlatılması ve Türkiye'ye giren yakınlarının tespiti için İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına yazı yazılmasına karar verdi. Mossad İddiaları AĞUSTOS 2026 DAVA sürecinde emekli komutanların MOSSAD/dış güçler iddialarının dosyaya girmesi ve davanın gidişatına dair endişeler üzerine Mumcu ailesinin talebi kabul edildi. Adalet Bakanı, suikast dosyasının son durumunu ve yürütülen çalışmaları değerlendirmek üzere Mumcu ailesi ve avukatlarıyla bir araya geldi.
Suikast 24 Ocak 1993 ANKARA Karlı Sokak'taki evinin önünde bulunan 06 YR 245 plakalı otomobiline yerleştirilen C-4 plastik bombanın patlatılması sonucu Uğur Mumcu hayatını kaybetti. Saldırıyı İBDA-C, Hizbullah ve Tevhid-Selam gibi farklı örgütler üstlendi.