
Yassıada'da hüküm verilmişti. Ancak henüz her şey bitmiş değildi. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan hakkındaki ölüm cezalarının uygulanmaması için Türkiye'den ve dünyanın farklı ülkelerinden peş peşe çağrılar geliyordu. ABD Başkanı John F. Kennedy, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Almanya Başbakanı Konrad Adenauer, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ve Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han infazların önlenmesi için girişimlerde bulunan isimler arasındaydı. Ama Ankara'ya ulaşan mektupların belki de en dikkat çekicilerinden biri, Menderes'in yıllarca siyasi mücadele yürüttüğü İsmet İnönü'den geldi.

İNÖNÜ İTİRAZ ETTİ
İnönü, 13 Eylül 1961 tarihli mektubunda Milli Birlik Komitesi'ne açık bir çağrıda bulundu. Siyasi suçlar nedeniyle ölüm cezası verilmesinin çağın insanlık anlayışıyla bağdaşmadığını belirterek idamların uygulanmamasını istedi. İnönü, ülkenin geleceğini düşünerek ölüm kararlarının Milli Birlik Komitesi tarafından onaylanmaması gerektiğini savundu. Yıllarca karşı karşıya gelen iki siyasi isimden biri artık ölüm cezasıyla karşı karşıyaydı; diğeri ise o cezanın uygulanmaması için mektup yazıyordu. Bir başka çağrı ise 27 Mayıs'ın önemli isimlerinden Alparslan Türkeş'ten geldi. Milli Birlik Komitesi'nden tasfiye edilerek Yeni Delhi'ye gönderilen Türkeş, Cemal Gürsel'e yazdığı mektupla Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmemesini istedi. Türkeş'in tarihe geçen gerekçesi açıktı; "Siyasi suçlardan dolayı ölüm cezalarının verilmesi, bugünün insanlık duygularına uymamaktadır." Siyasi parti liderleri de ortak bir çağrıyla idamların ülkenin huzuruna zarar vereceğini belirterek kararların uygulanmamasını istedi. Uluslararası hukuk çevrelerinden de benzer girişimler geldi. Ancak hiçbir çağrı sonucu değiştirmedi.
ÖNCE ZORLU VE POLATKAN
Takvim 16 Eylül 1961'i gösterdiğinde geri dönüşü olmayan süreç başladı. Eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkındaki ölüm cezaları infaz edildi. Adnan Menderes ise hayattaydı. Bir zamanlar meydanlarda binlerce insanın karşısında

AİLESİYLE SON BULUŞMA
O günlerden kalan bir fotoğraf, mahkeme tutanaklarının ve siyasi tartışmaların anlatamadığı başka bir hikâyeyi taşıyor. Menderes, idamından önce ailesiyle son kez görüştü. Fotoğrafta artık bir başbakandan çok, ailesine veda etmek zorunda kalan bir baba ve eş vardı. Yıllarca devletin en önemli kararlarının alındığı masanın başında oturan adam için zaman tükeniyordu. O görüşme, ailesiyle yaptığı son görüşme olarak tarihe kaldı.
17 EYLÜL 1961
Ve takvim 17 Eylül 1961'i gösterdi. Yassıada'da başlayan yolculuğun son durağı İmralı'ydı. Menderes hakkında verilen ölüm cezasının infazı gerçekleştirildi. Kaynaklarda, Menderes'in sağlık durumuna ilişkin tartışmaların infaz öncesinde de sürdüğü; dönemin Türk Ceza Kanunu'nun hasta kişilerin idamına ilişkin hükümlerinin daha sonra tartışma konusu olduğu belirtiliyor. Avukatlarının infaz sırasında hazır bulunmadıkları da kayıtlara geçti. O gün idam edilen yalnızca eski bir başbakan iktidara gelen, on yıl Türkiye'yi yöneten ve ardından bir askeri darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Adnan Menderes'in siyasi hayatı da darağacında sona erdi. Geride ise yıllarca sürecek bir tartışma kaldı. Yassıada'nın mahkeme salonları boşaldı. Dosyalar kapandı. Kararlar uygulandı. Ama 17 Eylül kapanmadı. Aradan 65 yıl geçti. Türkiye değişti, kuşaklar değişti, siyasetçiler değişti. Ancak bir başbakanın darağacında sona eren hayatının bıraktığı iz, Türkiye'nin siyasi hafızasından silinmedi. Adnan Menderes 17 Eylül 1961'de öldü. Yassıada ise Türkiye'nin hafızasında hiç bitmeyen bir davaya dönüştü.