• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • İkindiye 23:55:00
  • BIST 78.384,78
    EURO 4,4760
    USD 3,8608
    GBP 3,8608
    CHF 3,8608
    JPY 3,8608

"Fuar günlerini özlüyorum"

Sanatçı Atilla Özdemiroğlu, "Tiyatro, müzikhol, konser, gece kulübü... İzmir Fuarı bir zamanlar bunların hepsini barındırırdı. Bazı güzel oluşumların üzerinden zamanla elimizi çekiyor, ciddi projelerle geliştirmek yerine rutin akışına terk ediyoruz. Bu durum beni üzüyor. Fuar yeniden canlanmalı" diyor

25.04.2010, 00:00

FARUK DEMİR

Yeni Asır'da bugüne kadar yayınlanmış röportajlarımdaki sanatçı arkadaşlarımla, uzun yıllara dayanan dostluklarım var. Hepsi de birbirinden değerli arkadaşlarım ancak, bugünkü sanatçı ağabeyimin bende başka bir özelliği var. Atilla Özdemiroğlu, ülkemiz müzik adamları açısından hakikaten bir kilometre taşı. Ama bana göre ve biz sanatçılara göre en önemli özelliği, telif haklarının yılmaz savunucusu olması. Telif haklarıyla ilgili bilincin Türkiye'de yerleşmesi için vermiş olduğu büyük mücadele, bugün gelinen noktada daha iyi anlaşılıyor.
Biz, Atilla ağabey ile 1999'a kadar birebir tanışmıyorduk. Ta ki o dönemde TBMM'de makam odama MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) temsilcileri gelene kadar. O gün beni MESAM üyesi yapmak üzere odama kadar gelen Atilla Özdemiroğlu başkanlığındaki yönetim, sadece beni değil, bestesi, sözleri, şiirleri olan tmü milletvekillerini (Rahmetli Bülent Ecevit, Yılmaz Karakoyunlu, Yavuz Bildik) üye yaptılar. Belli bir vizyon gerektiren bu girişimle başlayan dostluğumuz, Atilla Özdemiroğlu ile bugüne kadar artarak devam etti. 2003 yılında ben ilk olarak MESAM Yönetim Kurulu üyeliğine seçildiğimde, Atilla Ağabey'in biraz dinlenme gerekçesiyle başkanlığı ve üyeliğini bırakması beni ziyadesiyle üzmüştü. Ama iki ay önce yapılan seçimde 7 yıl sonra yeniden aynı yönetimde bir araya geldiğim Atilla Özdemiroğlu, MESAM'ın kaptanlığını da yürütüyor artık. Telif hakları ile ilgili mücadelede yeni bir dönemin de başlangıcı olarak kabul edilen bu dönemle ilgili bakın kendisi neler anlatıyor:
-Kaç yıldır müziğin içindesiniz?
Müziğe doğduğum kent Ankara'da altı yaşında konservatuar öğretmenlerinden mandolin, yedi yaşında keman dersleri alarak başladım. Bu enstrümanlara daha sonra yine genç yaşlarımda sırasıyla flüt, vibrafon, trombon, piyano çaldım, son yıllarda çello ilave oldu. Beste ve orkestrasyon yapmaya da 17 yaşımda başladım. Klasik Batı Müziği yanında Ankara Musiki Sevenler Cemiyeti'nde altı yıl kadar Türk Müziği üzerine de çalıştım. Demek altmış yıldır müziğin çoğu alanında çalışma yapıyorum.

ZENGİN BİR KAYNAK
-Ülkemizdeki müzik akımlarını sınıflandırabilir misiniz, sizce dünya ile özleştiğimiz ya da ayrıştığımız noktalar neler?

Ülkemiz müzik çeşitliliği açısından birçok kültürü kucaklayan dünyanın nadir bir cenneti. Asya'yı Avrupa'ya bağlayan konumu ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çok kültürlülüğe dayanan politikası, ülkemizin kültürünü oluştururken, tüm dünya kültürlerine de açık olmuş ve zenginleşmiştir. Bu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenciliğim sırasında hocam Mümtaz Soysal'ın söylediği gibi ülkemiz, biz sanat üretenler için muhteşem bir kaynaktır ama aynı zamanda bu zengin kaynaktan neler yaratabileceğimiz de bir o kadar zor ve çalışma gerektirmektedir.
-MESAM'a yeniden döndünüz. Neden?
MESAM'a yeniden dönmemin tek sebebi eser sahiplerinin birlik ve bütünlüğünün bozulmuş olmasıdır. Bu durum eser üreticileri açısından ciddi hak kayıplarına sebebiyet vermektedir. İlk başarı yılları, bu birliğin hayata geçtiği dönemdir. Sonra eser sahipleri anlamsız bir şekilde çoklu meslek birliklerine bölündüler ve koruma zayıfladı. Bugün mutlulukla görmekteyim ki artık bir olma bilinci tabanda en ufak eser sahibine kadar yerleşmiş ve hayata geçirilmek üzere güçlü bir istek ve baskı oluşturmaktadır. Bu durumda geçmişteki deneyimlerimin tekrar bir olma sürecine katkısı olacağımı düşünmekteyim.

