
Türkiye'de son dönemde yaşanan sel ve taşkınlar, şehirlerin altyapısını ve planlama anlayışını yeniden gündeme getirdi. MHP MYK Üyesi, 27. Dönem MHP İzmir Milletvekili, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi, hidrobiyolog ve sosyolog Prof. Dr. Hasan Kalyoncu, sel ve taşkın riskinin yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını söyledi. Şehirlerin büyümesi, nüfus artışı, plansız kentleşme ve altyapı eksikliklerinin de sorunu derinleştirdiğini belirten Kalyoncu, "Meseleye yalnızca yağış miktarının artması olarak bakamayız. Şehirlerimizi, gelecekte karşılaşacağımız yağış rejimlerine ve iklim koşullarına göre yeniden planlamamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
'DEPO DAĞITMAKLA OLMAZ'
İzmir'de geçmiş dönemde gündeme gelen sünger şehir uygulamalarını değerlendiren Kalyoncu, yağmur suyunun birkaç depo dağıtılarak toplanmasının yeterli olmayacağını dile getirdi. Yağmur suyunun mahallelerden sitelere, parklardan yol ve kavşaklara kadar geniş kapsamlı bir sistemle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kalyoncu, "Sünger şehir yaklaşımı, birkaç depo dağıtmakla hayata geçirilebilecek bir model değildir" dedi. Geniş dönel kavşakların, parkların ve yeşil alanların altında su depoları yapılabileceğini belirten Kalyoncu, sitelerin bahçeleri ve uygun kamu arazilerinin de yağmur hasadı için kullanılabileceğini söyledi. Depoların yalnızca su biriktiren alanlar olarak tasarlanmaması gerektiğini kaydeden Kalyoncu, biriken suyun temizlenebilir ve kullanılabilir olması gerektiğine dikkat çekti.
YAPILAR SÜREKLİ DENETLENMELİ
Dere yatakları ve çevresindeki yapılaşmanın taşkınlarda ciddi zararlara yol açtığını belirten Kalyoncu, İzmir Balçova'da sanayi sitesinin dere yatağında kalan bölümlerinde yaşanan su baskınlarını örnek gösterdi. Benzer olayların İstanbul'da ve Karadeniz bölgesinde de yaşandığını söyleyen Kalyoncu, dere yataklarının doğal işlevlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Dere yataklarına yerleşim yapılmasının ciddi bir risk oluşturduğunu ifade eden Kalyoncu, "Yağışın büyüklüğüne ve derenin taşıma kapasitesine bağlı olarak su yeniden kendi akış alanına dönebilir. Bu durum 50 yılda da yaşanabilir, 60 yılda da. Aradan uzun zaman geçmiş olması, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmez" diye konuştu. Gerekli durumlarda riskli yapılaşmanın kaldırılması ve vatandaşların güvenli alanlara taşınması gerektiğini kaydeden Kalyoncu, dere yataklarına yeni yapılaşmaya izin verilmemesi ve mevcut yapıların sürekli denetlenmesi çağrısında bulundu. Yoğun yağışlarda kanalizasyon sularının sokaklara taşmasının halk sağlığını da tehdit ettiğini belirten Kalyoncu, yağmur suyu hatlarıyla kanalizasyon hatlarının birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Bazı bölgelerde iki sistemin birleşik olmasının yoğun yağışlarda kapasite sorunlarına yol açabildiğini ifade eden Kalyoncu, atık suların sokaklara taşmasının yalnızca ev ve iş yerlerinde hasar oluşturmadığını, çevre ve insan sağlığı açısından da risk yarattığını dile getirdi. Yağmur suyu ve kanalizasyon hatlarının ayrılmasıyla atık su arıtma tesislerinin üzerindeki yükün azaltılabileceğini kaydeden Kalyoncu, "Ayrı sistemler kurulduğunda yağmur sularının doğrudan kanalizasyon şebekesine yüklenmesi önlenebilir. Böylece atık su arıtma tesislerinin üzerindeki hidrolik yük azaltılır, enerji tüketimi düşürülebilir ve sistemin daha verimli çalışması sağlanabilir" ifadelerini kullandı. Kalyoncu, mevcut altyapının incelenmesi ve dönüşümün aşamalı olarak gerçekleştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

'YAĞMUR SUYUNU DEPOLAMALIYIZ'
Kuraklıkla mücadelede suyun korunması ve depolanmasının büyük önem taşıdığını belirten Kalyoncu, şiddetli yağışların ardından suyun yalnızca barajlara ulaşan bir kaynak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Yağmur sularının geçtiği alanlardaki atıkları ve kirleticileri de beraberinde taşıyabildiğine dikkat çeken Kalyoncu, içme suyu havzalarının korunması ve taşkınların ardından su kalitesinin kontrol edilmesi gerektiğini ifade etti. Yağmur suyunun ayrı hatlarla toplanmasının yanında, bu suyu depolayacak alanların da planlanması gerektiğini vurgulayan Kalyoncu, "Aksi takdirde suyu ayrı bir kanalla toplar, fakat sonunda yine denize göndeririz. Oysa doğru planlamayla hem taşkın riskini azaltabilir hem de kuraklık dönemlerinde kullanabileceğimiz bir rezerv oluşturabiliriz" diye konuştu. Kalyoncu, özellikle alt geçitlerdeki su baskını riskine karşı tehlikeli noktaların önceden belirlenmesi, yeterli kapasiteli pompalar ve otomatik uyarı sistemleri kurulması gerektiğini söyledi.
