Bugünkü konuğumuz Türkiye'nin ilk kadın kaymakamı ve İzmir'in ilk kadın vali yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, "Türkiye'de bir kadınsanız çocuk ve kariyer bir arada olmaz" diyor...
MİLYAR DOLARLARA HÜKMEDEN KADINLAR / SEDA KAYA GÜLER
İstanbul'da doğup büyüyen, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun olan Özlem Bozkurt Gevrek, İngiltere'deki International School'da İngiliz İdare Sistemi eğitimi aldı. 'Birleşik Krallıkta Devlet Memurluğu' adlı çalışmayı hazırladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Ankara Kaymakam Adaylığı Kursu'nu tamamladı. 1991'de kadınlara kaymakamlık hakkının tanınmasıyla sınava girdi ve 1992'de Türkiye'nin ilk kadın kaymakam adayı olarak göreve başladı.
GELENEKSEL DEĞERLER
Çankırı'nın Orta, Ağrı'nın Hamur, Ankara'nın Ayaşlı ilçelerinde kaymakamlık yaptı. Nevşehir valiliği kararnamesi Cumhurbaşkanı Sezer'den dönen Özlem Hanım, 2009'dan beri İzmir'in kadın ve sosyal hizmetlerden sorumlu vali yardımcısı. Milli eğitimdeki öğretmenlerinin yüzde 75'inin kadın olmasına rağmen, okul müdürlerinin yüzde 95'inin erkek olmasını, emniyete çok sayıda kadın polis memuru alınmasına karşın yönetici kadronun erkeklerden oluşmasını, kadın kaymakamların sayısının az olmasını 'toplumun geleneksel değerleri'ne bağlıyor.
"Çünkü hem kadınların kendini geliştirme, yetiştirme, insiyatif alma hususunda bir isteksizliği var, hem de erkeklerin bizim adımıza bizim isteksiz olacağımıza dair kanaatleri var" diyor.
* Siz bu noktaya gelirken neler yaşadınız?
- Açıkça söyleyeyim 'Çocuk da yaparım, kariyer de!' hikayesine inanmıyorum. Türkiye'de bir kadınsanız, aynı anda ikisi birden olmuyor. O yüzden gecikmeli olarak, Türkiye'de geç olarak tanımlanabilecek bir yaşta, 30 yaşında evlendim. Yine geç yaşta, evliliğim oturduktan sonra çocuk sahibi oldum.
* Planlı ve programlı hareket ettiniz...
- Zorundasınız. Kendim mutlu olmadığım sürece çocuğumun mutlu olacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla evliliğimde belli bir mutluluğu yakaladıktan sonra, arzu ettiğim zaman, arzu ettiğim bir çocuğa sahip oldum. Kızım, hayattaki en değerli varlığım ama her şeyin ötesinde değil. Kariyerimde mutlu olmazsam asla onu mutlu edemeyeceğimi biliyorum.
* Anne olmak zor mu?
- Hem de nasıl! Anne olmak 9 ilçe yönetmeye bedel. Ama bir de şu var: Ben kaymakam olabilmek için 15 yıllık normal eğitimin üzerine 3 yıllık kaymakamlık eğitimi aldım ama anne olmak için bir eğitime gerek duyulmuyor! Her isteyen anne oluyor, anneden kalma usullerle, konu-komşunun görüşleriyle bu iş yapılıyor.
ŞARTLAR ZORLANMALI
* O yüzden yanlış yapılıyor...
- Anne baba okulları yok. Oysa en önemli rollerden biri anne-baba olmak. Anne olduktan sonra zorluklarım oldu elbette, kaymakamlıkta 'gece-gündüz' kavramı yok. Dolayısıyla çocuğun doğal ihtiyaçlarının karşılanması için sürekli bakıcı ihtiyacımız oldu. Gözüm arkada kaldı. Mastır programı için İngiltere'ye kucağımda çocukla gittim, bir yandan onu sallarken, diğer yandan bilgisayarda makale okudum. Hiçbir şey gümüş tepside sunulmuyor. Şartları zorlamanız gerekiyor.
* Engellere rağmen bunları yapılıyorsa bir de koşullar uygun olsa kimbilir neler olur?
- Adil olmayan bir yarış, kadının yarışı. Hayatın tüm aşamasında geçerli bu. O yüzden önce bu bakışın değişmesi, değişinceye kadar da destek, kota gerekli. Bürokratik, siyasal, sosyal her alanda. Bu bir ayrımcılık, ayağılama değil, zorunluluk.
Kadının işi çok zor
. Türk toplumunda kadına, kız ve erkek çocuğa sahip olmayla birlikte atfedilen değerler var. Kız çocuğuna hamile kaldığında çirkinleşir ama erkek çocuğunda güzelleşir gibi. Bunu ben de yaşadım, yüzüme söylediler.
. Kız çocukları cicili bicili kıyafetlerle büyütülürken, erkeklere maviler, asker, kovboy elbiseleri giydirilir.
. Kızlara inci, ipek, böcek gibi isimler verilerek, korumaya muhtaç, sevgi ve şefkatle yaklaşılması gereken bir varlık muamelesi yapılır, erkeğe ise cesur, mert, savaş gibi gücü bağdaştıran isimler konulur.
. Su kız çocuğundan istenir, erkek çocuğuna ise su verilir. Kız ve erkek çocuklarının beynini bu şekilde yıkıyoruz, eğitim sistemimizle de destekliyoruz. Hayat bilgisi kitaplarında anne evde çalışır, erkek dışarı çıkar, anne sosyal bir güvenlik kurumuna tabii değildir; Türkiye'de kadınların yüzde 71'i hala böyledir. Yani kadının emeği değersizdir, erkekse statü sahibidir ve güçlüdür.
. Kadın eğitimli bile olsa, öyle bir koşullanmıştır ki, işyerindeki mesaiden çıktıktan sonra, evdeki ikinci mesaisine başlar. Ev işlerini yapmaya o kadar endekslidir ki, mesaiye kalıp kendisini geliştirmeyi, herhangi bir dil öğrenmeyi düşünemez.
. Düşünse bile bunu yapacak koşulları, destekleri bulamaz. Akşam altıdan sonra açık olan bir kreş var mıdır ki kadın gönül rahatlığıyla çocuğunu bırakıp gitsin? Bir sivil toplum örgütünün çalışmasına katılsın, bir siyasi partinin faaliyetinde bulunsun, bir akşam yemeğine çıksın ya da en temel ihtiyaçlarından birini yapsın veya bir hafta sonu seminere katılsın?
. Dolayısıyla bir kadının meslekte yükseleceğini düşünmesi çok zor, düşünse bile eyleme geçirmesi daha da zor.
