"Müzisyenler toplumun melodik sesidir. Şarkılarla doğruyu yanlışı anlatırız"
RÖPORTAJ: FARUK DEMİR
Edip Akbayram, meslekte koca bir 40 yılı deviren, Anadolu'yu 18, dünyayı ise 2 kez dolaşan bir müzik devi. Mahsuni Şerif'in türkülerini Batı müziği formunda kitlelere ulaştıran Akbayram, mesleğinde 40 yıl boyunca ayakta kalmanın haklı gururunu yaşıyor. Müzikte aldığı uzun yolun yanı sıra yasaklı geçen yıllarına dair anılarını da bizimle paylaşan sanatçı, "6 ay boyunca televizyonda görünmeyen adamlar unutuluyor ama şükür ki 40 yıldır buradayım" diyerek Türk halkına olan minnetini de dile getiriyor.
Sizin enteresan bir çizginiz var. Türkiye'de bunu başarmak zor olmuyor mu?
Bu her sanatçıda olması gereken bir şeydir. Ama ne yazık ki sanatçıların yüzde 80'i kendine popülist alanda yer bulmaya çalışıyor. Arkadaşlarımız bilmeli ki bir sanatçı ürettiği ile vardır. Sanat dünyanın her yerinde toplum içindir. Ressam dünyanın en güzel resmini yapsın, odanın içinde kaldığı sürece ne önemi var? Ben 40 yıldır müziğin içindeyim. Hala meydanlarda 3 kuşak, Edip Akbayram'ı "Aldırma Gönül"üyle, "Hasretinle Yandı Gönlüm"üyle, "Mehmet Emmi"siyle, "Garip"iyle tanıyor. Bu nedir? İstikrardır.
40 yıllık sanat yaşamınızda zaman zaman sıkıntılar da çektiniz. Hiç "Bıktım" dediğiniz oldu mu?
40 yılda tutuklandık, yasaklandık, konserlerim iptal oldu, 3-4 sene çalışamadık. Bugünün gençleri şanslı. Bir dönem bir tek TRT vardı ama en üretken dönemimde 10 sene yasaklandım. Sebebi de Nazım Hikmet okumak, Mahsuni Şerif türkülerini seslendirmek. 10 sene TV'ye çıkartılmadım ama meydanlarda beni sahiplendiler. Şu anda 6 ay TV'ye çıkmayan adam unutulur, ama çok şükür 40 yıldır buradayız.
AİLEM DEMOKRATTI
Müzik aileden mi geliyor?
Ben Gaziantepliyim. Çocukluğumdan beri hep babamın dizinin dibinde ondan türküler dinledim. Lise sıralarında amatör bir grup kurdum. 72'de Altın Mikrofon 1.'liği kazandım. 45'lik plağın arkasını doldurmak için kullandığım Aşık Mahsuni Şerif'in "Tanrım Bana Bir Can Vermiş Boşu Boşuna" adlı parçası dönüm noktam oldu. Ondan sonra 74'te kalktım Elbistan'a gidip Mahsuni Şerif'le tanıştım ve 85'e kadar Aşık Mahsuni'nin hit parçalarını hafif batı müziği (Anadolu pop) temaları içinde, o günün gençliğine sunmaya çalıştım. O zamanların siyasi konjonktürü çok önemliydi, bir sol müzikal vardı. Örgütlü bir toplumdu Türkiye. Bizim aile de demokrattı. Yetişmemde ailemim etkisi oldu ve sosyalist bir insan olarak müzikteki mücadeleme devam ettim.
Anadolu türkülerini bu formatta sunan ilk insanlardansınız.
O zaman bir aranjman modası vardı. Hazıra konularak sunuluyordu. Ben türküyü deforme etmeden Mahsuni'nin duygularını hissederek okuyordum. Ama içinde bağlama var diye hep TRT'den geri dönerdi şarkılarım. Sanat adına yasaklar, sansürler engellemeler Türkiye'ye çok şey kaybettirdi.
Repertuvar oluştururken sese gidecek türkü lazım. Mesela siz bir albüm yaparken nasıl gelişiyor süreç?
Bir albümün başarısındaki en büyük etken repertuvardır. 10-12 parça koyuyorsam hepsinin de toplumun 7'den 70'ini kapsaması, her yaştan insanın aynı keyfi alabilmesi önemli. Yeni yıla yeni albümle giriyorum. Şu anda 200 türküden 12 tanesini seçeceğim. Sonrası keyifle okunacak.
