1919'da gündüz vakti kaçırılan 8 yaşındaki bir çocuk, İzmir'i tarihinin en büyük fidye krizine sürükledi. Çerkez Ethem'in adının karıştığı ve dönemin en yüksek fidyelerinden birinin istendiği bu film gibi hikâyenin bilinmeyenlerini derledik...

1919 yılının şubat ayında İzmir, Osmanlı son döneminin en cüretkar fidyecilik vakasıyla sarsıldı: Şehrin valisinin 8 yaşındaki oğlu güpe gündüz kaçırıldı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında İzmir'i idare eden Vali Rahmi Bey, hem Levantenlerle kurduğu dengeler hem de İttihatçı geçmişi nedeniyle dönemin en kritik figürlerinden biriydi.

Serbest bırakılmasından sonra Çerkez Ethem'in Alpaslan'a hediye ettiği fotoğrafı
8 yaşındaki Alpaslan, Bornova'da okul çıkışında yolunu kesen silahlı kişilerce bir faytona bindirilerek gözler önünde kente uzak bir noktaya kaçırıldı.
MÜTTEFİKLİKTEN HUSUMETE!
Kaçırma olayının arkasında, henüz Kurtuluş Savaşı'nın düzenli birliklerine katılmamış olan Çerkez Ethem ve adamları vardı. Amaç hem eski bir hesabı kapatmak hem de çeteye kaynak sağlamaktı.
DAĞDA GEÇEN 28 GÜN
Küçük Alpaslan, fidyeciler tarafından İzmir'in iç kesimlerindeki Bozdağ eteklerine götürüldü. Günlerce mağara ve dağ kulübelerinde saklanan çocuktan uzun süre haber alınamadı.

Alpaslan ve babası Rahmi Bey
TARİHİN EN YÜKSEK FİDYELERİNDEN BİRİ: 53 BİN REŞAT ALTINI
Çete, çocuğun hayatına karşılık 53 bin Reşat altını talep etti. Bu miktar, dönemin şartlarında bir kentin yıllık bütçesiyle yarışacak devasa bir meblağdı.
İZMİR AHALİSİ SEFERBER OLUYOR
Vali Rahmi Bey'in tutuklu olması ve bu parayı tek başına karşılayamaması üzerine İzmir halkı, esnafı ve ileri gelenleri çocuk için yardım kampanyası başlattı.

PARANIN TAMAMLANMASI
Eksik kalan devasa tutar, Bornova'nın tanınmış Levanten sanayicilerinden Henri Giraud ve Vali'nin yakın dostlarının finansal desteğiyle tamamlandı.
28 GÜNLÜK KâBUSUN SONU
Özet: Fidyenin ayarlanmasıyla birlikte küçük Alpaslan, 6 Mart 1919'da burnu bile kanamadan ailesine teslim edildi. Olay, işgal öncesi İzmir'in en çok konuşulan olayı oldu.
Hayatı boyunca bu tarihi anıyla anılan Alpaslan Arslan, yaşadıklarını ilerleyen yıllarda araştırmacılara aktardı ve 1988 yılında İzmir'de yaşama veda etti.