GURUR VE MUTLULUK
-Ülkemizin telif fotoğrafını çeker misiniz?

Bir ülkede düşünce ürünlerinin (Fikri Haklar) korunma seviyesi aynı anda o ülkenin önde gelen gelişmişlik seviyesinin de göstergesidir. Bu açıdan ülkemiz 1951 yılında yayınlanan 5846 no'lu Fikri Hukuk Yasası'nı ancak 1987'den sonra hayata geçirebilmeye başlamıştır. Bugün MESAM'ın 180 ülkeyle olan karşılıklı anlaşmaları işlemekte, dolayısıyla yıllardır bu konuda kara listede olan ülkemiz artı bu konumdan çıkarılmış durumdadır. Bu da hepimiz adına gurur ve mutluluk vericidir.
MESAM yedi bine yaklaşan üyeleri ile birlikte aynı statüde dünyadaki milyonlarca eser sahibinin haklarını korur durumdadır.
-En popüler eserleriniz hangileri?
Ben besteci olarak çok geniş alana yayılmış bir çalışma yapmaktayım. Film müzikleri, şarkılar, klasik müzik eserleri, müzikaller, caz müziği eserleri, folklor ve Türk müziği eserleri... İnan, bunları bu röportajda saymam mümkün değil.
-Şu sıralar sanat çalışmalarınız ve özel yaşamınızla ilgili paylaşmak istedikleriniz?
Özel yaşamıma gelince ikisi büyük yaşta dört çocuğum ve mutlu bir yuvam var. Bugün ikiz kızlarım Lidya ve Lara'nın 14. doğum günü ama ne yazık ki ben bir televizyon programına, oradan da Eskişehir'e gitmek durumundayım ve günümün büyük bölümü MESAM'la ilgili görüşmelerle geçiyor. Ailemle birlikte olamayacağım için çok üzgünüm.

KÖKLÜ BİR GAZETE
-Yeni Asır Gazetesi, İzmir, Ege ve fuarla ilgili duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Yeni Asır, gençlik yıllarımdan beri zevkle okuduğum ülkemizin nadide, köklü bir gazetesidir. İzmir bu açıdan da çok şanslı bir kent. İzmir Fuarı'na gelince... Eski günlerini hatırlıyor ve özlüyorum. Tiyatrolu, müzikhollü, konserli, gece kulüplü fuarı... Bazı güzel oluşumların üzerinden zamanla elimizi çekiyor, ciddi projelerle geliştirmek yerine rutin akışına terk ediyoruz. Bu durum beni üzüyor. Örneğin 1986 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi'nde başlattığımız ve Akdeniz müzik ve kültür bütünlüğünü geliştirmeyi amaçlayan Akdeniz-Akdeniz müzik şenliği ancak üç yıl sürebildi. Belediyenin desteği yok olunca kurucuları arasında olduğum Aksav (Antalya Kültür ve Sanat vakfı) bu güzel ve turist cezbeden oluşumu devam ettiremedi. Tüm Yeni Asır okuyucularına sonsuz sevgilerimi iletir, mutlu günler dilerim.

Kimdir?
5 Ocak 1943'te Ankara'da doğdu. Babası yüksek teknik okul öğretmeniydi.
Müziğe sekiz yaşında keman dersleri alarak başladı. Okul yıllarında flüt, vibrafon, kontrbas ve trombon gibi müzik aletlerini çalmayı öğrendi. Lise yıllarında Yurdaer Doğulu ile birlikte keman-gitar ikilisi ile konserler verdiler ve daha sonra ilk pop gruplarından Jüpiters'i kurdular. Hukuk Fakültesi öğrencisi iken Ankara üniversitelerarası oda orkestrasında keman çaldı. Aynı yıllar yerli ve yabancı çeşitli müzik gruplarında çalıştı. Daha sonra Emin Fındıkoğlu ile armoni, kompozisyon ve aranjman teknikleri üzerine yoğunlaştı, aynı anda Erol Pekcan caz grubu ile radyo emisyonları ve konserler verdi. 1966'da Durul Gence 5 orkestrası ile çalışmak üzere İstanbul'a geldi ve Ajda Pekkan'ın ilk şarkılarına aranjör olarak imza attı. Daha sonra Sırasıyla Durul Gence, Şerif Yüzbaşıoğlu orkestralarında çalıştı. Selçuk Başar ve Garo Mafyan ile İstanbul Gelişim Orkestrası'nı kurdu. 1973'te sahne çalışmasını bırakan Özdemiroğlu, Şanar Yurdatapan ile kurduğu Şat Yapım'da daha çok aranjör, besteci ve stüdyo müzisyeni olarak çalışmaya devam etti. Bu dönemde Nilüfer, Sezen Aksu, Kayahan gibi birçok şarkıcının ilk çalışmalarını yaptı. 1979'da Yedi Kocalı Hürmüz müzikali ile birlikte müzikal çalışmalarına da başlayan besteci 25 kadar film müziği bestelemiş ve bunlarla 6 Altın Portakal ödülü kazanmıştır. Bestecinin "Tanrım", "Firuze", "Kalbim Ege'de Kaldı", "Petrol", "Rakkas" gibi birçok hit eseri hala güncelliğini korumaktadır.