Albümlerinizi tanıtırken zorluk yaşıyor musunuz?
Eskiden turnelerle gezerdik. Şimdi ekipler, basın danışmanları, TV programları. Çok basit.
Peki bu çalışmalar sürerken gündemi de dikkate alıyor musunuz?
Ben sokaktan beslenen bir insanım. Toplumun neyi dile getirmek istediğini çözmem lazım. Bir işçi yürüyüşünde olmam gerekiyorsa olmalıyım. Sanatçının bir tarafı her zaman muhaliftir. Buzulların erimesi, doğanın katledilmesi, emeğin sömürülmesine karşı çıkar. Haksızlığa, sömürüye karşıyım ben, hepimizin görevi de budur. Müzisyenler toplumun melodik sesidir. Şarkılarla sözlerle doğruyu yanlışı anlatırız bizler. 3 maymunu oynayana sanatçı denemez.
Kızınızla bir ara projeler yaptınız o profesyonel müzik yapacak mı?
Kızımın biraz daha geride vokal yaparak pişmesi lazım. Müzik emekçiliğini öğrenmeli. İsterse ileride güzel bir albüm yapabilir. Belki bu albümümde de 1-2 şarkıda bana eşlik edebilir.
Bir Türkiye profili çizer misiniz? Dünyayı gezdiniz 40 yılda neler oldu?
2 defa dünyayı gezdim. Türkiye'nin en büyük kaybı basiretsiz hükümetlerin başa gelmesiyle yaşandı. Bu ülkeyi iyi yönetememişler sürekli yasaklar, kitaplar yakılmış, o engellenmiş, bu sürülmüş, olamaz böyle şey. Bir ülkenin en büyük damarı sanat damarıdır. Kimse kimsenin etnik kimliğine, başörtüsüne bakmazdı. Birileri bu ülkede oyunlar oynuyor. Bugün sanayimizle kapımızı açmamız gerekirken biz laik-antilaik, Türk-Kürt gibi şeylerle kapılarımızı kapatıyoruz. Bu ülkeye yazık değil mi?
6 MİLYON KİŞİ DİNLEDİ
Beste çalışmalarınız ne durumda?
İlk çalışmalarımda bestelerim vardı ama türkü ağırlıklı çalışmaya başlayınca beste yapmayı bıraktım. Seninle beraber çıktığımız Cumhuriyet Konserleri ve senin "Sarı Saçlım Mavi Gözlüm" ile sen, ben. Bu ekip unutmayacağım şeylerdendir. Elton John 50 bin kişiye konser verdi diye haber çıkıyor. Biz 3 konserde 6 milyona ulaştık. Üç vilayette kimse bunu başaramaz.
Gençlere, ülkeye nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
İnsanlar sevdikleri işleri yapsınlar. Bugün Türkiye'de kimse kendi işini yapmıyor, bu da büyük bir eksik.
MÜYORBİR'de yönetim kurulu üyesisiniz. Türkiye'de sanatçı hakları nasıl?
Yere çakılmış olan sektörü ayağa kaldırmak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz.
Yeni Asır'la ilgili neler söylemek istersiniz?
Yeni Asır'la senelerdir tanışıyoruz. Ege'ye imzasını atmış bir gazete. Fuar günlerinden de bildiğimiz kadarıyla Yeni Asır, Ege'nin sorunlarını ele alıyor. Buradan tüm Egelilere sevgi, saygı ve dostluklarımı iletiyorum.
Fuar, sanatçının karnesi gibiydi Ege dendiğinde, İzmir dendiğinde neler geliyor aklınıza?
Denizin olduğu yerde kültür her zaman farklıdır. Ülkemin her toprağını seviyorum. Ama oralar evrensel aydınlık kültürü olan yerlerdir. Hep sıcak ve canlı geçer orada konserlerimiz. Ama önemli olan Ankara'nın ötesine geçebilmek. En büyük ilkem sanatın ve kültürün gitmediği yerlere sanat götürmek. Bunun için 18 defa Anadolu turnesiyle Türkiye'yi dolaştım.
İzmir Fuarı'na katıldınız mı?
17 yıl üstüste katıldım. O zaman bizlere, bir sanatçı karnesi gibiydi. Orada çıkan artık karnesini almış sınıfını geçmiş gibi oluyordu. Ama orada da deformeler olmaya başladı. Ben de en güzel yerinde bıraktım.
