
Türkiye'nin Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege'de ilan ettiği deniz millî parkları, Atina'nın sert tepkisine yol açarken Ege'deki anlaşmazlıklara yeni bir başlık daha eklendi. Emekli Tümamiral Dr. Ali Deniz Kutluk, deniz parklarının görünürde biyolojik çeşitlilik ile deniz ekolojisinin korunmasına yönelik olduğunu ancak konunun egemenlik hakları ve deniz yetki alanları tartışmalarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti.
SORUNLARA YENİ BAŞLIK
Kutluk, Yunanistan'ın Nisan 2024'te başlattığı girişimleri Temmuz 2025'te İyon Denizi ve Ege'nin güneyinde deniz parkları ilan etme aşamasına taşıdığını, Türkiye'nin ise 16 Ağustos 2026'da Ege ve Akdeniz'de birer deniz park alanı ilan ederek karşılık verdiğini söyledi. Ege'de Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süredir devam eden çok sayıda anlaşmazlığın bulunduğunu hatırlatan Kutluk; Yunanistan'ın bu girişimlerinin Türkiye tarafından egemenlik hakları ve uluslararası anlaşmalar açısından sakıncalı görüldüğünü söyledi. Kutluk, "Her ne kadar konu çevrenin ve ekolojik ortamdaki canlıların korunması duyarlılığı içinde ifade edilse de özünde Yunanistan'ın Ege'de uluslararası hukuk dışında hâkimiyet kurma çabaları bulunmaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Yunan basınında Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı'nın Meis'i Rodos'tan "fiilen ayırdığı" yönünde yorumlar yapıldığını hatırlatan Kutluk, böyle bir hukuki sonuçtan söz edilmemesi gerektiğini belirtti. Kutluk, "Yarı kapalı bir deniz olan Ege'de, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 123'üncü maddesi kapsamında ekolojik konularda kıyıdaş devletlerin iş birliği yapması, hatta uzlaşması gerekmektedir. Türkiye, Nisan 2024'te ve Temmuz 2025'te yaptığı Dışişleri Bakanlığı açıklamalarıyla bu usul hatalarından kaçınılmasının önemini vurgulamıştı" dedi. Yunanistan'ın fiilî adımlarının engellenememesi üzerine Türkiye açısından "aynıyla mukabele" ilkesinin uygulanmasının zorunlu hale geldiğini belirten Kutluk, bu kapsamda 16 Ağustos'ta Ege ve Akdeniz'de birer deniz park alanı ilan edildiğini kaydetti. Meis'in Türkiye kıyılarına yaklaşık 2 kilometre, Yunanistan ana karasına ise yüzlerce kilometre uzaklıkta bulunmasının deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında önem taşıdığını belirten Kutluk, bu durumdaki adaların deniz hukuku literatüründe "ana kıtaya nazaran ters tarafta bulunan adalar" olarak tanımlandığını söyledi.

İTALYA'YA DEVREDİLMİŞTİ
Kutluk, "Bu adaların, karşıdaki ülkenin ana karasından doğan haklarına zarar vermemesi amacıyla kıta haklarından azaltılmış biçimde yararlanması kabul görmektedir. Yani yalnızca karasuları kadar bir egemen alan kontrol etmeleri söz konusudur" dedi. Kutluk, 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ile Fener Adası ile Karaada'nın egemenliğinin İtalya'ya devredildiğini ancak İtalya'nın fiilen egemenlik tesis etmediğini ileri sürdü. Bu nedenle devir işleminin tamamlanmadığını vurgulayan Kutluk, Yunanistan'ın Kasım 1995'te başlattığı iskân uygulamalarının adaların statüsü üzerindeki tartışmaları daha da belirgin hale getirdiğini ifade etti. Atina'nın, Türkiye'nin ilan ettiği parkların Yunanistan'ın kıta sahanlığı olarak gördüğü alanlara girdiği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Kutluk, Ege'de iki ülke arasında sınırları anlaşmayla belirlenmiş bir kıta sahanlığı bulunmadığını vurguladı.
"UZLAŞMA ARAMADILAR"
Yunanistan'ın deniz parklarını uzlaşma aramadan ilan ettiğini savunan Kutluk, Türkiye'nin de benzer adımlarla karşılık verdiğini söyledi. Atina'nın Temmuz 2025'te attığı adımlarda iç politikada üstünlük sağlama arayışının etkili olduğunu ileri süren Kutluk, şunları kaydetti: "Yunanistan, Türkiye'nin 9 Nisan 2024'te yaptığı uyarıları göz ardı etti. Aşikâr ki rüzgâr eken, fırtına biçmeye de hazırlıklı olmalıdır. Türkiye, Yunanistan'ın normal diplomatik müzakerelerden kaçınarak emrivakilere veya 'salamlama-slicing' taktiklerine yönelmesi karşısında aynı yöntemlerle mukabelede bulunmayı zorunlu görmüştür. Bence bu karşılık yerindedir." Deniz millî parklarının iki ülke arasında yeni bir gerilim başlığına dönüşebileceği uyarısında bulunan Kutluk, gelecekte de krizler yaşayabileceğini söyledi.