19 yüzyılda İzmir'i gezen bir seyyah Müslüman mahallelerinde klasik bir doğu kenti, Frenk Mahallesi'nde Güney Fransa'nın bir sahil şehri, Rum mallelerinde ise Yunan adalarından izler bulabilirdi
19. yüzyıla gelindiğinde İzmir, Osmanlı ülkesinin en önemli ticaret kenti durumuna gelmişti. Yüzyıl ortasında şehirde on yedi ülkenin diplomatik misyonu bulunuyordu.
Venedik Cumhuriyeti'nin İzmir konsolosluğu 1669 yılında açılmıştı. Sultan Birinci Murat zamanından beri Venediklilerin geniş ticaret filosu, Osmanlı ülkesinde faaliyette bulunmaktaydı. Cenovalıların ticari etkinlikleri ise çok daha eskiye dayanıyordu. İngiliz ve Fransız tacirlerin varlıklarını ve güçlerini artırmalarıyla bu iki topluluğun İzmir'in ticaret hacmindeki payları azaldı.
BÜYÜK KİTLELER
Fransızlar, ciddi kitleler halinde İzmir Limanı'nda ilk kez 1530'lardan itibaren görülmeye başlandılar. 18. yüzyılın ortalarında ise İzmir'de Fransız asıllılarca işletilen yaklaşık otuz şirket bulunuyordu. Fransız İhtilali'ni takip eden çalkantılı dönem, Fransa'nın Osmanlı ülkesindeki ticari faaliyetlerini de etkiledi. Böylelikle 19. yüzyıla gelindiğinde İngiliz tüccarlar, Osmanlı ülkesinde ve İzmir'de en baskın yabancı grup haline geldiler. İngilizlerin Osmanlı ticari pazarı üzerindeki hakimiyetleri, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına dek devam etti.
AKDENİZ'İN YILDIZI
19. yüzyılın başlarında değilse de sonlarına doğru İzmir'in bir şehir olarak neye benzediği aşağı yukarı bilinmektedir. Kent merkezinin güneyinde, Kadifekale eteklerinde Müslüman ve Musevi mahalleleri, rıhtım boyunca Levantenlerin ev ve ticarethaneleri ile bunların arasında Rum ve Ermeni mahalleleri, varlıklarını 1922 sonlarına dek sürdürdüler.
Yazılı bilgi ve belge olarak eldeki yegane kaynak, salnameler ve gezginlerin yayımladığı notlardır. Kimi gezginlerin "Küçük Paris" benzetmelerine karşılık İzmir'de ne Türkler, ne Rumlar ve ne de Levantenler arasında kalburüstü yazar ya da edebiyatçıya rastlanmıştır.
Bu yüzden şehrin sosyo-kültürel yapısı hakkında neredeyse her kafadan farklı bir ses çıkmaktaydı. Özellikle gezginlerin notlarında nüfus, sosyolojik yapı ve hatta şehrin genel tasviri noktalarında dahi çelişkili anlatımlara rastlanıyordu.
Alphonse de Lamartine şöyle yazmıştı: "İzmir, benim bir Doğu kentinden beklediğim hiçbir şeye yanıt vermiyor; O, Küçük Asya'nın kıyısında bir Marsilya'dır; Avrupalı tüccarların Paris ve Londra'daki gibi yaşadıkları geniş ve zarif bir tezgahtır."
Buna karşılık Lamartine ile yaklaşık aynı dönemde İzmir'i ziyaret eden Gautier d'Arc, şehri şu sözlerle anlatmıştı: "Orada tüm Asya bulunur. Orada, Arap masallarının parlak düşleri gerçekleşir; orada Doğu, bütün şatafatı, ihtişamı, renkli biçimleri, eski yüceliğiyle gelişir."
İki yazar da "Smyrna'ya gittim, şehri gördüm" diyeceklerdir. O halde anlatımlardaki bu çelişki nasıl açıklanacak?
KOZMOPOLİT YAPI
Bu sorunun yanıtı, Smyrna'nın kozmopolitliğinde aranmalıdır. 19. yüzyılda Smyrna ya da Zimirni ya da İzmir, içinde aynı anda üç dört farklı kentsel dokuyu barındıran ve kelimenin tam anlamıyla "karman çorman" bir şehirdi. Müslüman mahalleleri, ziyaretçiye klasik anlamda bir doğu şehri silueti sunarken, seyyahın Frenk Mahallesi'nde gördükleri, ona Güney Fransa'nın bir sahil şehrinde olduğu izlenimini rahatlıkla verebilirdi. Rum mahallelerini gezen bir yabancı ise kendini belki bir Yunan adasında hissedebilirdi.
Bunlardan ötürü, Osmanlı ülkesine yaptıkları seyahatler içinde İzmir'de en fazla bir iki hafta kalan batılı gezginlerin eserlerinde anlattıkları, içerdikleri çelişkiler göz önüne alındığında çok da güvenilir olmamaktadır.
Örneğin ünlü Fransız yazar Alphonse de Lamartine, 1850 yılında ziyaret ettiği İzmir için "Avrupa, bu kadar Avrupai olan pek az kente sahiptir" diye yazmıştı ki bu, her haliyle çok iddialı bir nitelemeydi.
HEYECANLA ANLATTI
Yine bir Fransız, ise Lamartine'in aksine İzmir'de gördüğü bir Türk pazarının ve rastladığı deve kervanının heyecanlı betimlemesini "Develer dingin yürüyüşlerini sürdürürler ve gözden kaybolduklarında, bakır çanlarının titreyen sesi hala duyulur" diyerek bitirmekteydi.
Özetle, 19. yüzyıl, İzmir şehri tarihinin en renkli yüzyılı olmuştur. Kapitülasyonların şehirde yerleşmelerine olanak tanıdığı Avrupalılar, İzmir'in eski sakinleri olan Müslüman, Yahudi, Rum ve Ermeni halk ile çeşitli şekillerde kaynaşmış, ortaya kentsel anlamda kozmopolit bir yapı çıkmıştır.
Bu yüzden pek çok kişi, şehrin 19. yüzyılda sergilediği çeşitliliği araştırmaya değer bulmuştur. İzmir şehrinde bu dönemin sosyo-ekonomik etkinlikleri ve yaşam tarzları ile en renkli topluluğunu, şüphesiz ki Levantenler oluşturmaktaydı.
Venedik'ten gelen aile
Baltazzi Ailesi'nin 1700'lerin ortalarında Venedik'ten geldikleri belirtiliyor. O dönemde ticaretle uğraşan Baltazziler, Osmanlı Devleti'nin ilk bankası olan Dersaadet Bankası'nı kurdu ve denizcilik şirketi "Şirket-i Hayriye" için gemi ithalatı yaptı. Ailenin İzmir'deki arazilerinde tarım da yapılıyordu. Bugün turizm alanında faaliyet gösteren bir şirketi bulunan Alex Baltazzi, İzmir'in önde gelen işadamlarındandır.
Pennettiler tesis kurdu
Pennetti Ailesi, Napoli'den İzmir'e geldi. Ailenin ataları, İzmir'de ve Ege Bölgesi'nde ilk geniş çaplı sanayi tesislerinin kurulmasına öncülük etti.
YARIN: 1800'LERDE TİPİK "LEVANTEN"
