
Kışın nehirlerin donduğu, kuzeyinde kutup ayılarının dolaştığı, buzların altından on binlerce yıllık mamutların çıktığı, toprağının altında elmasların saklandığı bir ülke düşünün. Rusya'nın doğusunda, Sibirya'nın uçsuz bucaksız topraklarında yer alan Yakutistan'ın yüzölçümü 3 milyon kilometrekarenin üzerinde. Ancak Yakutistan'ı sıra dışı yapan yalnızca büyüklüğü değil. Burada doğa insan hayatının kurallarını koyuyor. Kış geldiğinde sıcaklıklar insanın hayal etmekte zorlanacağı seviyelere düşüyor. Nehirler donuyor, toprak buz kesiyor. Kısacık yaz geldiğinde ise aynı coğrafya bambaşka bir yüzünü gösteriyor. Ve Saha Türkleri için yaz yalnızca bir mevsim değişikliği anlamına gelmiyor. Yaz, hayatın yeniden başlaması demek.
ATEŞE KIMIZ SUNULUYOR
Yakutistan yazının en renkli töreni ise Issıah. Uzun ve sert kışın ardından doğanın yeniden uyanışı, güneşin dönüşü ve bereket büyük törenlerle karşılanıyor. Geleneğin köklerinde Saha halkının atalarından kabul edilen Elley Batur bulunuyor. Rivayete göre Elley Batur, Lena Nehri çevresindeki Tuymada Ovası'nda halkı bir araya getirerek ateş yaktı ve Tanrı'ya dua ederek ateşe kımız sundu. Dilekleri ise yüzyıllar geçmesine rağmen değişmeyecek kadar insaniydi: Çocuklar sağlıklı olsun... Otlar iyi büyüsün... Kış çok sert geçmesin... Kar ve rüzgâr hayatı zorlaştırmasın... Yağmur zamanında yağsın, güneş zamanında doğsun... Kımızın ateşe sunulduğu bu kadim geleneğin izleri bugün de yaşamaya devam ediyor.

SİBİRYA'NIN SESİ: HOMUS
Yakutistan'da duyacağınız en ilginç seslerden biri devasa bir müzik aletinden değil, avuç içine sığabilecek küçücük bir metal parçasından çıkıyor. Adı homus. Saha kültürünün en önemli geleneksel çalgılarından biri olan homus ağıza yerleştirilerek çalınıyor. Ancak asıl enstrüman sanki insanın kendisi. Dudaklar, yanaklar, dil ve nefes aynı anda devreye giriyor. Metalden çıkan titreşim ağız boşluğunda şekillenerek kimi zaman rüzgârı, kimi zaman bozkırı çağrıştıran sıra dışı bir sese dönüşüyor. Homusun binden fazla çeşidinin bulunduğu ve geçmişinin binlerce yıl öncesine uzandığı anlatılıyor. Yakutistan'ın sessizliğinde homusun sesi yükseldiğinde insan yalnızca bir müzik aletini değil, Sibirya'nın nefesini dinliyormuş gibi hissediyor.
KIŞIN GÖLDEN ARAÇLAR GEÇİYOR
Yakutistan'ın en büyük hayat damarlarından biri Lena Nehri. Bazı noktalarda karşı kıyının kilometrelerle ifade edildiği dev nehir yazın teknelerin yol aldığı büyük bir su yoluna dönüşüyor. Ama kış geldiğinde Lena da teslim oluyor. Nehir donuyor. Buz öylesine kalınlaşıyor ki ulaşımın mümkün olduğu kesimlerde donmuş nehir yüzeyi araçların kullandığı kış yollarının bir parçası haline geliyor. Yazın üzerinde teknelerin ilerlediği suyun üzerinden birkaç ay sonra araçların geçebilmesi Yakutistan'daki mevsim değişiminin ne kadar sert olduğunu gösteriyor.

DONMUŞ TOPRAKLARDA SAKLANAN MAMUTLAR
YAKUTİSTAN'IN buzları yalnızca bugünün hayatını şekillendirmiyor. Geçmişi de saklıyor. Sibirya'nın sürekli donmuş topraklarının altında mamutlara ait olağanüstü kalıntılar bulunuyor. Yakutistan'daki mamut koleksiyonlarında yaklaşık 39 bin yıl öncesine tarihlenen örnekler yer alıyor. Mamutların dişleri, tüyleri ve başka biyolojik kalıntıları buz sayesinde binlerce yıl korunabiliyor. Daha da ilginci, sergilenen mamut tasvirlerinden biri 450 Sibirya atının tüyü kullanılarak hazırlanmış. Bir zamanlar yaklaşık 4 metre boya ve 6 ton ağırlığa ulaşabilen bu dev hayvanların izleri Yakutistan'ın donmuş topraklarından bugün bile çıkmaya devam ediyor. Dünyanın başka yerlerinde tarih müzelerde korunurken Yakutistan'da buzun içinde korunuyor. Yakutistan'ın yeraltından çıkan tek hazine mamutlar değil. Bu uçsuz bucaksız coğrafya aynı zamanda olağanüstü yeraltı zenginliklerine sahip. Başta elmas olmak üzere altın, doğal gaz, petrol ve kömür bölgenin önemli kaynakları arasında bulunuyor. Yakutistan özellikle elmaslarıyla tanınıyor. Saha Türklerinin mimarisi bile iklimle verilen mücadelenin izlerini taşıyor. Geleneksel yapılardan Balagan, uzun kışlarda içerideki sıcaklığın korunmasına yardımcı olacak biçimde küçük ve korunaklı yapılıyor. Yazın ise Uraha adı verilen geleneksel yapılar karşımıza çıkıyor. Uraha'nın merkezinde yine ateş bulunuyor. Çünkü Saha kültüründe ateş yalnızca ısınmak için yakılan bir şey değil. Uzun kışların hüküm sürdüğü bu coğrafyada güneş ve ateş hayatın devamını simgeleyen en güçlü unsurlar arasında.