KORDON İÇİN ÖNLEM ÇAĞRISI
İzmir'de özellikle Kordon'da yaşanan deniz taşkınlarına da değinen Kalyoncu, kıyı şehirlerinde yalnızca yağmur ve dere kaynaklı taşkınların değil, fırtınalı dönemlerde deniz seviyesinin yükselmesi ve dalgaların kıyıya ulaşmasının da ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Dolgu alanları ve deniz seviyesine yakın bölgelerin gelecekteki deniz seviyesi değişimleri, fırtına koşulları ve dalga etkileri dikkate alınarak planlanması gerektiğini belirten Kalyoncu, Kordon'da yapılan küçük ölçekli duvarın yeterliliğinin bilimsel olarak değerlendirilmesini istedi. Kıyı koruma duvarlarının tek başına yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Kalyoncu, duvarların açık bölümleri, suyun yönü, dalga yüksekliği ve arka taraftaki tahliye kapasitesinin birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti. Kalyoncu, kıyı bölgelerinde kapsamlı risk analizleri yapılması ve uzun vadeli koruma planlarının hazırlanması çağrısında bulundu.İzmir'deki plansız ve kaçak yapılaşmanın altyapı sorunlarını derinleştirdiğini belirten Kalyoncu, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer'in kentteki yapıların yaklaşık yüzde 40'ının kaçak olduğuna ilişkin açıklamasını hatırlattı. Söz konusu oranın güncel durum açısından ayrıca araştırılması ve doğrulanması gerektiğini belirten Kalyoncu, kaçak yapılaşmanın kent yönetimi açısından ciddi bir sorun olduğunu ifade etti. "Her insanın kendi kararına göre bina yaptığı, imar kurallarının uygulanmadığı bir şehirde sağlıklı planlamadan söz edemeyiz" diyen Kalyoncu, yapılaşmanın denetlenmesi, imar planlarının uygulanması ve altyapının yeni yerleşim alanlarıyla birlikte planlanması gerektiğini vurguladı. Belediyelerin yalnızca mevcut sorunları çözmeye çalışmaması gerektiğini kaydeden Kalyoncu, yeni sorunların oluşmasını önleyecek adımların da atılması gerektiğini söyledi. Kalyoncu, şehirlerde taşkın sularını geçici olarak tutabilecek "sel tuzakları" oluşturulmasını önerdi. Bu uygulamaların yağış şiddeti, arazi ve altyapı koşullarına göre tasarlanması gerektiğini belirten Kalyoncu, geçirimli zeminler, yağmur bahçeleri ve yeşil alanlarla suyun toprağa sızmasının ve yer altı sularının beslenmesinin sağlanabileceğini söyledi. Taşkın risk haritaları ve erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılmasını isteyen Kalyoncu, altyapı yatırımlarına ölçülebilir hedefler konulması ve riskli bölgelerde yaşayanlara güvenli konut ve taşınma desteği sağlanması gerektiğini vurguladı.
'ALTYAPIYA YÖNELİN'
ŞEHİRLERİN altyapısının yalnızca geçmişte ölçülen ortalama yağışlara göre planlanmaması gerektiğini belirten Kalyoncu, iklim değişikliğiyle birlikte yaşanabilecek aşırı yağışların ve gelecekteki nüfus artışının da hesaba katılmasını istedi. Dere yataklarının korunması, yağmur suyunun depolanması, kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarının ayrılması gibi önlemlerin birlikte uygulanması gerektiğini kaydetti. Belediyelerin altyapı yatırımlarını günü kurtarmak için değil, gelecekteki iklim ve nüfus koşullarını dikkate alarak gerçekleştirmesi gerektiğini vurgulayan Kalyoncu, "2020'li yıllarda da defalarca dile getirdiğim gibi belediyelerin bütün işini gücünü bırakıp altyapıya yönelmesi gerekiyor. Şehirlerimizin altyapı sorunlarını çözmeden, plansız büyümeyi sürdürerek güvenli bir kent oluşturamayız. Vatandaş için felaket olan olaylar, şehri yönetenler açısından önlem alınması gereken risklerdir. Selin ne zaman geleceğini bilemeyebiliriz ama riskin nerede olduğunu biliyorsak önlem alabiliriz" ifadelerini kullandı.