27
Mayıs 1960 darbesinin ardından Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, bakanlar ve Demokrat Partili isimler Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı önüne çıkarıldı. Aylar süren yargılamaların mahkeme tutanakları, sanıklarla mahkeme heyeti arasında savunma hakkı konusunda yaşanan sert tartışmaları da kayda geçirdi. Yargılamalar sırasında sanık avukatları, savunmalarını hazırlayabilmek için mahkemeden 15 gün süre istedi. Ancak mahkeme başkanı talebi reddetti. Tutanaklara göre başkan, 15 günün, hatta 10 günün dahi verilmesinin "maddeten ve hukuken" mümkün olmadığını belirtti. Verilen süre içerisinde savunmanın yetişmemesi halinde ise savunmanın yapılmamış sayılacağını bildirdi.

"YAPAMAZSAN NE YAPALIM?"
Adnan Menderes'in avukatı Talat Asal süre talebinde ısrar etti. Mahkeme başkanının cevabı kayıtlara şöyle geçti; "Müddeti siz tayin edecek değilsiniz. Divan tayin edecektir. Mehil verebilir, diyor. Vermeyebilir de." Eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da iddia makamının daha önce duruşmada gündeme gelmeyen yeni belgeler sunduğunu belirterek bunları incelemeleri ve avukatlarıyla görüşmeleri gerektiğini söyledi. Zorlu'nun, "Dosyaları tetkik edemezsek ve avukatlarımızla konuşamazsak müdafaayı yapamamış oluruz" sözlerine mahkeme başkanı şu karşılığı verdi; "Buyurun oturun. Yapamazsan ne yapalım, yapan yapar. 14 Ekim'den beri yaptığınız kâfi."

YARIM SAATLİK GÖRÜŞME
Tutanaklarda dikkat çeken bir başka ayrıntı ise sanıklarla avukatlarının görüşme süresiydi. Görüşmeler yarım saatle sınırlandırılmıştı. Eski Adalet Bakanı Celal Yardımcı, bu süre içinde savunmayı hazırlamalarının mümkün olmadığını belirterek mahkemeye itiraz etti: "Yarım saat görüşüyoruz. Bu yarım saat zarfında karşılıklı anlaşmamız imkânı yoktur." Yardımcı, savunma öncesinde iki gün boyunca avukatlarıyla birer saat görüşmelerine izin verilmesini istedi. Savunma cephesi daha sonra 231 sanık adına 97 avukatın ortak çalışmasıyla hazırlanan müdafaanameyi mahkemeye sundu. Avukat Sakıp Güran, savunmanın temelini ise tek cümleyle ortaya koydu; "Müdafaanın dayandığı tek nokta hukuktur." Yassıada tutanaklarına geçen bu diyaloglar, Adnan Menderes ve Demokrat Partililerin yargılandığı davalarda yalnız suçlamaların değil, savunmanın hangi şartlarda yapılacağı konusunun da mahkeme salonunda büyük bir mücadeleye dönüştüğünü gösterdi.Yassıada'da aylar süren yargılamalarda savunmaların ardından sıra cezaya geldi. Savcılık, Adnan Menderes ile Celal Bayar'ı "diktanın başı" olmakla suçlayarak haklarında ölüm cezası istedi. Yüksek Adalet Divanı ise Demokrat İzmir'den Vatan Cephesi'ne kadar farklı dosyalardaki olayları anayasayı ihlal suçunun parçaları kabul ederek Menderes hakkında oy birliğiyle idam kararı verdi. Yassıada'daki Yüksek Adalet Divanı'nda Adnan Menderes ve Demokrat Partililerin aylar süren yargılanmasında artık sona yaklaşılıyordu. Savunma için verilen sürelerin tartışıldığı, avukatlarla görüşme koşullarının mahkeme salonunda itirazlara neden olduğu sürecin ardından 14 Temmuz 1961'de iddianamenin son bölümü okundu. Savcılık, sanıklar hakkında istediği cezaları tek tek açıkladı. Menderes ve eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar için istenen ceza idamdı.

'DİKTANIN BAŞI' SUÇLAMASI
Savcılık makamı, Bayar ve Menderes'i "diktanın başı" olarak nitelendirdi. Bakanlar Kurulu üyelerinin de anayasayı ortadan kaldırmak konusunda onlarla fikir birliği içinde hareket ettiğini ileri sürdü. Savcının mütalaasında kullandığı şu sözler de kayıtlara geçti; "Türkiye'de diktatörlük kurulamaz, kurmak isteyenlerin akıbetini Yassıada davalarının nesillerden nesillere devam edecek hatırası önleyecektir. Böylece Menderes için Yassıada'da ölüm cezasına giden hukuki süreç açık biçimde başlamış oldu. Menderes hakkındaki ölüm kararının temelinde Anayasayı İhlal Davası bulunuyordu. Ancak Yüksek Adalet Divanı farklı dosyalarda görülen birçok olayı da bu suçun "maddi vakıaları" arasında değerlendirdi. Kararda Demokrat İzmir, Topkapı, Çanakkale, Kayseri, Radyo, Vatan Cephesi ve İstanbul-Ankara olayları, Anayasayı ihlal suçunun parçaları olarak kabul edildi. Mahkemenin Menderes hakkındaki hükmü kayıtlara şu ifadelerle geçti; "Anayasayı ihlal suçundan dolayı Türk Ceza Kanunu'nun 146/1. maddesi hükmünce ölüm cezasına çarptırılmasına oy birliği ile karar verilmiştir." Mahkeme Menderes hakkında yalnız Anayasayı İhlal Davası'nda hüküm kurmadı. 6-7 Eylül Olayları nedeniyle 6 yıl hapis ve 375 lira ağır para cezası, İpar Transport dosyasında bir yıl hapis cezası verildi. Örtülü ödenek dosyasında ise 11 yıl 8 ay hapis ve ayrıca görevi kötüye kullanmaktan 3 yıl hapis cezasına hükmedildi. Ancak bütün bu hükümleri gölgede bırakan karar, Türk Ceza Kanunu'nun 146/1. maddesi uyarınca verilen ölüm cezasıydı.
15
İDAM KARARI ÇIKTI
Yassıada'daki yargılamaların sonunda Yüksek Adalet Divanı 15 sanık hakkında ölüm cezasına hükmetti. Ancak idam kararlarının uygulanabilmesi için son sözü mahkeme değil, Milli Birlik Komitesi söyleyecekti. 15 ölüm kararından yalnızca dördü mahkemede oy birliğiyle verilmişti. Milli Birlik Komitesi bu dört kararı onayladı. Bunlardan biri eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar hakkındaydı. Bayar'ın 65 yaşını geçmiş olması nedeniyle ölüm cezası müebbet hapse çevrildi. Geriye, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan kaldı. Bu üç isme ilişkin idam kararları Milli Birlik Komitesi'nde oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla onaylandı. Yassıada'da artık yargılama bitmişti. Menderes hakkında verilen hüküm ölüm cezasıydı. Fakat kararın infazına saatler kala Ankara'da ve dünyanın farklı başkentlerinde idamları durdurmak için girişimler başlayacaktı. İsmet İnönü'den Alparslan Türkeş'e, siyasi parti liderlerinden uluslararası hukuk çevrelerine kadar uzanan girişimler sonucu değiştirebilecek miydi? Cevabı 17 Eylül 1961'de İmralı'da verilecekti.